Sivil Toplum Neden Eleştirdiği Düzeni Tekrarlar?
İnsan Hiyerarşiye Mahkûm mudur? — Yazı Dizisi, 7. Bölüm | 7/10
“Dışarıda karşı çıktığımız eşitsizliği kendi kurumumuzda olağan görüyorsak, yalnız düzeni eleştirmek yetmez. Karar alma biçimimizi, görevlerimizi ve birbirimizle kurduğumuz ilişkiyi de değiştirmemiz gerekir.”
✍️ Roj Arslan-Gülçehre
Bir dernek düşünelim.
Kuruluş amacı dayanışmayı büyütmek, insanların sesini duyurmak ve ortak sorunlara çözüm üretmek olsun.
Duyurularında demokrasi yazıyor.
Konuşmalarında eşitlik vurgulanıyor.
Toplantılarında katılımın önemi anlatılıyor.
Ancak gündemi hep aynı insanlar belirliyor. Kurum adına kimin konuşacağına dar bir çevre karar veriyor. Hesaplar sorulduğunda rahatsızlık oluşuyor. Yeni bir öneri getiren kişiye önce kimin yanında olduğu soruluyor.
Bir süre sonra şu cümle duyuluyor:
“Burada işler böyle yürür.”
Peki değiştirmek için bir araya geldiğimiz ilişkiler, nasıl oluyor da kendi kurumumuzun içinde yeniden kuruluyor?
Bu soru sivil toplumu değersizleştirmek için sorulmuyor.
Tam tersine, onun taşıdığı dayanışma ve dönüşüm olanağını ciddiye aldığımız için soruluyor.
Önceki bölümde modern yaşamın görünmeyen hiyerarşilerini ele aldık. Şimdi aynı bakışı kendi gönüllü çalışmalarımıza, derneklerimize, köy örgütlenmelerimize ve toplumsal kurumlarımıza çevireceğiz.
Dışarıda istediğimiz demokrasiyi, içeride yaşayabiliyor muyuz?
İyi Bir Amaç, İyi Bir İşleyişi Garanti Eder mi?
Bir kurumun amacı değerli olabilir.
Çocukların eğitimini destekleyebilir, kültürü yaşatabilir, ihtiyaç sahipleriyle dayanışabilir veya hak arayışına katkı sunabilir.
Bunlar önemlidir.
Ancak amacın değerli olması, o amaca giderken kullanılan bütün yöntemleri doğru yapmaz.
Dayanışma için kurulmuş bir kurumda görevler adaletsiz dağıtılabilir.
Eşitlik savunan bir toplulukta kadınların veya gençlerin sözü geri planda kalabilir.
Özgür düşünceyi savunan bir yapıda farklı görüşler rahatsızlık yaratabilir.
Böyle bir durumda kurumun amacı ile günlük davranışları arasında bir açıklık oluşur.
Bu açıklığı görmek, yapılan bütün emeği yok saymak değildir.
Emeğin neye hizmet ettiğini birlikte değerlendirmektir.
Bir kurumun ne söylediğine bakmalıyız; fakat söylediklerini kendi içinde nasıl yaşadığına da bakmalıyız.
Eleştirdiğimiz Alışkanlıkları Yanımızda mı Getiriyoruz?
Bir derneğe veya toplumsal çalışmaya katıldığımızda geçmişte öğrendiklerimizi kapının dışında bırakmayız.
Ailede, okulda, iş yerinde ve siyasal yaşamda alıştığımız davranışları da beraberimizde getiririz.
Bir büyüğün sözünü kesmemeyi öğrenmiş olabiliriz.
Ancak zamanla bunu, büyüğe soru sorulamayacağı biçiminde yaşamaya başlayabiliriz.
Sorumluluk alan kişiye destek olmanın önemini biliriz.
Fakat desteği, onun kararlarını sorgulamamak olarak anlayabiliriz.
Birlikte hareket etmek isteriz.
Ancak farklı düşünceyi ortak çalışmanın önündeki engel sayabiliriz.
