Tahir Elçi’yi yalnızca öldürülen bir baro başkanı olarak anmak eksik kalır. Onu asıl anlatan; hukuk karşısında herkesin eşit olması gerektiğine duyduğu inanç, Kürt meselesinde barışçıl çözüm ısrarı, faili meçhul cinayetler ve ağır hak ihlalleri karşısında yıllarca sürdürdüğü hukuk mücadelesidir.
TAHİR ELÇİ: HUKUKUN, BARIŞIN VE İNSAN ONURUNUN TARAFINDA BİR YAŞAM
Tahir Elçi, Türkiye’nin yakın tarihinde insan hakları hukukunun, ifade özgürlüğünün ve barış talebinin önemli isimlerinden biridir.
1966 yılında Şırnak’ın Cizre ilçesinde doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Cizre’de tamamladı. 1991 yılında Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu ve 1992’den itibaren Diyarbakır’da serbest avukatlık yapmaya başladı. 1998–2006 yılları arasında Diyarbakır Barosu yönetiminde görev aldı; 2012’de Diyarbakır Barosu Başkanı seçildi. Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi Bilim Danışma Kurulu’nda görev yaptı ve uluslararası ceza hukuku alanında eğitimler aldı. Diyarbakır Barosu
Ancak onun hukukçuluğunu sıradan bir mesleki kariyer olarak görmek mümkün değildir.
Çünkü Tahir Elçi, hukuk alanını yalnızca mahkemelerde dosya takip edilen bir meslek olarak değil, insan onurunu koruma mücadelesi olarak görüyordu.
90’lı yılların karanlığında avukatlık yapmak
Tahir Elçi’nin mesleki yaşamı, özellikle 1990’lı yıllarda Güneydoğu Anadolu’da yoğunlaşan ağır insan hakları ihlalleriyle iç içe geçti.
Faili meçhul cinayetler…
Köy yakmaları…
Zorla kaybetmeler…
Yargısız infazlar…
İşkence iddiaları…
Ve büyük bir korku ortamı…
Elçi bu dönemde mağdurların ve ailelerinin avukatlığını yaptı. Diyarbakır Barosu’nun resmi biyografisinde de onun 1990’lı yıllardaki yargısız infaz, faili meçhul cinayet ve köy yakma davalarında aktif hak savunuculuğu yaptığı özellikle vurgulanır. Diyarbakır Barosu
Bu noktada onun duruşunu anlamak önemlidir.
O, hukuku güçlü olanın aracı olarak değil, güçsüzün sığınabileceği son alanlardan biri olarak görüyordu.
Hukuk yalnızca yasa değildir
Tahir Elçi’nin hukuk anlayışı teknik bir hukukçuluğun ötesindeydi.
Bir devletin yalnızca yasalarının bulunması onu hukuk devleti yapmazdı.
Asıl mesele, o yasaların kim için ve nasıl uygulandığıydı.
İnsanlar gözaltında kaybediliyorsa…
Bir köy yakıldığında sorumlular hesap vermiyorsa…
Bir cinayetin faili bulunmuyorsa…
Devlet görevlileri yaptıkları ihlaller nedeniyle yargılanmıyorsa…
Orada hukuk yalnızca kâğıt üzerinde kalır.
Elçi’nin meslek yaşamı boyunca en fazla üzerinde durduğu meselelerden biri de cezasızlık kültürüydü.
Çünkü cezasızlık yalnızca geçmişte yaşanmış bir haksızlığı örtmez.
Gelecekte yaşanacak yeni ihlallere de zemin hazırlar.
Kürt meselesindeki duruşu
Tahir Elçi Kürt kimliğini saklamayan bir hukukçuydu.
Kürt meselesini yalnızca güvenlik başlığıyla açıklayan yaklaşımlara karşı çıktı.
Ona göre mesele aynı zamanda:
Kimlik…
Dil…
Eşit yurttaşlık…
İnsan hakları…
Ve siyasal temsil meselesiydi.
Kürtlerin hak taleplerinin yalnızca silah ve çatışma üzerinden ele alınmasının sorunu daha da derinleştirdiğini düşünüyordu.
Bu nedenle Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesini savundu.
Ama onun duruşu yalnızca bir kimliğin haklarını savunmakla sınırlı değildi.
