Âşık Daimi’nin dünyasında insan merkezdeydi. Onun deyişlerinde Alevi-Bektaşi Yolunun özü, Hakk’a yöneliş, vicdan, sevgi, hoşgörü, birlik ve insanın kendini bilmesi cancana durur.
ÂŞIK DAİMİ: SÖZÜN, SAZIN VE İNSAN SEVGİSİNİN OZANI
Asıl adı İsmail Aydın olan Âşık Daimi, 20. yüzyıl Alevi-Bektaşi âşıklık geleneğinin önemli temsilcilerinden biridir. 1932 yılında İstanbul’da doğdu. Ailesi aslen Erzincanlıydı ve İkinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’dan Tercan’a göç etti. Çocukluk ve gençlik yıllarının önemli bölümünü burada geçirdi. Teis
Onun yaşamı yalnızca saz çalan bir ozanın hikâyesi değildir.
Aynı zamanda Alevi-Bektaşi inanç dünyasının, halk kültürünün, sözlü geleneğin ve Anadolu insanının ortak hafızasının bir parçasıdır.
Sazla büyüyen bir çocuk
Âşık Daimi’nin ailesinde saz ve söz geleneği güçlüydü.
İki dedesi de saz ustasıydı. İlk eğitimini Dursun Dede’den aldı. Kaynaklarda, badeli âşık geleneği içinde değerlendirildiği ve bir rüya sonrasında “Daimi” mahlasını aldığı aktarılır. Henüz genç yaşlarında deyişler söylemeye başladı; 1948’de “Bir Seher Vaktinde İndim Bağlara” adlı eserini yazıp besteledi. 1953’te Behçet Kemal Çağlar ile birlikte TRT Radyosu’nda ilk programını yaptı. Teis
Bu erken dönem, onun sazı yalnızca bir çalgı olarak değil, Yolun sözü olarak gördüğünü de gösterir.
Alevi-Bektaşi Yolunun içinden gelen bir ozan
Âşık Daimi’nin şiir ve deyişlerinin ana damarında Alevi-Bektaşi düşüncesi vardır.
İnsan sevgisi…
Hoşgörü…
Vicdan…
Birlik…
Hakk’a yöneliş…
Ve insanın kendi özünü tanıması…
Onun dünyasında bunların hepsi birbirine bağlıydı.
TEİS’te onun hayata bakışını anlatan ve kızı Yadigar Aydın Orhan tarafından aktarılan şu düşünceler yer alır:
“En güzel varlık insan ve tüm güzellikler insan içindir.”
“Kâmilin kemali cennet, cahilin cehli cehennemdir.”
“Vicdan, insanları Hakka götüren en büyük rehberdir.” Teis
Bu sözler Âşık Daimi’nin dünyasını çok açık anlatır.
İnsan dışarıda aradığı hakikati önce kendi içinde aramalıdır.
Çünkü Yol yalnızca ritüelden ibaret değildir.
İnsanlaşma yoludur.
İnsan onun düşüncesinin merkezindeydi
Âşık Daimi’nin toplumsal ve inançsal bakışında insan çok özel bir yere sahiptir.
İnsanı küçülten, horlayan, ayrıştıran anlayışlara karşıdır.
Onun deyişlerinde insan, Hakk’ın yeryüzündeki en değerli varlığı olarak görülür.
Bu nedenle sevgi yalnızca bireysel bir duygu değildir.
Bir toplumsal ilkedir.
İnsan insana saygı duyduğunda toplum da güzelleşir.
Vicdanını kaybeden insanın ise ne kadar bilgili olursa olsun Yol’dan uzaklaşacağı düşüncesi güçlü biçimde hissedilir.
Bu yaklaşım Aleviliğin özündeki:
“Eline, beline, diline sahip ol.”
anlayışıyla da harmanlanır.
Birlik ve beraberlik
Âşık Daimi’nin deyişlerinde sık sık birlik duygusuna rastlanır.
Ama bu birlik, herkesi aynılaştıran bir birlik değildir.
Farklılıkların cancana durduğu bir birliktir.
Alevi-Bektaşi düşüncesinde insanın değeri kimliğinden, soyundan veya makamından değil, davranışından ve gönlünden gelir.
Bu yüzden Daimi’nin dünyasında birlik, insanın insanı ötekileştirmemesiyle başlar.
Yolun özünde sevgi vardır.
Eşitlik vardır.
Paylaşma vardır.
Ve toplumsal dayanışma vardır.
Pirler ve ozanlar geleneğinin devamı
Âşık Daimi kendisini boşlukta ortaya çıkmış bir sanatçı olarak görmez.
