Bir gazetecinin susturulması, yalnız onun sözünü kaybetmesi değildir. O söz aracılığıyla duyulabilecek bir sorunun, sorulabilecek bir hesabın ve toplumun gerçeğe ulaşma imkânının da daralmasıdır. Basın özgürlüğünü, kendi sesimizin yarın nerede duyulacağını düşünerek de savunmalıyız.
✍️ Roj Arslan-Gülçehre
Eleştirel Yayının Bedeli: Sansür, Cezalar ve Kayyımlar
Medya Ne Gösteriyor, Neyi Görünmez Kılıyor?
Haber, Uzmanlık ve Toplumun Kendi Hayatını Sorgulama Hakkı
Üçüncü Bölüm | 3/7
Haber Nerede Kesiliyor?
Bir düşünce örneğiyle başlayalım.
Bir işçi, aylardır alamadığı ücretini anlatmak için bir gazeteciye ulaşıyor. Elinde belgeleri var. Gazeteci, işverenin yanıtını da alarak konuyu araştırmaya başlıyor.
Tam bu sırada çalıştığı yayın kuruluşunun yayını duruyor.
İşçinin alacağı ortadan kalkmıyor. Belgeler değişmiyor. Ancak sorunun duyulabileceği yollardan biri kesiliyor.
Bu örnek belirli bir olayın kaydı değildir. Basına yönelik bir müdahalenin, haber merkezinin dışında yaşayan insanı da nasıl ilgilendirdiğini düşünmek için kurulmuştur.
Önceki bölümde hangi haberlerin öne çıkarıldığını sorduk. Şimdi ondan önce gelen bir koşula bakıyoruz:
Haberi araştıracak ve duyuracak insanlar çalışmalarını sürdürebiliyor mu?
Aynı Sonuca Benzeyen Farklı İşlemler
Medya üzerindeki bütün müdahaleleri tek bir sözcükle anlatırsak, ne olduğunu açıklamakta zorlanırız.
Para cezası kuruluşun kaynaklarını etkiler. Program durdurma, belirli bir yayının yapılmasını engeller. Yayın durdurma daha geniş bir yayın akışını kesebilir. Lisans iptali, ilgili yayın yapma yetkisini ortadan kaldırır.
Bir haberin adresine erişimin engellenmesi, o habere ulaşmayı sınırlar. İçeriğin çıkarılması ise metnin bulunduğu yerden kaldırılmasıdır.
Kayyım atanmasında yayın kuruluşunun yönetimi üzerinde bir değişiklik söz konusudur. Bu nedenle onu yalnız bir programın geçici olarak durdurulmasıyla aynı işlem gibi düşünemeyiz.
Her olayda kararın kapsamına, süresine, gerekçesine ve itiraz yoluna ayrı bakmalıyız.
Müdahalenin adını doğru koymak, onun etkisini daha açık görmemizi sağlar.
RTÜK Yaptırımlarında Hangi Soruları Sormalıyız?
RTÜK, 27 Mart 2025 tarihli açıklamasında SZC TV, Tele1, Halk TV ve NOW TV hakkında para cezaları ile program ve yayın durdurma yaptırımları uygulandığını bildirdi. Kurum, bu işlemler için hakaret ve ayaklanma çağrısı gibi değerlendirdiği yayın ihlallerini gerekçe gösterdi. Bunlar kurumun açıkladığı gerekçelerdir; her bir yayın ve kararın ayrıca incelenmesi gerekir. Kaynak: RTÜK — 27 Mart 2025 Açıklaması
Burada yalnız cezanın miktarını sormak yeterli değildir.
Hangi ifade hangi bağlamda kullanıldı? Eleştiriyle suç sayılan davranış nasıl ayrıldı? Benzer yayınlara aynı ölçüler uygulandı mı? Daha dar kapsamlı bir müdahale mümkün müydü?
Karara itiraz edildiğinde sonuç ne oldu?
Bir kurumun yetkili olması, verdiği kararın ölçüsünü ve özgürlükler üzerindeki etkisini tartışma dışına çıkarmaz.