Hukukun üstünlüğünü herkes için istiyordu.
Çünkü bir toplumda hukuk yalnızca bir kesime uygulanıyorsa, orada gerçek anlamda hukuk yoktur.
Barış onun için soyut bir söz değildi
Tahir Elçi’nin adı zamanla özellikle barış sözcüğüyle özdeşleşti.
Ama onun barış anlayışı yalnızca çatışmaların sona ermesi değildi.
Barış için adalet gerekiyordu.
Hakikat gerekiyordu.
Geçmişte yaşanan ihlallerle yüzleşmek gerekiyordu.
Kürt meselesinin siyasi ve toplumsal boyutlarını konuşmak gerekiyordu.
Ve devlet ile yurttaş arasında yeniden güven kurulması gerekiyordu.
Bu nedenle onun barış talebi, hukuki ve toplumsal bir içerik taşıyordu.
Roboskî’den Lice’ye
Tahir Elçi pek çok önemli insan hakları davasında görev aldı.
Diyarbakır Barosu’nun anma sayfasında onun Lice davası, Temizöz davası, Kuşkonar ve Koçağılı köylerinin bombalanması ve Roboskî dosyaları gibi birçok davada hak savunuculuğu yaptığı belirtiliyor. Diyarbakır Barosu
Bu davaların ortak noktası şuydu:
Devlet gücünün kullanıldığı olaylarda mağdurlar adına hesap sorabilmek.
Tahir Elçi bu yüzden yalnızca mahkemelerde dosya takip eden bir avukat değildi.
Toplumsal hafızanın hukuk alanındaki taşıyıcılarından biriydi.
İfade özgürlüğü ve hedef gösterilme
Tahir Elçi’nin kamuoyunda en fazla tartışıldığı dönemlerden biri 2015 yılı oldu.
Kürt meselesi ve çatışma ortamı üzerine yaptığı açıklamalar nedeniyle yoğun biçimde hedef gösterildi.
Hakkında soruşturma başlatıldı ve gözaltına alındı.
Bu süreç, Türkiye’de ifade özgürlüğünün sınırları konusunda da büyük bir tartışma yarattı.
Bir hukukçunun, bir baro başkanının, bir siyasal ve toplumsal mesele hakkında görüş bildirmesi nedeniyle ceza tehdidiyle karşılaşması, onun savunduğu hukuk devleti ilkesinin neden bu kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyordu.
Sur ve Dört Ayaklı Minare
2015 yılı sonbaharında Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yoğun çatışmalar yaşanıyordu.
Tarihi yapılar zarar görüyordu.
Bunlardan biri de Diyarbakır’ın simgelerinden Dört Ayaklı Minare idi.
Tahir Elçi ve beraberindeki hukukçular, çatışmaların tarihi ve kültürel mirasa verdiği zarara dikkat çekmek için burada bir basın açıklaması yaptı.
Onun orada söylediği sözler, yaşamındaki duruşun özeti gibiydi:
“Bu kadim mekânlarda artık savaş, çatışma ve silah seslerinin olmasını istemiyoruz.” Diyarbakır Barosu
Bu sözlerden kısa süre sonra silah sesleri duyuldu.
28 Kasım 2015
28 Kasım 2015’te, Diyarbakır Sur’daki Dört Ayaklı Minare’nin önünde çıkan silahlı çatışma sırasında Tahir Elçi yaşamını yitirdi. Diyarbakır Barosu, onun kültürel mirasa yönelik tahribata dikkat çekmek ve çatışmaya karşı barış çağrısı yapmak için yaptığı basın açıklamasının ardından öldürüldüğünü kayda geçiriyor. Diyarbakır Barosu
Ölümü Türkiye’de büyük bir sarsıntı yarattı.
Çünkü öldürülen yalnızca bir baro başkanı değildi.
İnsan hakları savunucusuydu.
Faili meçhul dosyaların avukatıydı.
Barış talebinin kamuya açık yüzlerinden biriydi.
Cinayet neden hâlâ tartışılıyor?
Tahir Elçi’nin ölümüne ilişkin soruşturma yıllarca tartışıldı.
