kisisel oezguerluek 1 3

Özgürlük, kendi hayatımız üzerinde söz sahibi olabilmektir. Birlikte yaşarken bu sözün, başkasının hayatını yönetme yetkisine dönüşmemesi gerekir. Aynı zamanda birinin rahatsız olması, bizim özgürlüğümüzü sınırlamak için tek başına yeterli gerekçe değildir.

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Özgür Olmak, Her İstediğini Yapmak mı?

Özgürlük Nerede Başlar, Nerede Biter? — Birey, Toplum ve Birlikte Yaşamanın Sorumluluğu
Birinci Bölüm — Açılış | 1/3

İki Ayrı “Rahatsızlık”

Bir düşünce örneğiyle başlayalım.

Evimizde sevdiğimiz müziği dinliyoruz. Ses giderek yükseliyor. Yan dairedeki komşumuz, çocuğunun uyuyamadığını söyleyerek kapımızı çalıyor.

“Burası benim evim,” diyoruz. “İstediğimi yaparım.”

Şimdi başka bir yere geçelim.

Bir dernek toplantısında ortak paranın nasıl harcandığını soruyoruz. Yönetici sorudan hoşlanmıyor:

“Bu konuşmalar beni rahatsız ediyor. Burada bunları tartışmayalım.”

İki durumda da bir insan rahatsız olduğunu söylüyor. Peki iki itirazı aynı biçimde değerlendirebilir miyiz?

Birinde sesin başka insanların dinlenmesine etkisini konuşuyoruz. Diğerinde ise ortak bir işin hesabını sorma imkânını.

Bu örneklerin ayrıntıları elbette önemlidir. Fakat daha baştan şunu görebiliriz:

Özgürlüğün sınırını yalnız “Ben istiyorum” veya “Ben rahatsız oldum” cümleleriyle belirleyemeyiz.

Özgürlük Neyi Seçebilmekle İlgilidir?

Nasıl yaşayacağımız, hangi düşünceyi savunacağımız, neye inanacağımız veya inanmayacağımız, kimlerle ilişki kuracağımız hayatımızın temel sorularıdır.

Bu konularda kendi değerlendirmemizi yapabilmek isteriz. Başkasının bizim yerimize bütün kararları vermesini istemeyiz.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 18. maddesi düşünce, vicdan ve din özgürlüğünü; kişinin dinini veya inancını değiştirme özgürlüğünü de içererek tanımlar. Kaynak: Birleşmiş Milletler — İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi

Ancak kendi tercihimizi yapabilmekle, başkalarının da o tercihe uymasını istemek farklıdır.

Bir inancı benimseyebilirim. Bu, başka bir insanın aynı inancı benimsemesini zorunlu kılmamalıdır. Bir görüşü savunabilirim. Karşımdakinin onu eleştirmesine de alan bırakmalıyım.

Kendi hayatım üzerindeki sözüm, başkasının hayatının sahibi olduğum anlamına gelmez.

Her İsteğin Yerine Gelmesi Bir Hak mıdır?

Bir şeyi çok istemek, onun başkaları üzerindeki sonuçlarını ortadan kaldırmaz.

Bir toplantıda düşüncemi anlatmak isteyebilirim. Ancak bütün süreyi kullanıp diğerlerinin konuşmasını engellediğimde, kendi sözümü başkalarının susmasına bağlamış olurum.

Bir etkinliğin fotoğraflarını paylaşmak isteyebilirim. Fakat görüntülerdeki insanların mahremiyetini, paylaşımın bağlamını ve etkilerini de düşünmeliyim.

Bu örnekler, bütün hakların her durumda aynı kuralla sınırlandırılabileceği anlamına gelmez. Her özgürlüğün niteliği ve somut olayın koşulları ayrıca değerlendirilmelidir.

Burada kurmak istediğim ölçü daha temel:

Bir davranışın bana kolaylık veya mutluluk sağlaması, onun bütün sonuçlarını haklı kılmaz.

