Bir Göç Hikâyesi
Anadolu insanının kaderini bir tren değiştirdi…Türkiye ile Almanya arasında imzalanan iş gücü anlaşması, binlerce Anadolu insanına “misafir işçi” statüsü kazandırdı. Anlaşmanın imzalanmasından hemen sonra, 27 Kasım 1961’de Sirkeci Garı’ndan bir tren kalktı.
Ne acıdır ki bu anlaşmanın ardından, sonraki yıllarda Avrupa’nın farklı ülkelerine de büyük bir göç dalgası yaşanacaktı.O ilk trenle yola çıkan Anadolu insanının hayali basitti: Birkaç yıl çalışacak, kazandığı parayı biriktirecek, belki bir traktör alıp köyüne, memleketine geri dönecekti.
Üç gün üç gece süren yolculuğun ardından tren Münih Garı’na, meşhur 11. perona yanaştı.
Onlar buraya iş gücü olarak çağrılmışlardı.
Kas güçleri, ciğerlerinin ve dişlerinin sağlamlığı ölçülerek seçilmişlerdi. Çünkü Almanya’nın o günlerde unuttuğu bir şey vardı:
Onlar yalnızca iş gücü değil, İNSANDI.
Arkalarında ailelerini, sevdiklerini, dostlarını ve memleketlerini bırakmışlardı. Niyetleri birkaç yıl çalışmak, birikim yapmak ve geri dönmekti.
Ama bilmiyorlardı ki çıktıkları bu yolculuk, 65 yıllık bir göç hikâyesinin yalnızca ilk lokomotifi olacaktı.
O ilk trenin ve ardından gelen trenlerin yolcuları, Almanya’nın savaşta yıkılmış fabrikalarını yeniden ayağa kaldırdılar. Otoyollarını yaptılar. Maden ocaklarının en derinlerine indiler. Tekstil atölyelerinde kumaşlar dokudular. Gece vardiyalarında çalıştılar, sabahları yeniden hayata tutundular.
Ve zamanla…
Misafirlikten ev sahipliğine geçtiler.
O ilk trenin Sirkeci Garı’ndan ayrılışının üzerinden 65 yıl geçti.
Bu süre içinde milyonlarca insan, farklı nedenlerle Almanya’ya göç etti. Kimi çalışmak için, kimi eğitim için, kimi ailesinin peşinden… Her biri giderken yanında yalnızca birkaç parça eşya taşımadı.
Kültürünü, dilini, mutfağını, türkülerini, geleneklerini ve hafızasını da beraberinde götürdü.
Tahta bavullarla başlayan bu yolculuk, zamanla yeni hayatlara, yeni nesillere ve yeni kimliklere dönüştü.
Bugün Almanya’nın sokaklarında, fabrikalarında, işletmelerinde, üniversitelerinde ve siyasette Anadolu’dan taşınmış bir hikâyenin izlerini görmek mümkün.
Bir zamanlar “misafir işçi” olarak görülen insanların çocukları ve torunları, artık bu ülkenin toplumsal dokusunun bir parçası.
Evet…
Anadolu insanının göç hikâyesi, bir trenle başladı.
Bir tahta bavul, birkaç parça eşya ve memlekete dönme umuduyla…
Ama o tren yalnızca insan taşımadı.
Bir kültürü, bir hafızayı ve Anadolu’nun hikâyesini Avrupa’ya taşıdı.
Ve belki de en önemlisi…
O trenin yolcuları Almanya’ya yalnızca emeklerini vermediler.
Kendilerinden bir parça bıraktılar ve Almanya’nın tarihine kendi hikâyelerini yazdılar.
-
Yüksel Arslan – Biografi
Yüksel Arslan – Araştırmacı Yazar 1965 yılında Erzincan’ın Tercan ilçesine bağlı Bulmuş & Palanga Köyü’nde dünyaya geldi. Çocukluk yıllarını Anadolu’nun köklü kültürel değerleri içinde geçirdi. İlköğrenimini köyünde, orta ve lise öğrenimini Erzincan’da tamamladı. 1980 yılında ailesiyle birlikte Almanya’ya göç ederek Grevenbroich kentine yerleşti. Anadolu’dan Avrupa’ya uzanan bu yaşam yolculuğu, ona farklı toplumları, kültürleri ve insan hikayelerini…
-
Dere Gaban
Yüksel Arslan Araştırmacı Yazar Dere Gaban Kültürümüzün efendisi (Dere Gaban) toplumların kültürel özellikleri incelerken ilk olarak inançları ele alınmakta, bu inançların, kişi ve toplum üzerinde rolleri gün yüzüne çıkarmaktır. Toplum etrafından kabul edilmiş, kutsal bir inancın bilinen hükümleri dışarıda kalan, fakat halk arasında yaygın bir şekilde yaşayan ve tespiti yapılan bu inançlara, bir anlam terimi…

