Mahir Cayan 1

Mahir Çayan’ı anlamak, yalnızca 1970’lerin silahlı mücadele tarihine bakmak değildir. Onu anlamak; 1968 kuşağını, 12 Mart dönemini, anti-emperyalizmi, gençlik hareketlerini, Türkiye solundaki ayrışmaları ve bir kuşağın dünyayı kökten değiştirebileceğine duyduğu inancı birlikte değerlendirmeyi gerektirir.

MAHİR ÇAYAN: BİR KUŞAĞIN DEVRİM ARAYIŞI, İTİRAZI VE KIZILDERE’DE BİTEN HAYAT

Mahir Çayan, Türkiye devrimci hareketinin en etkili ve en tartışmalı isimlerinden biridir. Çok genç yaşta yaşamını yitirmesine rağmen, geliştirdiği siyasal düşünceler ve örgüt anlayışı sonraki kuşaklar üzerinde güçlü bir iz bıraktı.

14 Ağustos 1945’te Samsun’da doğdu. Çocukluk ve gençlik yıllarını İstanbul’da geçirdi. Haydarpaşa Lisesi’nin ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne başladı; daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne geçti. Üniversite yıllarında Fikir Kulüpleri Federasyonu çevresinde aktif siyasete katıldı ve 1965’te Siyasal Bilgiler Fakültesi Fikir Kulübü başkanı oldu. (Bianet)

Onun siyasal gelişimi, 1960’ların hızla değişen Türkiye’sinden ayrı düşünülemez.

İşçi hareketleri büyüyordu.

Üniversitelerde gençlik muhalefeti yükseliyordu.

Vietnam Savaşı ve dünya çapındaki anti-emperyalist mücadeleler genç kuşakları etkiliyordu.

Türkiye’de ise ABD’nin siyasal ve askerî etkisi, NATO, 6. Filo protestoları ve toplumsal eşitsizlikler yeni bir kuşağın siyasal bilincini biçimlendiriyordu.

68 kuşağının içinden

Mahir Çayan, Türkiye’de 1968 kuşağının en tanınmış isimlerinden biri oldu.

1968’de Amerikan 6. Filosu’na karşı yapılan eylemlere katıldı ve gözaltına alındı. Aynı dönemde Türkiye İşçi Partisi içindeki strateji tartışmalarında yer aldı; özellikle Milli Demokratik Devrim görüşü çevresindeki polemiklere katıldı. (Bianet)

Fakat kısa süre içinde mevcut sol yapıların Türkiye’de devrim için yeterli olmadığını düşünmeye başladı.

Onun açısından mesele yalnızca seçim kazanmak veya parlamentoda temsil edilmek değildi.

Türkiye’nin ekonomik, siyasal ve toplumsal düzeninin köklü biçimde değişmesi gerektiğine inanıyordu.

Bu düşünce onu giderek daha radikal bir çizgiye taşıdı.

Anti-emperyalizm onun düşüncesinin merkezindeydi

Mahir Çayan’ın düşünsel dünyasının en belirgin başlıklarından biri anti-emperyalizmdi.

Türkiye’nin bağımsız bir ülke gibi görünmesine rağmen ekonomik, askerî ve siyasal açıdan başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin etkisi altında olduğunu savunuyordu.

Bu nedenle bağımsızlık meselesini yalnızca dış politika konusu olarak görmüyordu.

Ona göre ekonomik bağımlılık, askerî anlaşmalar, yabancı sermaye ve NATO ilişkileri toplumun bütün yapısını etkiliyordu.

Dolayısıyla sosyalizm mücadelesi ile bağımsızlık mücadelesini birbirinden ayırmıyordu.

Bu yaklaşım dönemin gençlik hareketlerinde de oldukça güçlüydü.

“Tam bağımsız Türkiye” talebi, o kuşağın ortak siyasal söylemlerinden biri haline gelmişti.

Sosyalistti, fakat kendi çizgisini kurmaya çalıştı

Mahir Çayan Marksist-Leninist bir dünya görüşüne sahipti.

Ancak Sovyetler Birliği çizgisini veya Türkiye’deki mevcut sosyalist örgütleri olduğu gibi benimsemedi.

Türkiye’nin kendi toplumsal koşullarına uygun bir devrim stratejisi geliştirmeye çalıştı.

Bu çaba onu yoğun teorik tartışmalara yöneltti.

Kesintisiz Devrim başlığı altında geliştirdiği görüşler, sonraki yıllarda onun siyasal mirasının temel metinlerinden biri haline geldi.

Çayan, Türkiye’deki düzeni yalnızca klasik kapitalist ilişkiler üzerinden açıklamıyordu.

Emperyalizmle yerli egemen sınıflar arasındaki bağı merkeze alan bir çözümleme yapıyordu.

Bu nedenle onun açısından bağımsızlık ile sosyalizm birbirinin devamıydı.