Yunus Emre’den Pir Sultan Abdal’a, Hatayi’den Nesimi’ye, Hacı Bektaş Veli’den Anadolu’nun halk ozanlarına uzanan büyük bir söz geleneğinin içinden gelir.
Ama bu geleneği sadece tekrar etmez.
Kendi çağının diliyle yeniden söyler.
Bu yönüyle Âşık Daimi, kadim Alevi söz geleneği ile 20. yüzyılın toplumsal dünyası arasında bir köprü kurar.
Sazının teli geçmişten gelir.
Ama sesi yaşadığı zamana dokunur.
Diğer büyük ozanlarla buluşması
Âşık Daimi yaşamı boyunca dönemin birçok önemli âşığıyla tanıştı ve birlikte çalıştı.
Bunlar arasında Âşık Veysel, Âşık Ali İzzet, Davut Sulari, Âşık Beyhani ve Âşık Mahzuni Şerif gibi önemli isimler bulunur. Teis
Bu kuşak Anadolu’nun farklı bölgelerinden gelen ama aynı halk kültüründe harmanlanan büyük bir söz geleneği oluşturdu.
Kimisi aşkı söyledi.
Kimisi yoksulluğu.
Kimisi adaletsizliği.
Kimisi Hakk’ı.
Ama hepsinin ortak noktası halkın diliyle konuşmalarıydı.
Hacı Bektaş Veli anma etkinlikleri
Âşık Daimi, 1964 yılından yaşamının sonuna kadar Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinliklerine düzenli olarak katıldı. Teis
Bu durum onun Alevi-Bektaşi Yoluyla bağının yalnızca sanatsal değil, aynı zamanda inançsal ve toplumsal olduğunu gösterir.
Hacı Bektaş Veli’nin:
“İncinsen de incitme.”
“Bir olalım, iri olalım, diri olalım.”
anlayışı Âşık Daimi’nin insan merkezli dünyasıyla güçlü biçimde örtüşür.
TRT, saz atölyesi ve kültürel aktarım
Erzincan’da yaşadığı dönemde TRT korosunu çalıştırdı.
İstanbul’a taşındıktan sonra önce bir fabrikada çalıştı. Daha sonra TRT’nin açtığı sınavı kazandı ancak fabrikadan izin alamayınca işinden ayrıldı.
Ardından Unkapanı’nda bir saz yapım ve öğretim atölyesi açtı. Bu atölye zamanla yalnızca saz yapılan bir yer değil, sanatçıların ve ozanların buluştuğu bir kültür ortamına dönüştü. Teis
Bu yönüyle Âşık Daimi yalnızca eser üreten biri değildi.
Geleneği aktaran bir öğreticiydi.
Gençlere saz öğretiyor, söz geleneğini taşıyor ve yeni kuşaklarla paylaşmaya çalışıyordu.
Toplumsal bakışı
Âşık Daimi’nin toplumsal düşüncesinin merkezinde büyük siyasi sloganlardan çok insanın ahlaki ve vicdani dönüşümü vardır.
Ama bu onun toplumsal meselelerden kopuk olduğu anlamına gelmez.
Tam tersine.
İnsan sevgisini savunmak aynı zamanda ayrımcılığa karşı çıkmaktır.
Vicdanı savunmak adaletsizliğe karşı çıkmaktır.
Birliği savunmak toplumsal bölünmeye karşı çıkmaktır.
Hoşgörüyü savunmak ötekileştirmeye karşı çıkmaktır.
Bu nedenle onun toplumsal duruşu, Alevi-Bektaşi felsefesinin insan merkezli ahlakıyla şekillenir.
İnsanın düzelmesiyle toplumun da düzeleceğine inanır.
Dini şekilden çok özde aramak
Alevi-Bektaşi düşüncesinde önemli olan yalnızca dış biçim değildir.
İnsanın özü, davranışı ve vicdanıdır.
Âşık Daimi’nin eserlerinde de bu yaklaşım açık biçimde görülür.
Hakikat dışarıdaki gösterişte değil, insanın kendi içindedir.
İnsan ne kadar ibadet ederse etsin, eğer başkasına zulmediyorsa Yol’dan uzaktır.
Bu yüzden Daimi’nin dünyasında vicdan, inancın merkezindedir.
Belki de onun düşüncesini anlatan en önemli cümlelerden biri budur:
“Vicdan, insanları Hakka götüren en büyük rehberdir.” Teis
Bu söz Alevi düşüncesinin temelindeki akıl-vicdan-insan üçgenini çok güçlü biçimde ifade eder.
Deyişlerinde doğa ve insan
Âşık Daimi’nin dünyasında doğa da önemli bir yere sahiptir.
