-
Bilmenin Kibri ve Bilimin Alçakgönüllülüğü
Bilgi insanı kibre mi, sorumluluğa mı götürür? Dizinin son bölümü; bilmenin sınırını, ortak emeği ve yanılmanın öğrettiklerini bir araya getiriyor. Kanıta güvenmekle yanılabilirliğimizi kabul etmenin nasıl birlikte mümkün olduğunu sorguluyor.
-
Başarısızlığın Hakkını Teslim Etmek — Unutulan Deneyler ve Adsız Neferler
Beklenen sonucu vermeyen bir deney, boşa harcanmış emek midir? Dizinin üçüncü bölümü; olumsuz sonuçları, araştırma kayıtlarını ve görünmeyen bilim emekçilerini ele alıyor. Her başarısızlığı yüceltmeden, hangi koşullarda bir sonraki araştırmaya yol gösterebileceğini sorguluyor.
-
Elden Ele Devredilen Bayrak — Bilim Tek Bir Aklın Değil, İnsanlığın Kolektif Hafızasıdır
Bir keşfin arkasında yalnız tarihe geçen isim mi vardır? Dizinin ikinci bölümü; bilim insanlarının, teknik çalışanların ve önceki kuşakların ortak emeğini ele alıyor. Edison örneğinden hareketle bilginin nasıl aktarıldığını ve katkıların neden görünür kılınması gerektiğini sorguluyor.
-
Bilmek Sonsuz, Bildiklerimiz Neden Sınırlı?
Bilme arzumuzun ufku genişken, bilimsel bilgimiz neden sınırlı? Dizinin ilk bölümü, karanlıkta yol açan bir fener benzetmesiyle bilimin mevcut bilgiden ve açık sorulardan nasıl beslendiğini, sınırlarını bilmenin neden öğrenmenin başlangıcı olduğunu sorguluyor.
-
Yapay Zekâyla Nasıl Bir Ortak Gelecek Kuracağız?
Yapay zekâyla ortak bir gelecek nasıl kurulabilir? Dizinin son ana bölümünde eğitim, çalışma hayatı ve toplumsal katılım için somut öneriler geliştiriyoruz. Öğrenme zamanını, verimlilik kazançlarının paylaşımını, veri sorumluluğunu ve etkili denetimi birlikte ele alıyoruz.
-
Ömür Hepimizin, Gelecek Kimin?
Ömür, Emek ve Güç dizisinin kapanış bölümü; ücret, servet, mülkiyet ve karar gücü üzerine tartışmaları bir araya getiriyor. İnsanca geçimi, dinlenme hakkını ve ortak gelecekte söz sahibi olmayı birlikte düşünerek soruyor: İnsan emeğiyle kurulan zenginlik, insanın hayatını ne kadar özgürleştiriyor?
-
Bolluğun Sınırları: Doğa, Enerji ve Uzaya Açılan Ufuk
Yapay zekâ ve otomasyon daha fazla üretim imkânı sunarken enerji ve kaynak ihtiyacı sürüyor. Dizinin on birinci bölümü; verimlilik, tüketim ve adalet ilişkisini sorguluyor. Uzay araştırmalarının açtığı ufku, yeryüzündeki sorumluluklarımız ve kaynakların ortak yönetimiyle birlikte değerlendiriyor.
-
Geçinmenin Ötesinde: İnsan Ne İçin Yaşayacak?
Makineler daha fazla iş üstlenirse insan hayatını neyle anlamlandıracak? Dizinin onuncu bölümü; ücretli işin ötesinde aidiyeti, öğrenmeyi, yaratıcılığı, gönüllülüğü ve dinlenmeyi tartışıyor. Geçim güvencesini, insanın kendi zamanına ve yaşamına yön verebilmesiyle birlikte ele alıyor.
-
Eşit Haklar, Eşitsiz İmkânlar: Gelecek Kimlere Açık?
Bir dijital hizmetin herkese açık olması, herkesin ondan yararlanabildiği anlamına gelmez. Dizinin dokuzuncu bölümü; gelir, zaman, bakım sorumlulukları, yaş ve engellilik üzerinden teknolojik imkânlara erişimi sorguluyor. Geleceğin adaletini, erişilebilirlik ve karar süreçlerine eşit katılım çerçevesinde tartışıyor.