Bunlar değişmez özelliklerimiz değildir.
Fark edildiğinde üzerine çalışılabilecek alışkanlıklardır.
Bu nedenle yalnız yöneticileri değiştirmek her zaman yeterli olmaz.
Yeni insanlar, eski karar alma biçimlerini sürdürebilir.
Koltukta oturan kişi değişirken ilişkinin kendisi değişmiyorsa, hiyerarşi başka isimlerle devam edebilir.
“Biz Bir Aileyiz” Sözü Neyi Örtebilir?
Bir kurumda yakınlık ve güven bulunması değerlidir.
İnsanların birbirine destek olması, zor zamanlarda yanında durması ortak yaşamı güçlendirir.
Ancak kurumun aileye benzetilmesi, görev ve hesap verme sorumluluğunun yerine geçmemelidir.
“Aramızda hesap mı olur?”
“Bunca yıllık arkadaşımıza güvenmeyecek miyiz?”
“Bunu yazıya dökmeye ne gerek var?”
Bu sözler sıcak bir ilişkinin içinden söylenebilir.
Fakat ortak para, ortak varlık ve ortak karar söz konusu olduğunda açıklık herkesin hakkıdır.
Kayıt tutmak güvensizlik ilanı değildir.
Görevleri yazmak arkadaşlığı zayıflatmaz.
Harcamayı açıklamak, emek veren insanı suçlamak anlamına gelmez.
Tam tersine, kişisel ilişkileri kuşkudan ve yanlış anlaşılmadan koruyabilir.
Yakınlık bizi birbirimize bağlayabilir; ortak kurallar ise birbirimize karşı sorumluluğumuzu açıklaştırır.
Gönüllü Emek Nasıl Kişisel Yetkiye Dönüşebilir?
Sivil toplum çalışmalarında bazı insanlar büyük yük taşır.
Toplantıyı düzenler, duyuruyu hazırlar, telefonları yanıtlar, hesaplarla ilgilenir ve başkalarının yetişemediği işleri tamamlar.
Bu emek görülmelidir.
Ancak zamanla şu anlayış yerleşebilir:
“Bütün işi ben yapıyorsam kararı da ben veririm.”
Burada gerçek bir yorgunluk ile yanlış bir yetki sonucu birbirine bağlanır.
İşlerin birkaç kişinin üzerinde kalması önemli bir sorundur.
Fakat çözüm, o kişilerin sınırsız karar yetkisine sahip olması değildir.
Görevleri paylaşmak, yeni insanları yetiştirmek ve işin kapsamını mevcut olanaklara göre düzenlemek gerekir.
Öte yandan yalnız eleştirip hiçbir sorumluluk üstlenmemek de ortak çalışmayı güçlendirmez.
Bir öneri getiren kişi, zamanı ve olanakları ölçüsünde katkısını da düşünmelidir.
Ancak sorumluluk alamayanın gerekçesi dinlenmeden sözü değersizleştirilmemelidir.
Emek saygıyı hak eder. Ortak karar hakkı ise yalnız en çok zamanı olanların eline bırakılamaz.
Kuralsızlık Herkesi Eşit Yapar mı?
Bazı topluluklar resmî görevlerden ve yazılı kurallardan uzak durarak eşitliği koruyabileceklerini düşünür.
Bu tercihin anlaşılabilir nedenleri olabilir.
Katı bürokrasi insanları yorabilir. Gereksiz işlemler çalışmayı yavaşlatabilir.
Ancak yazılı yapının bulunmaması, gücün bulunmadığı anlamına gelmez.
Jo Freeman, kadın hareketindeki grup deneyimlerinden hareketle yazdığı The Tyranny of Structurelessness adlı metninde, tanınmayan gayriresmî ilişkilerin denetlenemeyen etki çevreleri oluşturabileceğine dikkat çeker. Bu, bütün gönüllü toplulukların aynı olduğu iddiası değil; yapısızlık söyleminin gücü nasıl görünmez kılabildiğine ilişkin bir uyarıdır. ¹
Bir kurumda kimin karar verdiği belli değilse, yanlış bir karardan kimin sorumlu olduğu da belirsizleşebilir.
