kisisel oezguerluek 2 3

Birlikte yaşamak, birbirimizin hayatını sahiplenmek değildir. Kendi kararlarımızı verebilmek isterken başkasının sözünü, tercihlerini ve sınırlarını da tanıyabilmeliyiz. Özgürlüğün değeri, bize benzemeyen insan için de savunabildiğimizde ortaya çıkar.

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Benim Özgürlüğüm, Başkasının Hakkı

Özgürlük Nerede Başlar, Nerede Biter? — Birey, Toplum ve Birlikte Yaşamanın Sorumluluğu
İkinci Bölüm | 2/3

Aynı Evde Farklı İstekler

Bir düşünce örneğiyle başlayalım.

Bir aile pazar günü için plan yapıyor. Büyükler akraba ziyaretine gitmek istiyor. Liseye devam eden genç, daha önce kaydolduğu bir sanat çalışmasına katılacağını söylüyor. Hafta boyunca hem işte hem evde yoğun çalışan bir başka aile üyesi ise dinlenmeye ihtiyacı olduğunu anlatıyor.

Herkesin farklı bir isteği var.

Sonra şu cümle duyuluyor:

“Biz bir aileyiz. Herkes kendi istediğini yaparsa birlikte yaşamın anlamı kalmaz.”

Peki birlikte yaşamak, herkesin aynı gün aynı şeyi istemesi midir?

Ortak sorumluluklarımız olabilir. Birbirimize zaman ayırmayı, destek olmayı ve ihtiyaçları gözetmeyi bekleyebiliriz. Ancak bu beklentileri konuşmakla bir kişinin tercihini herkes için zorunlu hâle getirmek arasında fark vardır.

İlk bölümde özgürlüğün her istediğini yapmak anlamına gelip gelmediğini sorguladık. Şimdi soruyu ilişkilerimizin içine taşıyoruz:

Birbirimize bağlı olmakla birbirimizin hayatını yönetmek arasındaki sınırı nasıl kuracağız?

Sevgi, Karar Verme Yetkisi mi Sağlar?

Birini sevmek, onun için kaygılanmamıza neden olabilir. Yanlış bir karar vereceğini düşünebilir, deneyimimizi paylaşmak isteyebiliriz.

Ancak “Seni seviyorum” sözü, her durumda “Senin yerine karar veririm” anlamına gelmemelidir.

Özellikle yetişkinler arasındaki ilişkilerde kendi yaşamı hakkında karar verebilme alanını tanımak gerekir. Farklı tercihler sevginin veya bağlılığın ortadan kalktığını göstermez.

Bir insanın meslek seçimini, arkadaşlarını veya yaşam biçimini beğenmeyebiliriz. Görüşümüzü söyleyebiliriz. Fakat onu sürekli suçluluk duygusu içinde bırakarak bize uymaya zorladığımızda ilişkimizin niteliğini de düşünmeliyiz.

Yakınlık, karşımızdaki insanın iradesini görünmez kılmamalıdır.

Çocuğu Dinlemek, Bütün Kararları Ona Bırakmak mı?

Çocuklarla yetişkinlerin sorumlulukları ve karar verme koşulları aynı değildir. Çocuğun korunması, gelişiminin desteklenmesi ve yaşına uygun rehberlik sağlanması önemlidir.

Fakat bu sorumluluklar çocuğun görüşünü hiç dinlememeyi gerektirmez.

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 12. maddesi, kendi görüşünü oluşturabilen çocuğun kendisini etkileyen konularda görüşünü özgürce açıklamasını ve bu görüşe yaşıyla olgunluğuna uygun ağırlık verilmesini öngörür. Beşinci madde ise ebeveynlerin rehberliğini çocuğun gelişen kapasitesiyle birlikte ele alır. Kaynak: UNICEF — Sözleşme metni

Bu yaklaşımı gündelik hayatta düşünelim.

Bir çocuğun neden bir etkinliğe katılmak istemediğini sorabiliriz. Kaygısını dinleyebilir, güvenlikle ilgili sınırların gerekçesini açıklayabiliriz. Büyüdükçe hangi kararları daha bağımsız verebileceğini yeniden değerlendirebiliriz.

Çocuğun sözünü önemsemek, bakım ve koruma görevinden vazgeçmek değildir.

DDP72’deki “Aile Hiyerarşinin İlk Okulu mudur?” yazısında, evin hem dayanışmanın hem de susmayı öğrenmenin alanı olabileceğini tartışmıştık.