-
Türkiye Bu Geleceğin Neresinde?
Türkiye’de yapay zekâ kullanımı yaygınlaşırken bu dönüşümün kimlere yarar sağlayacağı sorusu önem kazanıyor. Dizinin sekizinci bölümü; güncel veriler ışığında üretimi, eğitimi, kamusal yatırımları ve çalışanların söz hakkını değerlendirerek insanı merkeze alan bir teknoloji politikasının koşullarını sorguluyor.
-
Devletler ve Şirketler: Teknolojik Güç Kimin Elinde?
Yapay zekânın gücü yalnız kullanılan uygulamalarda değil; çiplerde, veri merkezlerinde, veride ve bu altyapının kurallarını belirleyenlerde de bulunuyor. Dizinin yedinci bölümü, devletler ile şirketlerin rolünü, teknolojik bağımlılıkları ve ortak yarar için gereken demokratik denetimi sorguluyor.
-
Gelecek Kendiliğinden Adil Olur mu?
Teknolojik ilerleme, adil bir yaşamı kendiliğinden kurmaz. Dizinin kapanış bölümü; mülkiyet, geçim, karar hakkı, eşit erişim, anlam ve doğa arasındaki bağları bir araya getiriyor. İnsan merkezli bir geleceği değerlendirmek için altı somut soru öneriyor.
-
Ahmet Telli
Ahmet Telli (1946–2026), toplumcu şiirin önemli temsilcilerinden biri olarak hüzün, sevda, direniş ve özgürlük arayışını aynı şiir dünyasında buluşturdu. 12 Eylül döneminde yaşadığı baskılara rağmen edebiyattan kopmadı. *Hüznün İsyan Olur*, *Su Çürüdü* ve *Çocuksun Sen* gibi eserleriyle Türkiye’nin toplumsal hafızasında kalıcı izler bıraktı. DDP72, şairi yaşamı, mücadelesi ve edebi mirasıyla saygıyla anıyor.
-
Kirtim Kirt: Enver Gökçe’nin Şiirinde Madde, Emek ve Direniş
Enver Gökçe’nin “Kirtim Kirt” şiiri; maddenin dönüşümünden insanın ortaya çıkışına, emekten mülkiyete ve iktidara uzanan çok katmanlı bir düşünce dünyası kuruyor. Şiirin dokuma tezgâhını andıran ritmi, Enver Gökçe’nin hapishane deneyimiyle birleşerek emeğin, direnişin ve toplumsal tarihin güçlü bir metaforuna dönüşüyor.
-
Münir Özkul: Mahmut Hoca’dan Yaşar Usta’ya Bir Halk Sanatçısı
Münir Özkul’un canlandırdığı Mahmut Hoca, Yaşar Usta ve benzeri karakterlerde ortak bir çizgi vardı: İnsanın değerini parayla, makamla ve güçle değil; emek, sevgi, dayanışma ve…
-
10 Ekim Ankara Garı Katliamı – Video
10 Ekim 2015 Ankara Garı Katliam anısına 🌹🌹🌹🙏
-
Musa Anter ve Ruhi
Biri kalemiyle, diğeri sazı ve sesiyle konuştu. İkisinin de ortak dili; susmamak, boyun eğmemek ve halkın hafızasına sahip çıkmaktı. İki Ses, Bir Direnç: Musa Anter…
-
YILMAZ GÜNEY
YILMAZ GÜNEY’İ SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ Halkın acısını, yoksulluğunu, adaletsizliği ve özgürlük arayışını sinemanın diliyle anlatan Yılmaz Güney, 9 Eylül 1984’te aramızdan ayrıldı. Umut’tan Sürü’ye,…

10 Ekim´de yayında!
TİJE Dergimizin Ekim sayısının ana teması, 10 Ekim Ankara Garı Katliamı’nı anmak ve unutturmamak olacak.
Barış, emek ve demokrasi talebiyle bir araya gelen insanların yaşamdan koparıldığı 10 Ekim’i, yitirdiğimiz canların anısını ve geride bıraktıkları toplumsal hafızayı sayfalarımıza taşıyacağız.
Acıyı yalnızca hatırlamakla değil; hafızayı diri tutarak, barış talebini büyüterek ve unutturmamaya söz vererek sizlerle olacağız.
Unutmadık, Unutturmayacağız!
