“Yani istesek de unutmak mümkün değildir 2 Temmuz 1993’ü. Ne var ki hiçbir ah, giden canlarımızı geri getirmiyor. Ağlama, gülme ama anla!..”
2 Temmuz 1993: Yananlara Selam Olsun
Yasal ve Meşru Bir Kültür Etkinliği
1993 yılında, 1-4 Temmuz tarihleri arasında düzenlenen Geleneksel 4. Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında, programa göre birinci ve ikinci gün etkinlikleri Sivas merkezde gerçekleştiriliyordu.
Etkinlikler; Ozanlar Anıtı’nın açılışı yapılarak, İl Valisi konuşma yaparak, İl Kültür Müdürü tertip komitesi üyesi olup, devletin mekânları kullanılarak, devletin polisi ve askerinin korumasında, yasalar çerçevesinde yasal, legal, meşru ve haklı bir zeminde düzenleniyordu.
Üstelik devletin kurumlarıyla birlikte düzenleniyordu.
Bunun nizamını sağlamak devletin birinci görevidir.
“Bu Bir Alevi-Sünni Çatışması Değildir”
Sivas Katliamı, bir Alevi-Sünni çatışması değildir.
“Bu, laik ve laiklik karşıtı güçlerin öteden beri var olan çekişmesinin kanlı biçimde topluma yansımasıdır.”
Bu katliamda çatışma yoktur. Şeriatçıların, “şeriat devleti” isteyerek aydınlara saldırmasıdır.
Yerel basının yayınlarıyla ve dağıtılan bildirilerle halk tahrik edilerek tertipli bir organizasyondur.
2 Temmuz Cuma Günü
2 Temmuz Cuma günü, camiden çıkanlar bilinçli bir yönlendirmeyle toplanarak önce Kültür Merkezi’ne saldırıp Ozanlar Anıtı’nı parçaladıktan sonra,
“Şeriat istiyoruz, Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak!”
naralarıyla Madımak Oteli’ne yönelmişlerdir.
Sekiz saat boyunca devleti teslim alan şeriatçılar, güçlü bir prova gerçekleştirirken devlet seyirci kalmıştır.
Devletin Zirvesinden Gelen Sözler
Günün Cumhurbaşkanı:
“Halkımla polisimi karşı karşıya getirmeyin.”
talimatını verirken, katledilenleri halktan saymamıştır.
Günün Başbakanı ise Van’daki otel yangını ile Madımak Katliamı’nı birbirinden ayırt etmeden:
“Dışarıdaki halkımıza bir saldırı olmamıştır, çok şükür dışarıdaki halkımız bu yangından zarar görmemiştir.”
diyebilmiştir.
“Yak Ula Yak”
Cumhuriyete, laikliğe, demokrasiye, sanata, insanlık için güzel olan her şeye düşmanlık besleyenler; “Yak ula yak!” naraları arasında oteli ateşe verdiler.
“Allahuekber” nidalarıyla, büyük bir haz duyarak alkışlayanların hepsi suçludur.
Bu azmettirici çığlıklarla otelin cehennemi alevleri, cennetin kapısını açıyordu onlara.
Olayı görüntüleyen İhlas Haber Ajansı kameramanları, o yangın anını çekerken:
“Hayatımın en güzel filmini çekiyorum.”
diyerek yayınlamışlardı.
Aydınları Yaktılar
Emekten, emekçiden, halktan yana; barışı, demokrasiyi, insan haklarını savunan; soyguna ve talana karşı, emperyalizme, kapitalizme, faşizme karşı olan aydınları yaktılar.
Tek suçları; bastırılmış, susturulmuş, sindirilmiş olmanın çelik çemberini yırtıyorlardı.
Ölümle kalım arasında bir cam vardı.
Camın beri yüzü ölüm, diğer yüzü kalımdı.
“Ölür İse Ten Ölür…”
Anadolu kültür bahçesinin has meyvelerinden birisi olan Âşık Hüdai diyor ki:
“Ölür ise ten ölür, marifetli can erenler canıdır. Marifetsiz can hayvanlar canıdır.”
Ölümün eşiğinden dönen Lütfiye Aydın ise:
“Bizi yakanlar için bile üzülüyorum. İnsan böyle bir ayıpla nasıl yaşar? Sevdiğine nasıl sarılır? Çocuğunun başını nasıl okşayabilir? Lokmalar nasıl olur da boğazına dizilmez? Yanmak, yakan olmaktan daha kolaydır belki de… Tabii insan olan anlar bunu.”
demiştir.
“Onların da Anneleri Vardır…”
Madımak’ta katledilenlerin en genci olan 12 yaşındaki Koray Kaya ve Menekşe Kaya’nın annelerine muhabir sorar:
“Çocuklarını yakanları assınlar mı?”
Verdiği cevapta:
“Hayır, asmasınlar… Onların da anneleri vardır…”
der.
Unutmak Mümkün Değildir
Yani istesek de unutmak mümkün değildir 2 Temmuz 1993’ü.
Ne var ki hiçbir ah, giden canlarımızı geri getirmiyor.
Ağlama, gülme ama anla!..
Ateşle başladı uygarlık.
Şehir yaktılar.
Kitap yaktılar.
Orman yaktılar.
Ozan yaktılar.
“Yobazın olmadığı her yer cennettir. Yobaz varken başka cehenneme gerek yoktur.”
YANANLARA SELAM OLSUN.