Aile, kendi düşüncesini söyleyebilen ve başkasını dinleyebilen insanların yetiştiği bir yer de olabilir.

Ortak Karar, Herkesin Aynı Düşünmesi midir?

Bir dernekte veya çalışma grubunda ortak bir karar almak gerekebilir. Her önerinin aynı anda uygulanması mümkün olmayabilir.

Ancak bir kararın kabul edilmesi, farklı görüşlerin artık söylenemeyeceği anlamına gelmemelidir.

Çoğunluk bir etkinlik düzenlemek isteyebilir. Azınlıkta kalanlar bütçeye, yönteme veya içeriğe itiraz edebilir. Bu itirazların nasıl kayda geçirileceği, kararın nasıl değerlendirileceği ve gerektiğinde nasıl değiştirileceği açık tutulabilir.

Ortak işin yürütülmesi için belirlenmiş görev ve kurallara ihtiyaç vardır. Fakat bu kurallar kişiye göre değiştirilmemelidir.

Burada herkesin her kararı tek başına durdurabileceğini savunmuyorum. Karar alma ihtiyacıyla farklı düşüncenin varlığını birlikte korumayı öneriyorum.

Birlikte çalışmak, kendi düşüncemizden bütünüyle vazgeçmemizi gerektirmemelidir.

Topluluğun Özgürlüğü Bireyi Susturabilir mi?

Bir dilin öğrenilmesi, bir kültürün yaşatılması veya bir inancın birlikte sürdürülmesi için insanların ortak alanlara ihtiyacı olabilir.

Kürtçe öğrenmek isteyenlerin çalışma kurabilmesi veya Kızılbaş Alevîlerin kendi inanç yaşamlarını kendi kavramlarıyla sürdürebilmesi, ortak özgürlüğün önemli konularıdır.

Ancak bir topluluğun özgürlüğünü savunurken o topluluğun bütün üyelerini aynı yaşam biçimine mecbur bırakamayız.

Bir genç aile dilini öğrenmek isteyebilir. Bir başkası aidiyetini farklı biçimde kurabilir. İnsanların tercihlerini dinleyebilir, kültürel aktarım için olanak sağlayabiliriz. Soydan veya aile geçmişinden otomatik bir itaat yükümlülüğü çıkarmamalıyız.

İnanç konusunda da kişinin kendi tercihiyle başkalarıyla birlikte ibadet edebilmesi birbirine karşıt değildir. Avrupa Konseyi’nin 9. madde açıklaması, inancı değiştirme özgürlüğüyle inancın bireysel veya toplu, kamusal veya özel alanda ifade edilmesini birlikte ele alır. Kaynak: Avrupa Konseyi — Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü

Topluluğun varlığını korumakla üyelerinin iradesini tanımak arasında daha özgür bir ilişki kurabiliriz.

Rızalık, Farklı Süreklere de Yer Açıyor mu?

Alevî yaşamında rızalıktan ve eşit canlıktan söz ettiğimizde, bu değerlerin günlük ilişkilerdeki karşılığını da sormalıyız.

Farklı bir ocaktan gelen kişinin anlatısı dinleniyor mu? Kadınların görüşü kararları etkileyebiliyor mu? Gençlerin soruları açıklamayla mı, bağlılıklarını sorgulayan yanıtlarla mı karşılanıyor?

Bir kişinin bizim bildiğimizden farklı bir erkân anlatması, kendiliğinden yanlış veya değersiz olduğunu göstermez. Kaynağını ve bağlamını birlikte inceleyebiliriz.

Ortak bir mekânı kullanırken nasıl bir işleyiş kurulacağı da görüşülmelidir. Farklılıkları tanımak, her uygulamanın aynı anda ve aynı biçimde yürütüleceği anlamına gelmez. Fakat bir düzenleme yapılırken kimlerin dinlendiğini sormayı gerektirir.

DDP72’deki “Hiyerarşi Karşısında Alevi Toplumu” yazısında bu gerilimi ele almıştık.

Rızalık, yalnız bize katılanların onayını almakla tamamlanmaz; farklı düşünenin sözünü duyabilmeyi de gerektirir.

İş Yaşamında “Kabul Ettin” Demek Yeterli mi?

Bir çalışan, kendisinden beklenen bir uygulamayı kabul etmiş olabilir. Ancak bu kabulün hangi koşullarda oluştuğuna bakmalıyız.