Olay yeri incelemesinin gecikmesi, kamera kayıtlarındaki kesintiler, delillerin toplanma biçimi ve soruşturmanın etkinliği konusunda çok ciddi eleştiriler yapıldı. Diyarbakır Barosu bu eksiklikleri yıllar boyunca kamuoyuna taşıdı. Diyarbakır Barosu
Soruşturmanın ardından açılan davada üç polis memuru yargılandı. Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi 12 Haziran 2024’te yargılanan polis memurları hakkında beraat kararı verdi. Diyarbakır Barosu ve Tahir Elçi Vakfı, karar sonrasında adalet mücadelelerini sürdüreceklerini açıkladılar. Diyarbakır Barosu
Bu nedenle Tahir Elçi dosyası yalnızca geçmişe ait bir cinayet dosyası değildir.
Aynı zamanda Türkiye’de etkin soruşturma, cezasızlık ve hukuk devleti tartışmalarının da sembollerinden biri haline gelmiştir.
Kültürel miras meselesi
Tahir Elçi’nin yaşamının son anlarında Dört Ayaklı Minare’nin önünde bulunması tesadüf değildir.
Çünkü o, yalnızca insan haklarını değil, bölgenin tarihi ve kültürel mirasını da korumayı önemsiyordu.
Diyarbakır Sur yalnızca taşlardan oluşan bir kent dokusu değildir.
Ermenilerin…
Süryanilerin…
Kürtlerin…
Arapların…
Ve farklı inanç ve kültürlerin yüzyıllar boyunca cancana yaşadığı bir tarihsel bellektir.
Bu nedenle kültürel mirasın korunması da ona göre insan hakları meselesiydi.
Çünkü bir halkın tarihi yok edilirse, onun belleğinin de bir bölümü yok edilir.
Şiddet karşısındaki duruşu
Tahir Elçi’nin en belirgin çizgilerinden biri, silahın ve çatışmanın çözüm olmadığı düşüncesiydi.
Bu nedenle onun duruşunu yalnızca “bir tarafın hukukçusu” olarak okumak eksik olur.
O, devletin hukuk dışına çıkmasına karşıydı.
Ama toplumsal meselelerin sürekli silahlı çatışma içinde tutulmasına da karşıydı.
Dört Ayaklı Minare önündeki son çağrısının merkezinde de bu vardı:
Silahlar sussun.
İnsanlar konuşsun.
Hukuk konuşsun.
Siyaset konuşsun.
Ve kentler savaş alanına dönüşmesin.
Tahir Elçi’nin toplumsal bakışının özü
Onun duruşunu birkaç başlıkta özetlemek mümkündür:
Hukukun üstünlüğü.
İnsan hakları.
Kürtlerin eşit yurttaşlık hakları.
Faili meçhullerle ve cezasızlıkla yüzleşme.
İfade özgürlüğü.
Kültürel mirasın korunması.
Barışçıl çözüm.
Ve hepsinin üzerinde:
İnsan onuru.
Tahir Elçi’nin hukuk anlayışı bu nedenle yalnızca mahkeme salonlarına ait değildi.
Hayatın içindeydi.
Köyü yakılan insanın yanındaydı.
Yakınını kaybeden annenin yanındaydı.
Haksız yere gözaltına alınanın yanındaydı.
Kimliği nedeniyle dışlanan insanın yanındaydı.
Alevi toplumsal hafızası açısından da tanıdık bir mesele
Alevi toplumu tarih boyunca inkâr, ayrımcılık, katliamlar ve cezasızlık deneyimleri yaşadı.
Dersim…
Maraş…
Çorum…
Sivas…
Gazi…
Bütün bu toplumsal yaralarda benzer bir soru vardır:
Adalet gerçekten herkes için mi?
Tahir Elçi’nin hukuk mücadelesi de tam olarak bu soruya dokunuyordu.
Bir toplumda Roboskî’nin adaleti aranırken Madımak unutulmamalı.
Dersim konuşulurken faili meçhuller unutulmamalı.
Bir halkın acısı başka bir halkın acısını görünmez kılmamalı.
Çünkü hakikat bölünmez.
Adalet de kimliğe göre değişmemelidir.
Yol bir, sürek binbir.
Farklı halkların, inançların ve kimliklerin yolları farklı olabilir.
Ama insanca yaşama ve adalet talebi ortaktır.
Neden hâlâ güncel?