Zarar Görmek ile Farklılıktan Rahatsız Olmak

“Özgürlüğüm başkasına zarar verdiğim yerde biter” sözü önemli bir sorumluluğa işaret eder.

Ancak zarar sözcüğünü nasıl kullandığımız belirleyicidir.

Birinin farklı giyinmesi, başka bir dili konuşması veya bizim inanmadığımız bir inancı yaşaması bizi rahatsız edebilir. Bu duygu, o kişinin bize bir hak ihlalinde bulunduğunu kendiliğinden göstermez.

Aynı şekilde bir yönetimin kararını eleştirmek, yalnız yöneticinin itibarının sarsıldığını düşünmesi nedeniyle susturulamaz.

Avrupa Konseyi’nin ifade özgürlüğüne ilişkin açıklaması, bu özgürlüğün başkalarını rahatsız edebilen, sarsabilen veya incitebilen görüşleri de kapsadığını belirtir. Bunun yanında başkalarının haklarının ve özel hayatının gözetilmesini de vurgular. Kaynak: Avrupa Konseyi — İfade ve Bilgi Özgürlüğü

Dolayısıyla eleştiriyle tehdidi, farklı düşünceyle ayrımcılığı, rahatsızlık hissiyle somut hak ihlalini aynılaştırmamalıyız.

Bu, sözlerin hiçbir zaman zarar vermeyeceği anlamına da gelmez. Söylenenin içeriğine, bağlamına ve etkisine bakmak gerekir.

Hem özgürlüğü korumak hem hak ihlalini değerlendirmek dikkat ister.

Sınırı Kim Koyuyor?

Bir davranışın sınırlandırılmasını istediğimizde ikinci bir soru ortaya çıkar:

Bu sınıra kim, hangi gerekçeyle karar verecek?

Bir yönetici “Düzen bozulmasın” diyerek bütün eleştirileri durdurabilir mi? Bir çoğunluk “Biz böyle istiyoruz” diyerek farklı yaşam biçimlerini görünmez kılabilir mi?

İfade özgürlüğü bakımından Avrupa Konseyi, sınırlamaların keyfî olamayacağını; meşru bir amaç taşıması ve gerekli olandan daha geniş veya uzun olmaması gerektiğini açıklıyor. Kaynak: Avrupa Konseyi

Bu nedenle yalnız özgürlüğünü kullanan kişiden açıklama bekleyemeyiz. Sınırlama getiren güç de gerekçesini ortaya koymalı ve denetlenebilmelidir.

DDP72’deki “Hiyerarşisiz Toplum mu, Denetlenebilir Yetki mi?” yazısında tartıştığımız mesele burada da karşımıza çıkar: Verilen yetkinin sınırı ve hesabı nasıl korunacak?

Özgürlüğün sınırını konuşmak, sınır koyanın yetkisini de konuşmayı gerektirir.

Rızalık Varsa Her Şey Tamam mı?

Bir ilişkide insanların rızasını önemsemeliyiz. Fakat yalnız söylenen “evet” kelimesiyle yetinmeden, o sözün hangi koşullarda verildiğine de bakmalıyız.

İnsan hayır dediğinde işini, barınma imkânını veya topluluk içindeki yerini kaybetmekten korkuyorsa ne kadar rahat karar verebiliyor?

Gerekli bilgileri biliyor mu? Kendisine sunulan koşulları anlayabiliyor mu? Başka bir seçeneği değerlendirebiliyor mu?

Bu sorular, her kararı dışarıdan geçersiz saymak için sorulmamalıdır. İnsanların kendi iradesini kullanabilmesini güçlendirmek için sorulmalıdır.

Alevî yaşamında önem verdiğimiz rızalık düşüncesini de günlük ilişkilerimize taşıyabiliriz. Razı olmadığını söyleyen insanı hemen dışlıyorsak, verdiği onayın özgürlüğünü yeniden düşünmeliyiz.

Rızalığı önemsemek, itirazı duyabilme sorumluluğunu da taşır.