Herkesin söz sahibi olduğu söylenirken, birbirini uzun zamandır tanıyan birkaç kişi fiilen yön verebilir.
Gücü sınırlamak için önce onun nerede bulunduğunu görebilmek gerekir.
Başkan Kurumun Sahibi midir?
Bir başkanın veya koordinatörün görevi, ortak çalışmanın yürümesine katkıda bulunmaktır.
Alınan kararların uygulanmasını izlemek, görevler arasında bağlantı kurmak ve yetkisi ölçüsünde kurumu temsil etmek bu sorumluluğun parçası olabilir.
Ancak temsil etmek, kurumun bütün iradesini kendi kişiliğinde toplamak değildir.
Başkan kurumun geçmişini tek başına yaratmamıştır.
Kurumun geleceği de yalnız onun varlığına bağlanmamalıdır.
“Ben gidersem burası dağılır” sözü bazen gerçek bir eksikliğe işaret edebilir.
Fakat bu durum kalıcı başkanlığın gerekçesi olarak kullanılmamalıdır.
Neden başka insanlar yetişmedi?
Bilgiler neden paylaşılmadı?
Görevler neden devredilebilir biçimde düzenlenmedi?
Bu sorular sorulmalıdır.
Bir yöneticinin başarısı, yalnız görevdeyken yaptıklarıyla değil, görevini bıraktığında kurumun nasıl çalışabildiğiyle de değerlendirilmelidir.
Seçim Yapmak Tek Başına Yeterli midir?
Seçim, ortak yönetimin önemli araçlarından biridir.
Ancak belirli aralıklarla oy kullanmak, aradaki bütün kararların denetimsiz kalmasını haklı çıkarmaz.
Üyeler yalnız seçim günü hatırlanıyorsa katılım daralır.
Gündem hakkında bilgi verilmiyorsa, adaylık olanakları fiilen sınırlıysa ve farklı öneriler duyulamıyorsa seçim yapılması bütün sorunları çözmez.
Seçilmiş olmak bir sorumluluk verir.
Her karara peşinen onay verilmiş olduğu anlamına gelmez.
Bir yönetim, yetkisi içindeki işleri her seferinde bütün üyelere sormadan yürütebilir. Fakat bu yetkinin sınırları önceden bilinmeli, önemli kararların gerekçesi açıklanmalı ve işleyiş denetlenebilmelidir.
Seçmek kadar, seçilenlerin ne yaptığını öğrenebilmek ve gerektiğinde görev değişimini sağlayabilmek de önemlidir.
Gençleri ve Kadınları Çağırmakla Yetiniyor muyuz?
Birçok kurum gençlerin katılmasını ister.
Kadınların daha görünür olmasının önemini de vurgular.
Ancak çağrının ardından görev dağılımına bakmak gerekir.
Yeni gelenlerden yalnız duyuru paylaşmaları, teknik işlerle ilgilenmeleri veya etkinliğin hazırlığını yapmaları mı bekleniyor?
Yoksa bütçe, program ve kurumun yönü üzerine karar verirken de sözleri dinleniyor mu?
Bir insanı fotoğrafta görünür kılmak ile karar sürecinde etkili kılmak aynı şey değildir.
Aynı şekilde deneyimli insanların katkısını dışlamak da çözüm olmaz.
İhtiyacımız olan, kuşakları birbirinin karşısına koymak değildir.
Bilginin aktarılabildiği, yeni önerilerin sınanabildiği ve sorumluluğun paylaşılabildiği bir işleyiştir.
Katılım, yapılan işin yükünü paylaşırken kararın sözünü de paylaşmayı gerektirir.
Kaynak Veren, Kurumun Yönünü de mi Belirler?
Derneklerin ve toplumsal çalışmaların maddi kaynağa ihtiyacı vardır.