Çünkü Tahir Elçi’nin savunduğu meselelerin büyük kısmı hâlâ çözülmüş değil.
Kürt meselesi hâlâ tartışılıyor.
Cezasızlık hâlâ tartışılıyor.
Faili meçhuller hâlâ toplumsal bellekte.
İfade özgürlüğü hâlâ tartışılıyor.
Avukatların ve gazetecilerin mesleki özgürlüğü hâlâ gündemde.
Çatışma ile barış arasındaki tercih hâlâ Türkiye’nin önünde duruyor.
Ve hukuk devletinin gerçekten herkes için geçerli olup olmadığı hâlâ soruluyor.
Bu yüzden Tahir Elçi geçmişte kalmış bir hukukçu değildir.
Onun mücadelesi bugün de devam eden soruların içinde yaşamaktadır.
Onu anmak ne demektir?
Tahir Elçi’yi anmak yalnızca Dört Ayaklı Minare’nin önüne karanfil bırakmak değildir.
Onu anmak;
Faili meçhul dosyaların üzerine gitmektir.
İşkenceye karşı çıkmaktır.
Bir insanın kimliği nedeniyle ayrımcılığa uğramamasını savunmaktır.
Savaşın ve çatışmanın kentleri tarumar etmesine karşı çıkmaktır.
Kültürel mirası korumaktır.
Devletin her durumda hukuka bağlı kalmasını istemektir.
Ve barış talebinin suç olmadığı bir toplum istemektir.
Çünkü hukuk yalnızca mahkemelerde yazılı kurallar değildir.
Hukuk, insanın insan gibi yaşayabilmesinin güvencesidir.
Tahir Elçi yaşamı boyunca bunu savundu.
Bazen mahkeme salonunda…
Bazen bir köyde…
Bazen faili meçhul cinayetlerin dosyalarında…
Bazen Roboskî’de…
Ve son olarak Dört Ayaklı Minare’nin önünde…
Sözü aynı yere çıktı:
İnsan yaşasın.
Hukuk yaşasın.
Barış yaşasın.
Tahir Elçi’yi; insan haklarına bağlılığı, hukukun üstünlüğü konusundaki ısrarı, Kürt meselesinde barışçıl çözüm arayışı ve toplumsal hafızamızda bıraktığı derin izle sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.

-
HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL
Hasan Hüseyin’in şiirinde acı yalnızca ağıt değildir. Emekçinin alın teri, yoksulun ekmek kavgası, mahpusun özgürlük özlemi ve halkın daha adil bir dünya arayışı onun dizelerinde…
-
CEMAL SÜREYA
Cemal Süreya’yı yalnızca aşk şiirlerinin şairi olarak okumak eksik kalır. Onun şiirinin gerisinde çocuk yaşta yaşanan sürgün, anne kaybı, yoksunluk, kimlik, toplumsal eşitsizlik ve bütün…
-
MARAŞ KATLİAMI
MARAŞ KATLİAMI: UNUTMAMAK, YÜZLEŞMEK VE ADALETİ ARAMAK Maraş Katliamı yalnızca 1978 yılının karanlık bir olayı değildir. Alevilerin, solcuların ve muhalif kesimlerin hedef haline getirildiği; komşulukların…
-
Sabahattin Ali
Bir Kalem Susturuldu, Sözleri Kaldı: Sabahattin Ali Bir Kalem Susturuldu, Sözleri Kaldı: Sabahattin Ali Onu susturmak isteyenler bir insanın yaşamına son verdiler; fakat yazdıklarının toplumun…
-
AHMET KAYA
“Ahmet Kaya yalnızca şarkılar söylemedi; yoksulluğun, hasretin, sürgünün, sevdanın, itirazın ve memleket özleminin sesini milyonların yüreğine taşıdı.” AHMET KAYA: SESİNİ HALKTAN, SÖZÜNÜ HAYATTAN ALAN BİR…
-
Kemal Sunal: Halkın Gülüşünde Saklı Toplumsal Gerçeklik
Kemal Sunal yalnızca güldüren bir oyuncu değildi. Onun sinemasında işçi, köylü, kapıcı, memur, çöpçü ve işsiz konuştu; mizahın arkasından Türkiye’nin eşitsizlikleri, adaletsizlikleri ve gündelik hayatın…