İşini kaybetmekten korkuyor mu? Sorunu anlatabileceği bir yol var mı? Kendisine verilen görev ve riskler yeterince açıklanmış mı?

Bunlar somut bir olay hakkında peşinen hukuki hüküm vermek için değil, insanın tercih imkânını değerlendirmek için sorulmalıdır.

İşin yürütülmesi için görevler ve kurallar bulunabilir. Ancak çalışanın güvenliği, kişisel sınırları ve sözünü duyurabilmesi de önemlidir.

Öte yandan iş ilişkisinin bütün sorumluluğunu yalnız çalışanın daha cesur olmasına bağlayamayız. İtirazın dinlendiği, yanlışların araştırıldığı ve insanların korunabildiği bir işleyişi de konuşmalıyız.

Özgürlük, yalnız bir seçeneği kabul etmekle değil, gerektiğinde karşı çıkabilmenin koşullarıyla da ilgilidir.

Mahremiyet, Yakınlığın İçinde de Geçerlidir

Bir aileye, arkadaş grubuna veya kuruma ait olmak, kişisel hayatımızın bütün ayrıntılarını paylaşmak zorunda olduğumuz anlamına gelmemelidir.

Birinin telefonuna bakmayı, özel bir konuşmasını başkalarına aktarmayı veya fotoğrafını paylaşmayı yalnız yakınlıkla gerekçelendiremeyiz.

Elbette paylaşımın niteliği, kişinin yaşı, güvenlik ihtiyacı ve olayın koşulları önemlidir. Her durumu tek bir cümleyle değerlendiremeyiz.

Fakat şu soruyu alışkanlık hâline getirebiliriz:

“Bu bilgi bana emanet edildi diye onun bütün kullanımına da ben mi karar vereceğim?”

Güven, bazen bir şeyi öğrenebilmekten çok, öğrendiğimiz şeyin sınırını koruyabilmemizde görünür.

Başkasının bize açtığı alanı, onun üzerindeki yetkimiz gibi görmemeliyiz.

Karşılıklılık, Pazarlık mı Demektir?

“Kendim için istediğim hakkı başkasına da tanımalıyım” dediğimizde, hakları kişisel alışverişe çevirmiyoruz.

Birinin bize haksızlık yapması, bizim de onun temel haklarını yok saymamızı haklı çıkarmaz.

Bir topluluğun içindeki yanlışlar da o topluluğa dışarıdan ayrımcılık yapılmasını meşrulaştırmaz.

Burada karşılıklılık, aynı insanlık ölçüsünü kullanabilmektir.

Bize yakın insanın eleştirisini dinlerken uzaktakinin sözünü hemen susturuyorsak; kendi dilimiz için alan isterken başkasının dilini gereksiz buluyorsak, ölçümüzü yeniden değerlendirmeliyiz.

Bir hakkın değeri, yalnız bize tanındığında ortaya çıkmaz.

Aynı Sofrada Farklı Hayatlar

Başlangıçtaki aileye dönelim.

Herkesin isteğini dinlemek, bütün planların sorunsuzca uzlaşacağını garanti etmez. Bazen tercih yapmak, bir işi ertelemek veya yükü yeniden paylaşmak gerekir.

Fakat konuşma biçimimiz değişebilir.

“Ben böyle istiyorum, herkes uyacak” yerine ihtiyaçları açıkça anlatabiliriz. Kimin hangi sorumluluğu taşıdığını görebilir, aynı fedakârlığı sürekli aynı kişiden beklemekten vazgeçebiliriz.

Birlikte yaşamak, farklı istekleri ortadan kaldırmaktan çok, onları adil biçimde ele almayı öğrenmektir.

Bu bölümün sonunda yine üç soru soralım:

Hangi özgürlüğü kullanmak istiyorum?

Davranışım kimi, hangi somut biçimde etkiliyor?

Aynı hakkı benden farklı düşünen kişiye de tanıyor muyum?

Ardından bir soru daha ekleyelim:

Ortak sorumluluk dediğim şeyin yükünü gerçekten paylaşıyor muyuz?

Özgürlüklerimizin birbirine karşı kullanılmadığı ilişkiler kurmak, günlük hayatın küçük kararlarında da başlar.

Son bölümde bu ilişkilerin toplumsal güvencelerine bakacağız:

Özgür Toplum Nasıl Kurulur?

Yol bir, sürek binbir.

Àşk ile…

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Hazırlanma tarihi: Ekim 2026