Aidatlar, bağışlar ve farklı destekler ortak işlerin yapılmasını sağlayabilir.
Ancak kaynak sağlamak ile kararları tek başına belirlemek birbirinden ayrılmalıdır.
Bir insanın daha fazla bağış yapması, ona diğer üyelerden daha değerli bir söz hakkı vermez.
Bir destekçinin beklentileri de kurumun ortak amacı ve açıkladığı ilkelerle değerlendirilmelidir.
Aksi durumda kurum, üyelerinin gereksinimlerinden çok kaynağın devamını gözetmeye başlayabilir.
Bu risk, her desteğin yanlış olduğu anlamına gelmez.
Koşulların açık olmasını ve bağımsız karar sorumluluğunun korunmasını gerektirir.
Bir kurumun kasasına giren katkı, ortak iradenin satın alınması gibi işlememelidir.
Eleştiri Neden Kolayca Sadakat Sınavına Dönüşür?
Bir kurum zor koşullarda kurulmuş olabilir.
Dış baskılarla, ilgisizlikle veya maddi güçlüklerle mücadele etmiş olabilir.
Bu geçmiş, insanlarda güçlü bir koruma duygusu oluşturabilir.
Ancak kurumu korumak ile her kararı savunmak aynı şey değildir.
Bir üye bütçeyi sorduğunda “Bize güvenmiyor musun?” deniliyorsa, somut soru kişisel bağlılık tartışmasına çevrilmiş olur.
Bir öneriye karşı çıkıldığında “Kimin tarafındasın?” soruluyorsa, kararın içeriği geri planda kalır.
Elbette eleştirinin de sorumluluğu vardır.
Somut olmalı, kişiyi aşağılamamalı ve bilinenlerle varsayımları ayırmalıdır.
Fakat bir eleştirinin rahatsız edici olması, tek başına haksız olduğunu göstermez.
Kuruma bağlılık, yanlışın örtülmesiyle değil, düzeltilebilmesine katkıyla da gösterilebilir.
Tükenmişliği Fedakârlık Diye Yüceltiyor muyuz?
Bir insanın bütün boş zamanını kuruma ayırması dışarıdan takdir görebilir.
Ancak sürekli aynı kişilerin yorulması sağlıklı bir işleyiş değildir.
Yorgun insan sabırsızlaşabilir, görev devretmekte zorlanabilir veya bütün yükü yalnız kendisinin taşıdığını düşünebilir.
Diğerleri de zamanla “Nasıl olsa o yapıyor” alışkanlığına kapılabilir.
Böylece karşılıklı olarak sürdürülen bir bağımlılık oluşur.
Çözüm yalnız daha fazla fedakârlık istemek olamaz.
İşlerin önceliği belirlenmelidir.
Kurumun yapabilecekleriyle yapmak istedikleri arasında gerçekçi bir ilişki kurulmalıdır.
Görev alanın dinlenebilmesi, gerektiğinde geri çekilebilmesi ve yerine başka birinin geçebilmesi olağan karşılanmalıdır.
Gönüllülük, insanın kendisini tüketmesini beklemek değildir. Sorumluluğu sürdürülebilir biçimde paylaşmaktır.
Daha Demokratik Bir Kurum Nasıl Kurulur?
Her topluluğun büyüklüğü ve gereksinimleri farklıdır.
Bu nedenle herkese aynı yönetim şemasını önermek doğru olmaz.
Ancak bazı temel sorumluluklar ortaklaştırılabilir.
Görevlerin kapsamı ve yetkilerin sınırı yazılı olmalıdır.
Kararlar ve gerekçeleri erişilebilir biçimde kaydedilmelidir.
Bütçe, kişisel bilgileri koruyarak anlaşılır biçimde paylaşılmalıdır.
Görevlendirmeler yakınlığa göre değil, gerekli yetkinlik ve açık ölçüler üzerinden yapılmalıdır.
Yeni görev üstlenecek insanlara öğrenme olanağı sağlanmalıdır.