Kamu adına denetim yapan kurumun kendi kararları da kamuya açık biçimde sorgulanabilmelidir.
Açık Radyo: Bir İfadeden Yayın Lisansına Uzanan Süreç
Açık Radyo örneği, bir yayına yönelik yaptırımın nasıl daha geniş bir yayın alanını etkileyebildiğini gösteriyor.
RTÜK, 28 Ekim 2024 tarihli açıklamasında, daha önce verilen beş kez program durdurma yaptırımının uygulanmadığı gerekçesiyle lisans iptaline gidildiğini savundu. Kaynak: RTÜK — Açık Radyo Açıklaması
Açık Radyo ise 3 Temmuz 2024 tarihli açıklamasında lisans iptalini kabul edilemez bulduğunu, para cezasının ilk taksidini ödediğini ve yargı yollarına başvuracağını belirtti. Kaynak: Açık Radyo — Lisans İptali Hakkında
Süreç 2024’le sınırlı kalmadı. Radyonun 29 Temmuz 2026 tarihli açıklamasına göre, Danıştay’ın lisans iptalini onayan kararının ardından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapıldı. Başvuruda ifade ve basın özgürlüğü ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürüldü. Bu, yayıncının başvuru ve değerlendirmesidir; hak ihlali iddiasını verilmiş bir AYM kararı gibi sunmamalıyız. Kaynak: Açık Radyo — AYM Başvurusu
Bu örnekte sormak istediğim şu:
Bir programdaki ifade nedeniyle başlayan süreç, başka programların ve dinleyicilerin ulaşabildiği yayın alanını ne ölçüde etkiliyor?
Kararı değerlendirirken yaptırımın konusu kadar, kapsamına giren bütün yayın yaşamını da görmeliyiz.
Kayyım Atanması Neden Ayrı Bir Eşik?
Bir yayına dışarıdan yaptırım uygulanmasıyla kuruluşun yönetimine müdahale edilmesi farklıdır.
Yönetim değiştiğinde haber merkezinin kaynakları, personel kararları ve yayın politikasının nasıl belirleneceği de önem kazanır.
CPJ’nin Ekim 2025 tarihli açıklaması, TELE1’e kayyım atanmasını, yayın akışına müdahaleyi ve genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ’ın 27 Ekim’de tutuklanmasını ele alıyor. Açıklama, sürecin bir siyasi casusluk soruşturması çerçevesinde yürütüldüğünü; Yanardağ’ın iddiaları reddettiğini aktarıyor. CPJ, tutuklamanın ve kayyım kararının kaldırılmasını istiyor. Kaynak: CPJ — TELE1’e Kayyım Atanması
Bu tarihli olay, bugünkü bütün yargısal durumların açıklaması değildir. Fakat basın özgürlüğünü tartışırken yönetim müdahalelerini neden ayrıca incelememiz gerektiğini gösterir.
Bir medya sahibi veya yöneticisi hakkında soruşturma yürütülmesi, kuruluşun bütün gazetecilerinin ve haberlerinin suçlu kabul edilmesini gerektirmez. Suçlamaları kesinleşmiş hüküm saymadan, uygulanan tedbirin kapsamını da değerlendirmeliyiz.
Bir iddia araştırılırken toplumun haber alma imkânına ne olduğu da sorulmalıdır.
Haber İnternetteyse Erişilebilir mi?
Televizyon veya radyodaki bir güçlük karşısında “İnternetten devam ederler” denilebilir.
Ancak dijital yayın da erişim engelleriyle karşılaşabilir.
İfade Özgürlüğü Derneği’nin EngelliWeb 2025 çalışması; erişim engelleme, içerik çıkarma, bant daraltma ve sosyal medya hesaplarının Türkiye’den görünmez kılınması gibi uygulamaları inceliyor. Bunlar raporun araştırma ve değerlendirme kapsamıdır. Kaynak: İFÖD — EngelliWeb 2025
Bir habere belirli bir ülkeden ulaşılamamasıyla, o haberin bütün dünyadan silinmesi aynı durum değildir. Aynı şekilde bir hesabın engellenmesiyle tek bir içeriğin kaldırılması da ayrılmalıdır.