10 Ekim hafızamızda, canlarımız yüreğimizde.
TiJE – Dergi Kapağını ANA Konusu, yayınlandı!
2 Temmuz 1993, MADIMAK
2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yitirdiğimiz canlarımızı anmak, onların sesini ve bıraktıkları toplumsal hafızayı yaşatmak için bu sayımızda Madımak’ı sayfalarımıza taşıyoruz.
Madımak’ı yalnızca geçmişte yaşanmış bir acı olarak değil; adalet arayışının, yüzleşmenin ve unutmama sorumluluğunun bir parçası olarak ele alıyoruz.
Yitirdiğimiz canların anıları önünde saygıyla eğiliyor; türkülerini, şiirlerini, düşüncelerini ve umutlarını hafızamızda yaşatıyoruz.
Unutmadık, Unutturmayacağız!
Madımak hafızamızda, canlarımız yüreğimizde.

Dersim Tertelesi: Unutmadık, Unutturmayacağız!
“Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu; ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun!” – Pir Seyit Rıza
Dersim 1937–38, yalnızca geçmişte kalmış tarihsel bir olay değil; kuşaktan kuşağa aktarılan derin bir acının, kırılmış hayatların, sürgünlerin ve toplumsal hafızanın adıdır. Dersimlilerin “Tertele” diye adlandırdığı bu dönem, bugün de hakikat, yüzleşme ve adalet arayışının merkezinde durmaktadır.
15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilmesi de bu hafızanın en ağır simgelerinden biri oldu. Seyit Rıza’nın darağacının gölgesinde dahi eğilmeyen duruşu ve kendisine atfedilen o söz, yıllar geçmesine rağmen Dersim’in belleğinde onur ve direncin ifadesi olarak yaşamaya devam ediyor.
Dersim’i hatırlamak; yalnızca ölülerimizi anmak değildir.
Kaybedilen canların, yerinden edilen insanların, parçalanan ailelerin; susturulmak istenen dilin, kültürün, inancın ve belleğin izini sürmektir.
Bizler geçmişin acılarını yeni düşmanlıklar üretmek için değil; hakikatin açığa çıkması, adaletin sağlanması ve aynı acıların bir daha hiçbir halka yaşatılmaması için hatırlıyoruz.
Dersim’in dağlarından yükselen hafıza hâlâ canlıdır. Bir toplumun hafızası susturulamaz; hakikat toprağa gömülemez, kuşakların belleğinden silinemez.
Dersim Tertelesi’nde Hakk’a yürüyen canları saygıyla anıyoruz.
Unutmadık, Unutturmayacağız!
Dersim’in hafızasına, hakikatine ve onuruna sahip çıkacağız.

8 Mart: Kadınların Eşitlik, Özgürlük ve Dayanışma Günü
Kadının özgür olmadığı bir toplum özgür, kadının eşit olmadığı bir dünya adil olamaz.
8 Mart, yalnızca kadınlara çiçek verilen ya da iyi dileklerin paylaşıldığı bir gün değildir. Kökleri kadınların emek, hak ve eşitlik mücadelelerine uzanan Uluslararası Kadınlar Günü, bugün dünyanın dört bir yanında kadınların eşitlik ve özgürlük taleplerinin ortak sesi olmaya devam ediyor.
Kadınlar hayatın her alanında üretiyor, direniyor, düşünüyor, değiştiriyor ve geleceği kuruyor. Buna rağmen şiddet, ayrımcılık, ekonomik eşitsizlik ve karar mekanizmalarından dışlanma hâlâ milyonlarca kadının yaşamını etkiliyor. 2026’da UN Women da kadınların ve kız çocuklarının eşit haklara ve adalete erişiminin hâlâ küresel bir mücadele konusu olduğunu vurguluyor.
DDP72 – Dijital Dergi Platformu olarak kadınların emeğinin görünür olduğu; hiçbir kadının kimliği, düşüncesi ya da yaşam tercihi nedeniyle baskı görmediği; şiddetsiz, eşit, özgür ve adil bir dünya özlemini paylaşıyoruz.
Çünkü kadınların mücadelesi yalnızca kadınların değil, özgür ve eşit bir toplum isteyen herkesin mücadelesidir.
Yaşasın kadınların dayanışması!
Yaşasın eşitlik ve özgürlük mücadelesi!
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!