Görev süreleri ve devir yöntemleri önceden belirlenmelidir.
İtirazlar için yönetimin kendi kararını tek başına son söz saymadığı, adil bir değerlendirme yolu bulunmalıdır.
Çıkar çatışması olduğunda ilgili kişi bu durumu açıklamalı; kararın nasıl ele alınacağı ortak kurallarla düzenlenmelidir.
Bunlar kâğıt üzerinde kalırsa yeterli olmaz.
Bir süre sonra işleyişe yeniden bakmak gerekir.
Kimler katılabiliyor?
Kimlerin önerileri dikkate alınıyor?
Hangi görevler yine aynı kişilerde birikiyor?
Demokrasi, bir kez yazılıp tamamlanan bir özellik değildir. Günlük ilişkiler içinde korunması ve yenilenmesi gereken bir sorumluluktur.
Sonuç: Değiştirmek İstediğimiz Düzeni İçimizde Taşıyor muyuz?
Sivil toplum, insanların yalnız yaşadığı sorunlara karşı bir araya gelebildiği değerli bir alandır.
Dayanışma üretir, hafızayı korur, yeni ilişkiler kurar ve insanların kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olmasına katkı sunabilir.
Bu değeri korumak için kurumlarımızı eleştirinin dışında tutamayız.
Dışarıda karşı çıktığımız davranışların içeride hangi gerekçelerle sürdürüldüğüne bakmalıyız.
Ortak karar istiyoruz; peki gündemi kim belirliyor?
Şeffaflık istiyoruz; peki kendi hesabımızı açıklıyor muyuz?
Gençlerin katılımını istiyoruz; peki yetkiyi devretmeye hazır mıyız?
Eşitlik istiyoruz; peki bize yakın olmayanın sözünü aynı dikkatle dinliyor muyuz?
Hesap soruyoruz; peki bizden hesap istendiğinde nasıl karşılık veriyoruz?
Bu sorular yalnız başkana veya yönetime yöneltilmemelidir.
Üyelere, gönüllülere ve kendimize de yöneltilmelidir.
Çünkü ortak yaşamın sorumluluğu yalnız görev alanların omzuna bırakılamaz.
Dışarıda karşı çıktığımız eşitsizliği kendi kurumumuzda olağan görüyorsak, yalnız düzeni eleştirmek yetmez. Karar alma biçimimizi, görevlerimizi ve birbirimizle kurduğumuz ilişkiyi de değiştirmemiz gerekir.
Kendi hatasını görebilen kurum zayıflamış olmaz.
Öğrenme ve yenilenme olanağı kazanır.
Birlikte çalışmanın değerini, birbirimizi susturarak koruyamayız.
Sözümüzü, bilgimizi ve sorumluluğumuzu paylaşarak büyütebiliriz.
Yol bir, sürek binbir.
Àşk ile…
✍️ Roj Arslan-Gülçehre
Tarihten Bugüne İnsan Örgütlenmesi
Hiyerarşi, İktidar ve Eşitlik Arayışı
19.10.2026 (Sivil Toplum Neden Eleştirdiği Düzeni Tekrarlar?, 7/10 Bölümlük yazı dizisi)
-
Yapay Zekâ ve Yaratıcılık: Eser Kimin?
Bir makineyle birlikte yarattığımız eserde, insanlığımızın imzası nerede başlıyor ve nerede bitiyor?
-
Bilmek Neden Güç ve Saygınlık Sağladı?
Bilmek neden güç ve saygınlık sağladı? Dizinin bu bölümünde Mezopotamya’daki kayıtlardan matbaaya ve modern uzmanlığa uzanarak bilginin insan ilişkilerindeki yerini sorguluyoruz. Bilgiye erişim değişirken uzmanlığın, güvenin ve insanın toplumsal değerinin nasıl yeniden düşünülebileceğini ele alıyoruz.
-
İnsan Hiyerarşiye Mahkûm mudur? — Yazı Dizisi, 9. Bölüm: Hiyerarşisiz Toplum mu, Denetlenebilir Yetki mi?