Fakat okur açısından ortak bir soru vardır:
“Aradığım bilgiye neden ulaşamıyorum?”
Eski haberlere erişim de önemlidir. Bir yetkilinin geçmişte verdiği sözü, daha sonra yaptıklarıyla karşılaştırmak isteyebiliriz.
Haber arşivi, geçmişi hatırlamanın yanında bugünün hesabını sormanın da araçlarından biridir.
Söylenmeyen Sözün İzini Nasıl Süreceğiz?
Bir müdahalenin etkisi yalnız o gün kesilen yayınla sınırlı kalmayabilir.
Bir gazeteci yeni bir konuyu araştırırken işini kaybetmekten, yargılanmaktan veya kuruluşuna yeni bir yaptırım uygulanmasından kaygılanabilir.
Bu kaygının belirli bir haberi nasıl etkilediğini somut olarak araştırmak gerekir. Yayınlanmayan her haberi otomatik olarak otosansür sayamayız.
Ancak soru sorulmadan önce vazgeçilmesine yol açabilecek koşulları da görmezden gelemeyiz.
Gazetecilerin deneyimleri, editoryal kararlar ve çalışma koşulları burada önemlidir. “Hiçbir yasak yok” demek, insanların hangi baskılar altında karar verdiğini tek başına açıklamaz.
Sözün özgürlüğünü, yalnız söylenenlerin sayısıyla ölçemeyiz. Söylemenin bedelini de araştırmalıyız.
Basın Özgürlüğü, Hatasızlık Ayrıcalığı mı?
Gazetecinin doğrulama sorumluluğu vardır. Yanlış haber düzeltilmeli, dayanaksız suçlama sorgulanmalı, insanların mahremiyeti korunmalıdır.
Ancak bir yanlışa karşı ne yapıldığı da önemlidir.
Avrupa Konseyi’nin ifade özgürlüğüne ilişkin açıklaması, müdahalelerin kanuni dayanağını, meşru amacını ve demokratik toplumda gerekliliğini birlikte ele alır. Ölçülülük ve uygulanan yaptırımın ağırlığı da değerlendirmede önem taşır. Kaynak: Avrupa Konseyi — İfade Özgürlüğü Açıklama Metni
Bu nedenle “Yayında hata vardı” cümlesiyle tartışmayı bitiremeyiz.
Hangi hata? Hangi kanıtla? Hangi kararla? Kimleri etkileyen, ne kadar geniş bir müdahaleyle?
Gazetecilik hatasıyla mücadele ederken gazeteciliğin kendisini sürdürülemez hâle getiren sonuçları da sorgulamalıyız.
Haber Alma Hakkı Kimin Hakkı?
Bir kanalı izlemeyebiliriz. Yayın çizgisine katılmayabilir, haberlerini sert biçimde eleştirebiliriz.
Yine de o kuruluşun özgürce çalışabilmesini savunabiliriz.
Çünkü basın özgürlüğü, yalnız sevdiğimiz gazetecinin korunmasıyla tamamlanmaz. Farklı düşüncelerin araştırılabildiği ve doğrulanmış bilgilerin kamuya sunulabildiği bir alan gerektirir.
DDP72’deki “Özgür Toplum Nasıl Kurulur?” yazısında da hakların kişisel yakınlığa veya görev sahibinin iyi niyetine bağlı kalmamasını tartışmıştık.
Aynı ölçüyü burada da korumalıyız.
Bugün katılmadığımız bir sesin haksız yere susturulmasına alışmak, yarın kendi sorumuzun duyulacağı alanı da daraltabilir.
Türkiye’de Eşitsiz Yayın Koşullarını Görmek
Eleştirel yayınlara yönelik müdahalelerle hükümete yakın medya yapısını aynı incelemenin içinde ele alacağız.
“Havuz medyası” olarak anılan yapının sahiplik ve finansman ilişkilerini beşinci bölümde araştıracağız. Burada üzerinde durduğumuz nokta, farklı yayınların çalışma imkânlarını eşit varsayamayacağımızdır.