Kitleler ve devrim

Mahir Çayan’ın düşüncesinde halkın siyasal mücadeleye katılması temel bir meseleydi.

Ancak burada dönemin diğer sosyalist hareketlerinden farklılaşan görüşler geliştirdi.

Ona göre egemen düzen yalnızca zor yoluyla değil, toplum içerisinde oluşturduğu siyasal meşruiyet ve ideolojik etkiyle de ayakta duruyordu.

Bu nedenle devrimci mücadele, bu görünür dengeyi bozmalı ve halkın sisteme karşı harekete geçmesini sağlamalıydı.

Bu yaklaşım zamanla silahlı mücadele stratejisine bağlandı.

Ve Çayan’ın tarihsel mirasının en tartışmalı tarafı da burada başlar.

THKP-C

1970’lerin başında Mahir Çayan ve arkadaşları Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi’ni (THKP-C) kurdu.

Örgüt, parlamenter mücadele yerine silahlı devrim stratejisini benimsedi.

Banka eylemleri, fidye amaçlı kaçırmalar ve başka silahlı eylemler gerçekleştirdi.

Bu dönemde Türkiye, 12 Mart 1971 askerî müdahalesiyle birlikte son derece sert bir siyasal baskı ortamına girmişti.

Sol örgütler kapatılıyor, aktivistler gözaltına alınıyor ve birçok kişi cezaevine gönderiliyordu.

Çayan ve arkadaşları da yeraltına geçti.

Onun toplumsal ve siyasal duruşunu değerlendirirken bu noktayı açıkça görmek gerekir:

Mahir Çayan yalnızca teorisyen veya öğrenci lideri değildi. Silahlı devrim stratejisini savunan ve uygulayan bir örgütün kurucularındandı.

Bu nedenle mirası üzerine bugün de farklı değerlendirmeler yapılmaktadır.

Kimi çevreler onu anti-emperyalist ve sosyalist mücadelenin sembolü olarak görürken, kimi çevreler özellikle silahlı mücadele yöntemlerini sert biçimde eleştirir.

Tarihsel bir kişiliği anlamak, bu iki gerçeği de görmeyi gerektirir.

Hüseyin Cevahir ve Maltepe

1971 yılında THKP-C yöneticilerinden Hüseyin Cevahir ile birlikte İstanbul Maltepe’de bir evde kuşatıldılar.

Uzun süren kuşatma sonunda Hüseyin Cevahir yaşamını yitirdi, Mahir Çayan ise yaralı olarak yakalandı.

Cezaevine gönderildi.

Fakat kısa süre sonra başka arkadaşlarıyla birlikte Maltepe Askerî Cezaevi’nden tünel kazarak firar etti.

Bundan sonra artık Türkiye’nin en çok aranan siyasi isimlerinden biriydi.

Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan

1972 yılına gelindiğinde Türkiye sol hareketinin gündemindeki en büyük meselelerden biri, Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan ve Hüseyin İnan’ın idam cezalarıydı.

Mahir Çayan ve arkadaşları bu idamları engellemek amacıyla harekete geçti.

THKP-C ve THKO militanlarından oluşan grup, 26 Mart 1972’de Ordu’nun Ünye ilçesindeki NATO üssünde görev yapan iki Kanadalı ve bir Britanyalı teknisyeni kaçırdı. Amaçları, rehineleri Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarının durdurulması için pazarlık unsuru olarak kullanmaktı. (Bianet)

Bu eylem Mahir Çayan’ın yaşamının son günlerine giden yolu açtı.

Kızıldere

Grup, Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyüne geçti.

30 Mart 1972’de köy güvenlik güçleri tarafından kuşatıldı.

Günün sonunda Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Ertan Saruhan, Nihat Yılmaz ve Ahmet Atasoy hayatını kaybetti. Rehin alınan üç teknisyen de olay sırasında öldü. Ertuğrul Kürkçü ise sağ kurtuldu. (Bianet)

Mahir Çayan henüz 26 yaşındaydı.

Kızıldere, Türkiye sol hareketinin kolektif hafızasında bir kırılma noktası haline geldi.

Kimileri için yenilginin sembolüydü.

Kimileri için dayanışmanın.

Kimileri için ise bir kuşağın silahlı mücadele anlayışının trajik sonucu.

Ama hangi açıdan bakılırsa bakılsın, Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde silinmesi mümkün olmayan bir dönüm noktası oldu.

“Biz buraya dönmeye değil, ölmeye geldik”

Kızıldere ile birlikte Mahir Çayan’ın adı zamanla fedakârlık ve devrimci dayanışma anlatılarının merkezine yerleşti.

Özellikle Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamını engellemek amacıyla girişilen bu eylem, sonraki kuşakların belleğinde “devrimcilerin birbirini yalnız bırakmaması” düşüncesiyle anıldı.

Ancak burada da efsane ile tarihi birbirinden ayırmak gerekir.

Mahir Çayan’ı anlamak yalnızca sloganlarla mümkün değildir.

