
Dere Gaban
Kültürümüzün efendisi (Dere Gaban) toplumların kültürel özellikleri incelerken ilk olarak inançları ele alınmakta, bu inançların, kişi ve toplum üzerinde rolleri gün yüzüne çıkarmaktır. Toplum etrafından kabul edilmiş, kutsal bir inancın bilinen hükümleri dışarıda kalan, fakat halk arasında yaygın bir şekilde yaşayan ve tespiti yapılan bu inançlara, bir anlam terimi olarak “ Halk İnançları” denilmektedir. Halk inançları söz ifade edildiğinde halk anlatıları ortaya çıkar. İşte Gaban Deresin Efsanesi tam bu noktada ortaya çıkıyor. Halk arasında ki bu anlatılar, bir toplumun geçmişini, yazılı olmaya sosyal normlarını ( örf, adet, gelenek, görenek, kuralları gibi) toplumların ilgili oldukları daha bir çok sözlü kültür bugüne ve geleceğe taşır. Halk anlatıları sayesinde toplumsal kimlikler oluşur, dengeler güçlenir ve toplumun kendine özgü özellikleri belirgin hale gelir. Bir halk alıntısı olan kutsalımız “Dere Gaban” efsanesi de, bütün bu özellikleri bünyesinde barındıran ve aynı zamanda Halk arasında kutsallığını koruyan sözlü kültürümüzün ürünüdür.. Biz de bu kutsal efsaneyi, anlatmak istedik…
Gaban Deresi ve üzerinde ki kaya parçası, sanki eski bir şehrin dar sokaklarında yürürken kendinizi bir labirentin içerisinde kaybolmuş gibi hissedersin. Köyün hemen önünde bir kale gibi duran,gökyüzüne yükselen bir kaya parçasıdır. Yöremizde ona kutsallık atfedilir. Güneş doğduğunda ilk ışık onun yüzüne değer, sanki sabahın selamını önce o alır. Çalı kuşu, en erişilmez zirvesine konar. Oradan etrafı izler, sağa sola dikkatle bakar. Yüksekten, açık görüşle. Sanki yaklaşan tehlikeyi herkesten önce görebilmek için o en tepededir. Zirveyi seçmiştir.. “Gaban Deresi” sadece bir taştan oluşmaz. O kaya, sadece bir taş değil, köyün sessiz korucusu gibidir. “ Gaban Deresi “ ve üzerindeki kutsal kaya parçası, köyün hemen önünde bir cephe görevi görür. Gökyüzüne yükselen o kutsal kaya parçası, yalnızca göğe uzanan bir taş parçası değildir. Ona yaklaşan her yolcu, önünde durur. Başını eğer, secde eder. Ellerini göğe açar duasını fısıldar.
Oradan geçmek, sıradan bir geçiş değildir, saygı ister. Hiç kimse önünde eğilmeden, hürmet göstermeden geçemez.
Köy Halkı, o kutsal kayaya yaklaşırken yol Erkan’ına girer gibi yaklaşırdı. Herkes başını eğer, gönlünden geçenle niyaz ederdi. Eller göğe açılırken söz değil, niyet konuşulurdu. Orada kimse yüksek sesle konuşmaz, herkes kendi içinde ki hakk’a yönelirdi. Zamanla bu yer, bir “dara durma” mekanı gibi anılmaya başladı. Darda kalan, gönlü sıkışan oraya gider, kutsal taşın önünde eğilir, içini dökerdi mum yakılırdı ve Lokma paylaşırdı. Ama asıl olan niyetin temizliğiydi…

-
Yüksel Arslan – Biografi
Yüksel Arslan – Araştırmacı Yazar 1965 yılında Erzincan’ın Tercan ilçesine bağlı Bulmuş & Palanga Köyü’nde dünyaya geldi. Çocukluk yıllarını Anadolu’nun köklü kültürel değerleri içinde geçirdi. İlköğrenimini köyünde, orta ve lise öğrenimini Erzincan’da tamamladı. 1980 yılında ailesiyle birlikte Almanya’ya göç ederek Grevenbroich kentine yerleşti. Anadolu’dan Avrupa’ya uzanan bu yaşam yolculuğu, ona farklı toplumları, kültürleri ve insan hikayelerini…