Bütün yetki farklılıklarını ortadan kaldırmak mı gerekir, yoksa yetkinin sınırlarını ve denetimini kurmak mı? Yazı dizisinin dokuzuncu bölümünde uzmanlık, acil kararlar, bağımsız denetim, itiraz hakkı ve görev devrini ele alıyoruz. Gerekli görev yetkilerinin kalıcı üstünlük ilişkilerine dönüşmesi nasıl önlenebilir?
-
Alevilikte Dört Pir ve Dar Kavramı
Alevilikte Dar nedir? Dar-ı Mansur, Dar-ı Fazlı, Dar-ı Nesîmî ve Dar-ı Fatıma üzerinden rızalık, hesap verme ve Yol uğruna bedelin anlamı.
-
Bilgiye Ulaşmak, Bilmek midir?
Bilgiye ulaşmak kolaylaşıyor; peki bir yanıtı bulmak, onu anlamakla aynı şey mi? Dizinin bu bölümünde bilgiye erişmek, doğrulamak ve sorumlulukla kullanmak arasındaki farkı; yapay zekânın öğrenmeye katkısını ve insanın değişen rolünü sorguluyoruz.
-
İnsan Hiyerarşiye Mahkûm mudur? — Yazı Dizisi, 2. Bölüm: Aile Hiyerarşinin İlk Okulu mudur?
Aile yalnızca sevginin ve dayanışmanın değil, güç ilişkilerinin de öğrenildiği ilk yerdir. Bu bölümde koruma ile egemenlik, saygı ile itaat ve aile içindeki kadın-erkek eşitliği sorgulanıyor.
-
İnsan Hiyerarşiye Makûm mudur? – Yazı Dizisi , Genel Özet | 0/10
İnsan topluluklarında hiyerarşi nasıl ortaya çıktı? Görev paylaşımı ne zaman egemenlik kurmaya dönüşür? Bu yazı, aileden devlete ve sivil toplumdan Alevi kurumlarına uzanan güç, yetki ve örgütlenme ilişkilerini sorgulayan 10 bölümlük bir yazı dizisinin yol haritasını ortaya koyuyor.
-
İnsan Hiyerarşiye Mahkûm mudur? — Yazı Dizisi, 8. Bölüm: Başka Türlü Örgütlenmek Mümkün mü?
Tek bir kişiye bağımlı olmadan, görevleri ve kararları paylaşarak örgütlenmek mümkün mü? Yazı dizisinin sekizinci bölümünde ortak karar, yetki sınırları, şeffaf hesaplar, görev devri ve anlaşmazlıkların çözümünü ele alıyoruz. Köy ve topluluk çalışmalarından somut örneklerle birlikte yönetmenin yollarını arıyoruz.
-
Bilgi El Değiştirirken İnsan Nerede Duruyor?
Yapay zekâyla bilgiye ulaşmak kolaylaşırken uzmanların, mesleklerin ve insanın toplumdaki yeri nasıl değişiyor? On iki yazılık dizinin açılışında bilgi, güç ve saygınlık ilişkisini sorguluyoruz. Bilgiye erişmekle uzmanlaşmayı ayırarak, insanın değerini ve ortak geleceğe ilişkin sorumluluklarımızı tartışmaya açıyoruz.
-
İnsan Hiyerarşiye Mahkûm mudur? — Yazı Dizisi, 4. Bölüm: Toprak, Mülkiyet ve Devlet
Toprağı işlemek, ürünü depolamak ve ortak kaynakları yönetmek insanlar arasındaki güç ilişkilerini nasıl değiştirdi? Yazı dizisinin dördüncü bölümünde toprak, mülkiyet ve devlet arasındaki bağları; emek, miras, vergi ve hesap verebilirlik üzerinden sorguluyoruz. Toprağın sınırı çizilirken insanın söz hakkı nerede kaldı?
