HASAN SAĞLAM

Yazar, Yönetmen ve Müzisyen


Sonsuzluğa Dokunan Mizrap: Hasret Gültekin
Kerbela mı yakın, Sivas mı uzak? Bir hasret yazısını şiirle mi başlamalı? Sözün öncesine ne düşer? İntrosu hangi dilde olsa canını daha az yakar insanın? Kaç yalın ayak koşar bu yangını söndürmeye?
Bu yangın hiç sönmedi. Bu sorular hiç sorulmadı; zaten cevapları da yok. Varsa da yok işte. Devlette yok. Hükümette yok. Partilerde yok. O yüzden şiire sığınıyoruz ya… Alişer Efendi’nin “Benim çektiğimi erd û sema çekmedi” dizeleri bütün zamanların mazlumlarının feryadıdır; Azger köyünün yaylalarında, Koçgiri semalarında dolanır. Pir Sultan dostları bedbaht zamanlara kafa tutarak yarıyor karanlığı.
İşte Hasan Hüseyin:
“Hey fırat
neyleyim ben suyunu
yangınım kaç bin fırat
çilem kaç bin cehennem
her günüm bir Kerbela” diyerek Fırat’ın yangına koşmayan akışına sitem eder.
Ahı arşı boylayan Firik Dede, can paresi oğlu Behzat yakılırken “To chîto şilliya xo ne vorne, yi zalimo kê lacê mı vesna?” (O zalimler oğlumu yakarken sen nasıl yağmurunu yağdırmadın!) diye çığlığını saldıktan sonra bilmem kaç onlarca yıl cümle düşürmedi dilinden, sakalının teline dokunmadı. Ve sonra 2 Temmuz 1993… Aklımıza, vicdanımıza, yerimize, göğümüze düşen o alevler.
“Yangın karası günler tutuşturdum ömrüme
Temmuz’da ektiğim güller soldular hep kül renginde
gittiğin günden beri
yüreğim yangın yeri
sen küllerde savruldun
ben yandım diri diri” (1)
Temmuz güneşinin aleve dil dokundurduğu o alaca akşamda yükselen bed seslerin ardından bilmem ne kadar zaman geçti ki bu mısraları uydurmuştum. “Uydurmuştum” diyorum, zira gerçeği anlatmak için uydurmak gerek. Kırmancki-Zazaki’de bir deyim vardır: “hala ju kılame ımıs kê” — “hele bir ağıt uydur.” Neden mi uydurmak? Zira gerçek burada yalnızca totolojik bir kavramdır. Hele hele bu denli şiirin, resmin, melodinin bir arada katledildiği ölüm; ancak retorik bir anlatımla, yani ağıt uydurarak anlatılır. Gerçek mi? O hâlâ yanıyor.
Sivas; dünyada benzeri olmayan spesifik bir katliamdır. Bu kadar sanatçı, yazar, şair, tiyatrocu; yani bu denli aydınlığa özel saldırı, bir Pisagor’un okuluna bir de Madımak Oteli’ne yapılmıştır. Her biri ayrı bir cevahirdi kuşkusuz; Asım Bezirci’den Muhlis Akarsu’ya… Ve o gün bugündür duygu kantarımızın Hasret kefesi her daim ağır basıyor.
Üst üste düşen kar tanelerinin ağırlığınca eziliyor her günümüz. Farkında olmadan kopup gittiğimiz ezgilerden geriye kül rengi akşamlarımız kaldı. Sivas’ta kıyılmış bir temmuz serencamına kimsenin düşüreceği iki cümle kalmadı gayrı. Bu yüzden şiire sığınıyorum ben hâlâ. “Hasret” mesela, başlı başına bir imge değil mi? Ve Hasret olduğumuz her an kaçınılmaz olarak şiire ihtiyaç hasıl olur.
“Hiçbir romana sığmayacak
hiçbir yüzyıla hasretimiz
alnımdan kırgın sloganlarla bir şehir geçer her gün
bültenler kelle başı söz eder öldüğümüz ülkeden” (2)
Dersim Mazgirt Baba Mansur ocağından gelen pirin, zelzelede yerle yeksan olan Arıx köyü ve taliplerine yaktığı “Arıx” ağıtı zelzelenin korkunç draması ile daha sonra ma-tem günlerinde anaların feryad û figanı, Hasret Gültekin’in teli ile ciğerimize dokunuyor. El-ayak buz içinde iken; “Newroz 1” ve “Newroz 2” adlı kasetlerde Kırmancki-Zazaki ve Kurmanci kılamlarının avazını ince bir kıvrımla sansüre bulaştırmadan, akan bir nehir gibi iliştirdi soluğumuza, daha o yaşta, o çocuk yaşta. Hatırlamak mı Hasret’tir, Hasret mi hatırlamak? Bu ikilemden sıyrılıp 2 Temmuz’a düşürünce aklımı, bed sesi ile ferman eyleyen “yakın la yakın” naraları kulaklarımın zarını yırtıyor hâlâ.
Albüm çalışmalarında Dersim’i coğrafi olarak büyük bir titizlikle, bütünlüklü biçimde irdelemiştir Hasret. Kırmanci ve Kurmanci eserler; Koçgiri ve Dersim ezgilerini bugüne aktarmış büyük bir bağlama virtüözüdür kuşkusuz. Bugün bağlama çalan bir sürü gencin idolü olarak ezgilerde, kılamlarda yaşayan Hasret Gültekin; asırlar boyunca Sivas’ı yakanların karanlık yüzlerine tükürecek.
Bu kadar kısa bir ömre sığmayacak büyüklükte işler yaptı Hasret. Çalışmalarına baktığımızda bin yaşında bir ozan çıkar karşımıza. Feqiyê Teyran’dan Mehmet Çapan’a, Virani’den Pir Sultan’a derledikleri; bizi uçsuz bucaksız, namütenahi bir yolculuğa çıkarıyor. Yolun başı ve sonunun olmadığını anlıyoruz. Hasret’in sonsuzluğu gibidir tıpkı bu seremoni. Hasret Gültekin ve Sivas’ta yakılan canlarımız yoldalar. Zira “mutluluk yoldadır. Varılacak yerde değil.” (3)