Özgürlüklerimiz Birbirini Güçlendirebilir mi?

Özgürlükten bazen sanki herkesin elindeki sınırlı bir paydan söz ederiz. Birinin alanı genişlediğinde diğerininki mutlaka daralacakmış gibi düşünürüz.

Oysa farklı ilişkiler de kurabiliriz.

Bir toplantıda söz sırasının açık olması, yalnız yeni gelen kişiye yardımcı olmaz. Herkesin birbirini duyabilmesini kolaylaştırır.

Bir kurumda itiraz yolunun işlemesi, yalnız bugün itiraz edeni korumaz. Yarın aynı durumda kalabilecek insanlara da güvence sağlar.

Bir kişinin kendi dilini ve inancını ifade edebilmesi, başka insanların da benzer taleplerini savunabilecekleri ortak bir ölçü geliştirebilir.

DDP72’deki “Alevi Alevidir: Neden Birbirimizi Ötekileştiriyoruz?” yazısında, farklılıklarımızı kendi ilişkilerimizde tanımanın önemini sorgulamıştık.

Birlikte özgürleşmek, herkesin aynı olmasıyla değil, farklı insanların hakkını koruyan ilişkilerle mümkün olabilir.

Sorumluluk, Özgürlüğü Hak Etmenin Sınavı mı?

Burada bir yanlış anlamayı da önleyelim.

İnsan sorumluluk taşımalıdır dediğimizde, temel hakların yalnız kusursuz davrananlara verileceğini söylemiyoruz.

Bir kişinin yanlış davranışı varsa o davranış ele alınır. Bundan bütün haklarından vazgeçtiği sonucu çıkarılamaz.

Aynı şekilde bir topluluğun iç sorunları, o topluluğa yönelik ayrımcılığı haklı çıkarmaz.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 29. maddesi, hakların kullanılmasını başkalarının haklarına saygıyla birlikte ele alır. 30. madde ise bildirgenin devletlere, gruplara veya kişilere bu hakları ortadan kaldırma yetkisi veriyormuş gibi yorumlanamayacağını belirtir. Kaynak: Birleşmiş Milletler

Sorumluluk çağrısı, özgürlüğü ortadan kaldırmanın bahanesine dönüşmemelidir.

Üç Soruyla Başlayalım

Bu üç bölümlük dizide önce kişisel özgürlüğü ve sınırını ele alıyoruz. İkinci bölümde aileye, kuruma ve topluluk ilişkilerine bakacağız. Kapanışta ise özgür bir toplumun hangi güvencelere ve yaşam koşullarına ihtiyaç duyduğunu tartışacağız.

İlk adım olarak günlük bir davranışımızı seçelim. Bir tartışmada söylediğimiz sözü, aldığımız bir kararı veya başkasından beklediğimiz bir davranışı düşünelim.

Kendimize üç soru soralım:

Hangi özgürlüğü kullanmak istiyorum?

Davranışım kimi, hangi somut biçimde etkiliyor?

Aynı hakkı benden farklı düşünen kişiye de tanıyor muyum?

Son soruda durmak özellikle önemlidir.

Kendimiz eleştirirken özgürlük, eleştirildiğimizde ise sessizlik istiyorsak aynı ölçüyü kullanmıyoruz demektir.

Kendi yaşam biçimimize saygı beklerken başkasının yaşamını yönetmeye çalışıyorsak ortak özgürlüğün zeminini daraltıyoruz.

Özgürlük, yalnız önümüzdeki engellerin kalkması değildir. Birlikte yaşarken başkalarının önüne hangi engelleri koyduğumuzu da görebilmektir.

Özgür olmak, her istediğini yapmak mı; yoksa kendi hayatını kurarken başkasının da hayatını kurabilmesine yer bırakmak mı?

Bir sonraki bölüm:

Benim Özgürlüğüm, Başkasının Hakkı

Yol bir, sürek binbir.

Àşk ile…

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Hazırlanma tarihi: Ekim 2026