Onun teorik yazılarını, dönemin toplumsal koşullarını, yaptığı siyasal tercihleri ve bu tercihlerin sonuçlarını birlikte değerlendirmek gerekir.

Toplumsal bakışında ne vardı?

Mahir Çayan’ın düşüncesinin merkezinde birkaç temel konu bulunuyordu:

Emperyalizme karşı bağımsızlık.

Sınıfsal eşitsizliğin ortadan kaldırılması.

İşçi ve köylülerin siyasal gücünün artırılması.

Sosyalizm.

Devletin ve egemen sınıfların toplum üzerindeki hakimiyetinin sona erdirilmesi.

Ve halkın kendi geleceğini belirleyebilmesi.

Ancak bu hedeflere ulaşmak için seçtiği yol, yani silahlı devrim stratejisi, onun mirasının en çok tartışılan yönü olmaya devam etmektedir.

Bu konuda eleştirel olmak, onun tarihsel önemini reddetmek anlamına gelmez.

Aynı şekilde onun tarihsel etkisini kabul etmek de bütün yöntemlerini doğru kabul etmek değildir.

Bir aydın ve eylem insanı

Mahir Çayan’ın dikkat çekici yönlerinden biri, teorik tartışmalarla pratik siyasal eylemi birbirinden ayırmamasıydı.

Yazdı.

Tartıştı.

Örgütledi.

Ve savunduğu siyasi çizginin pratiğinin içerisinde yer aldı.

Bu nedenle dönemin birçok devrimci genci üzerinde güçlü bir etkisi oldu.

Ölümünden sonra da fikirleri farklı sosyalist örgütler ve hareketler tarafından yeniden yorumlandı.

Mahir Çayan adı yalnızca bir insanın adı olmaktan çıkıp Türkiye sol tarihinin önemli simgelerinden birine dönüştü.

Onu yalnızca kahramanlaştırmak da yalnızca mahkûm etmek de yetmez

Tarihsel kişiliklere bakarken iki kolay yol vardır.

Birincisi onları tamamen kahramanlaştırmak.

İkincisi onları bütünüyle suçlu ilan etmek.

Her ikisi de tarihi anlamayı zorlaştırır.

Mahir Çayan’ın yaşadığı dönemde Türkiye büyük siyasal gerilimlerden geçiyordu.

Askerî müdahaleler…

İşçi direnişleri…

Üniversite işgalleri…

Siyasi cinayetler…

Yoğun devlet baskısı…

Uluslararası Soğuk Savaş ortamı…

Ve dünyada Vietnam’dan Latin Amerika’ya kadar yükselen devrimci hareketler…

Bütün bunlar bir kuşağın düşünce dünyasını biçimlendirdi.

Mahir Çayan da bu kuşağın en radikal temsilcilerinden biri oldu.

Neden hâlâ hatırlanıyor?

Çünkü onun ele aldığı meselelerin bir bölümü hâlâ güncelliğini koruyor.

Bağımsızlık.

Sosyal adalet.

Emek.

Yoksulluk.

Devlet ve toplum ilişkisi.

Gençlerin siyasetteki rolü.

Demokrasi ve özgürlük.

Ve en önemlisi, daha adil bir toplum mümkün mü sorusu.

Bu sorular ortadan kalkmadığı için 68 kuşağı da yalnızca tarih kitaplarında kalmadı.

Mahir Çayan’ın bütün cevaplarına katılmak gerekmiyor.

Ama onun kuşağının bu soruları neden bu kadar büyük bir tutkuyla sorduğunu anlamak önemlidir.

Çünkü o kuşak yalnızca dünyayı yorumlamak istemiyordu.

Dünyayı değiştirmek istiyordu.

Mahir Çayan, yaşamının yalnızca 26 yılında Türkiye yakın tarihinin en sert ve en yoğun dönemlerinden birinin içerisine girdi.

Üniversite öğrencisiydi.

Sosyalistti.

Teorisyendi.

Örgütçüydü.

Silahlı mücadeleyi savundu.

Cezaevine girdi.

Firarı yaşadı.

Ve Kızıldere’de yaşamını yitirdi.

Aradan geçen on yıllara rağmen adı hâlâ tartışılıyor.

Belki de onu anlamanın yolu, yalnızca nasıl öldüğüne değil, hangi toplumsal koşulların böyle bir kuşağı ortaya çıkardığına bakmaktan geçiyor.

Mahir Çayan’ı; düşünceleri, mücadelesi, tartışmaları, hataları ve Türkiye’nin toplumsal hafızasında bıraktığı izlerle birlikte değerlendirmek gerekir.

Çünkü tarih ancak bütün çelişkileriyle okunduğunda bize bir şey öğretir.

Mahir Çayan’ı ve Kızıldere’de yaşamını yitirenleri Türkiye’nin yakın tarihindeki yerleriyle anıyoruz.

Mahir Cayan 2