Kişisel Kaynaklar
1 Hasan Sağlam
2 Selim Temo
3 Ralph Waldo Emerson


  • |

    Hasan Sağlam – Biografi

    HASAN SAĞLAM, Yazar, Yönetmen ve Müzisyen Hasan 1972 yılında Dersim’in Pulur (Ovacık) ilçesine bağlı Çerğat (Çambulak) Köyü’nde doğdu. 1985 yılında şiir yazmaya ve bağlama çalmaya başladı. 2011 yılından bu yana Almanya’da yaşamaktadır. Kitapları2005 yılında ilk şiir kitabı Dersim Seni Neremde Saklayayım? yayımlandı. Ardından şiir ve öykülerden oluşan Kırmızı’yı Sevmek (2011), Yasak Mıntıkanın Çocukları I –…

Ähnliche Beiträge

  • EL – Ekim 2026

    İsmail Taş Yazar EL El oğlu ve el kızıydılar…Genç, filinta gibi bir delikanlı, kız filiz gibiydi. Bir arkadaş ortamında tanıştılar. Hoşlandılar biri birlerinden. Moda deyimle, biri birlerinden elektrik aldılar ve sevdalı bir yolculuğa çıktılar. Önceleri kafelerde buluştular. Sonra sinemaya gittiler, yemeğe çıktılar. İyiden iyiye abayı yaktılar biri birlerine.Oğlan, aksesuar imalathanesinde, kız tekstil atölyesinde çalışıyordu. İkisi…

  • BENİM ANNEM

    Erol Arslan Yazar & Şair BENİM ANNEM Benim annem sırtında dağ taşırdıAnnemin sırtında dağlar kadar yük vardıBenim annemBağı bahçeyiYeni açan çiçekleriHafiften esen rüzgârı severdiAslında benim annem bin yaşındaBin yılın acısını yaşadı bu topraklardaAcısı yeşermesin diyeGözyaşlarını toprağa değilİçine dökerdiBenim annemKavgaya yürek taşırdıSol göğsünün altında atan kocaman yüreği vardıBenim annemYağan yağmurdan yükselen toprak kokusunuAçan gökkuşağınıGüneşin sıcaklığını severdiAslında…

  • DERSİM VE ALEVİLİK

    Cemal Zongür Araştırmacı Yazar DERSİM VE ALEVİLİKDersim tarihi objektif şekilde incelendiğinde, dünyanın diğer ticaret ve siyasi merkezleri kadar, büyük siyasi geçmişe sahiptir. Bunu var edense, Cumhuriyetle birlikte Tunceli adının verildiği Dersim’in merkez bölgesi, adeta her türlü saldırıya karşı doğal bir kale şeklinde olmasıdır. Onun için Kürtçe ya da Zazaca Dersim ismi, Gümüş Kapı anlamındadır. Bu coğrafyada…

  • |

    Hasan Sağlam – Biografi

    HASAN SAĞLAM, Yazar, Yönetmen ve Müzisyen Hasan 1972 yılında Dersim’in Pulur (Ovacık) ilçesine bağlı Çerğat (Çambulak) Köyü’nde doğdu. 1985 yılında şiir yazmaya ve bağlama çalmaya başladı. 2011 yılından bu yana Almanya’da yaşamaktadır. Kitapları2005 yılında ilk şiir kitabı Dersim Seni Neremde Saklayayım? yayımlandı. Ardından şiir ve öykülerden oluşan Kırmızı’yı Sevmek (2011), Yasak Mıntıkanın Çocukları I –…

  • Vurdular seni Lumumba

    İsmail Taş Yazar Vurdular seni Lumumba Demokratik Kongo Cumhuriyeti‘ nin bağımsızlık mücadelesinin önderi ve seçimle iş başına gelen ilk başbakanı olan Patrice Lumumba, 1960 yılında ABD‘ nin desteklediği General Joseph Mobutu tarafından düzenlenen darbe ile düşürülmüş, kurşuna dizildikten sonra, cesedi sülfürik asitte eritilerek yok edilmiştir.Lumumba, Afrika‘ nın Che Guavera’sıydı. Ülkesi için hayatını feda eden bir…