Bir kuruluşun gündemini ne kadar geniş bir alana taşıyabildiğiyle, başka bir kuruluşun yayınını sürdürebilmek için karşılaştığı engeller birlikte görülmelidir.
Bunun için yaptırımları, reklam ve finansman ilişkilerini, çalışanların koşullarını ve yayınlara erişimi somut örneklerle değerlendirmeliyiz.
Bütün gazetecileri tek bir etiketle açıklamak yerine, kararları alanları ve o kararlardan etkilenenleri ayırmalıyız.
Medya çoğulculuğu, yalnız farklı kanal adlarının bulunmasıyla ölçülemez; farklı haberlerin üretilebilme ve duyulabilme koşulları da önemlidir.
Bir Ekranın Ötesindeki Hayat
Başlangıçtaki işçiye dönelim.
Haberi yayımlanamadığında yalnız bir program eksilmez. Onun yaşadığı sorunu öğrenme ve sorumlulara soru yöneltme imkânı da etkilenir.
Elbette bir haber, sorunun mutlaka çözüleceğini garanti etmez. Fakat araştırmanın ve kamuya duyurmanın yollarını korumak, hesap sormanın koşullarından biridir.
Bu yüzden bir müdahaleyi değerlendirirken şu soruları birlikte soralım:
Ne engellendi ve karar hangi gerekçeyle alındı?
Kararın etkisi, konusu olan yayının ne kadar ötesine geçti?
İtiraz yolu işliyor mu; ortaya çıkan zarar giderilebiliyor mu?
Bu süreçte kimlerin haberi ve sorusu duyulamaz hâle geldi?
Bir gazetecinin, radyonun veya televizyonun çalışma alanını savunurken ortak hayatın görünür kalmasını da savunuyoruz.
Bir sonraki bölümde bu soruları Halk TV örneğinde derinleştireceğiz:
Halk TV: Baskı, Kayyım ve Sonrasında Ne Oldu?
Yol bir, sürek binbir.
Àşk ile…
✍️ Roj Arslan-Gülçehre
Hazırlanma tarihi: Ekim 2026
-
Doyumsuzluk Ne Zaman Ortak Hayatı Tüketir?
Daha iyi bir yaşam istemekle ortak görevleri, kaynakları ve görünürlüğü sürekli kendinde toplamak aynı şey mi? Dizinin ikinci bölümünde emeğin tanınması, görev devri, maddi katkı ve eşit söz hakkı üzerinden doyumsuzluğu sorguluyoruz.
-
Toplumun Önüne Kim Geçiyor?
Bir topluluğun önünde konuşmak, ona yol gösterecek yetkinliğe sahip olmak anlamına gelir mi? Beş bölümlük “Söz Çok, Sorumluluk Nerede?” dizisinin açılışında görünürlük, temsil, görev paylaşımı ve hesap verebilirliği sorguluyoruz.
-
Bilmediğini Görmeyen, Topluma Nasıl Yol Gösterir?
Bilgi eksikliğiyle öğrenmeye kapanmak aynı şey mi? Dizinin üçüncü bölümünde kendinden emin konuşmayı, uzmanlığın sınırlarını, toplum adına temsil iddiasını ve yanlış kararları düzeltme sorumluluğunu sorguluyoruz.
-
Kimlik Ne Zaman Kendine Karşı Kullanılır?
Kimliğini özgürce tanımlamakla başkasının dilini ve inancını bastırmak aynı şey mi? Dizinin dördüncü bölümünde Türkiye’de Kürt ve Kızılbaş Alevî deneyimleri üzerinden asimilasyonu, temsil iddiasını ve topluluk içindeki farklılıkları sorguluyoruz.
-
Sözden Sorumluluğa: Kim, Hangi Göreve?
Kim, hangi görevi, hangi yetkiyle üstlenmeli ve kime hesap vermeli? Dizinin kapanışında yetkinlik, katılım, kaynakların açıklığı, itiraz hakkı ve görev devri üzerinden sözden sorumluluğa geçmenin somut yollarını tartışıyoruz.