-
İnsan Hiyerarşiye Mahkûm mudur? — Yazı Dizisi, 10. Bölüm: Hiyerarşi Karşısında Alevi Toplumu
Alevî toplumunda eşit canlık, rızalık ve hizmet ilkeleri günlük ilişkilerde ne kadar karşılık buluyor? Yazı dizisinin son bölümünde ocak-talip ilişkilerini, kadınların ve gençlerin söz hakkını, cemevlerinin dönüşümünü ve hesap verebilir sorumluluğu ele alıyoruz. Farklı sürekleri gözeterek geçmişi tanımayı ve kurumlarımızı birlikte sorgulamayı öneriyoruz.
-
Alevi Alevidir: Neden Birbirimizi Ötekileştiriyoruz?
“72 millete bir nazarla bakmak” ilkesinin Alevilerin kendi iç farklılıklarına nasıl uygulanacağı; sürek, ocak, dil, coğrafya ve düşünsel farklılıkların dışlama nedeni olmaması gerektiğidir.
-
İnsan Hiyerarşiye Mahkûm mudur? — Yazı Dizisi, 5. Bölüm: Kutsallaştırılan İktidar
Toprağı işlemek, ürünü depolamak ve ortak kaynakları yönetmek insanlar arasındaki güç ilişkilerini nasıl değiştirdi? Yazı dizisinin dördüncü bölümünde toprak, mülkiyet ve devlet arasındaki bağları; emek, miras, vergi ve hesap verebilirlik üzerinden sorguluyoruz. Toprağın sınırı çizilirken insanın söz hakkı nerede kaldı?
-
İnsan Hiyerarşiye Mahkûm mudur? — Yazı Dizisi, 3. Bölüm: İlk İnsan Toplulukları Nasıl Örgütlendi?
Aile yalnızca sevginin ve dayanışmanın değil, güç ilişkilerinin de öğrenildiği ilk yerdir. Bu bölümde koruma ile egemenlik, saygı ile itaat ve aile içindeki kadın-erkek eşitliği sorgulanıyor.
-
İnsan Hiyerarşiye Mahkûm mudur? — Yazı Dizisi, 6. Bölüm: Modern Dünyanın Görünmeyen Hiyerarşileri
Hiyerarşi her zaman unvanlarda ve yüksek koltuklarda görünmez. Yazı dizisinin altıncı bölümünde iş yaşamını, bilgiye erişimi, yakın çevre ilişkilerini ve dijital platformları sorguluyoruz. Herkese açık görünen kapılardan kimler geçebiliyor; kimlerin sözü karara dönüşüyor? Eşit katılımın günlük yaşamdaki koşullarını ele alıyoruz.
-
Yapay Zekâ Kapımızda: Dünya ve İnsan Bu Yarışın Neresinde?
Yapay zekâ yarışında herkes kimin öne geçeceğini konuşuyor. Oysa insanlığın sorması gereken daha büyük bir soru var: Yarış hızlanırken insan, toplum ve dünya geride mi…
-
İnsan Hiyerarşiye Mahkûm mudur? — Yazı Dizisi, 1. Bölüm: Hiyerarşi Nedir?
Bir yöneticiye saygı duymak, onun kararlarını sorgulamaktan vazgeçmek midir? Yazı dizisinin beşinci bölümünde kutsallaştırılan iktidarı; inanç, itaat, soy ve unvan üzerinden ele alıyoruz. İnanç özgürlüğünü korurken hizmetin nasıl dokunulmazlığa dönüştürülebildiğini, rızalık ve hesap verebilirlik açısından sorguluyoruz.
-
Kaç Kişiyiz Değil, Nasıl İnsanlarız?
Bir inancın gücü kaç kişiye ulaştığıyla mı, yoksa nasıl insanlar yetiştirdiğiyle mi ölçülür? Roj Arslan-Gülçehre, Aleviliğin yayılmadan çok insanı, rızalığı, vicdanı, doğayı ve toplumsal sorumluluğu merkeze alan yapısını sorguluyor.