Dağ…
Bağ…
Gül…
Turna…
Toprak…
Su…
Bunlar yalnızca şiirsel süs değildir.
Anadolu halk şiirinde olduğu gibi insanın iç dünyasının parçalarıdır.
Alevi inanç dünyasında doğa kutsal yaşamın bir parçasıdır.
İnsan doğadan kopuk değildir.
Bu nedenle sazın sesi de dağın, derenin, kuşun ve insanın sesiyle harmanlanır.
Bir Seher Vaktinde…
Âşık Daimi’nin en bilinen eserlerinden biri **“Bir Seher Vaktinde İndim Bağlara”**dır.
Bu eser yıllar içerisinde birçok sanatçı tarafından yorumlandı ve halk müziği repertuvarının önemli eserlerinden biri haline geldi.
Ancak Daimi’nin sanatını yalnızca birkaç popüler türküyle sınırlamak doğru değildir.
Onun yüzlerce şiiri ve deyişi vardır.
Bu eserlerde aşk, insanlık, Yol, Hakk, toplumsal yaşam, doğa ve gönül dünyası birbirine karışır.
Sanat ile inanç birbirinden ayrı değildi
Âşık Daimi için saz çalmak yalnızca sanat yapmak değildi.
Saz aynı zamanda söz taşımaktı.
Deyiş bir düşünceydi.
Bir öğretiydi.
Bir hafızaydı.
Cemlerde söylenen sözler kuşaktan kuşağa aktarılan bir bilgi taşıyordu.
Bu nedenle ozan Alevi toplumunda yalnızca müzisyen değildir.
Ozan aynı zamanda toplumsal belleğin taşıyıcısıdır.
Âşık Daimi bu geleneğin 20. yüzyıldaki önemli halkalarından biridir.
17 Nisan 1983
Âşık Daimi 17 Nisan 1983’te yaşamını yitirdi. Kabri İstanbul’dadır. Teis
Henüz 51 yaşındaydı.
Ama ardında çok büyük bir söz mirası bıraktı.
Deyişleri hâlâ cemlerde söyleniyor.
Sazlarda çalınıyor.
Genç kuşaklar tarafından yeniden yorumlanıyor.
Çünkü gerçek ozanın sözü, bedeni Hakk’a yürüdükten sonra da yaşamaya devam eder.
Neden hâlâ güncel?
Çünkü Âşık Daimi’nin söylediği meselelerin hiçbiri eskimedi.
İnsan hâlâ insana ihtiyaç duyuyor.
Vicdana hâlâ ihtiyacımız var.
Toplumsal kutuplaşma hâlâ var.
İnsanlar kimliklerinden dolayı hâlâ ötekileştiriliyor.
Dünyada savaşlar sürüyor.
Adaletsizlik sürüyor.
Ve insanlık hâlâ birlikte yaşamanın Yolunu arıyor.
Daimi’nin sözü bize tam da burada ulaşır.
İnsan önce kendi özüne bakmalıdır.
Kendi vicdanını sorgulamalıdır.
Sonra karşısındakini insan olarak görebilmelidir.
Çünkü Yol yalnız yürünmez.
Can cana değmeden cem olunmaz.
Âşık Daimi’yi anmak
Âşık Daimi’yi anmak yalnızca onun türkülerini dinlemek değildir.
Onu anmak;
İnsanı merkeze almaktır.
Vicdanı diri tutmaktır.
Ötekileştirmemektir.
Alevi-Bektaşi Yolunun sevgi, paylaşma ve eşitlik anlayışını yaşatmaktır.
Sazın yalnızca tellerini değil, taşıdığı sözü de duymaktır.
Çünkü bir ozanı yaşatan yalnızca sesi değildir.
Düşüncesidir.
Âşık Daimi’nin düşüncesinin özü de insandır.
İnsan sevgisidir.
Vicdandır.
Hakk’a varmanın insanın gönlünden geçtiği inancıdır.
Bu nedenle onun sözü bugün de Yol içinde demlenmeye devam ediyor.
Pir Sultan’ın baş eğmeyen sözüyle…
Hacı Bektaş Veli’nin insan sevgisiyle…
Anadolu’nun kadim saz geleneğiyle…
Ve canların ceminde cancana duran o büyük gönül dünyasıyla…
Yol bir, sürek binbir.
Âşık Daimi de bu büyük Yolun kendi süresini yürüyen ve ardında ışık bırakan ozanlarından biridir.
Âşık Daimi’yi sazıyla, sözüyle, insan sevgisiyle ve Alevi-Bektaşi kültürüne bıraktığı güçlü mirasla sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.

-
Kadir İnanır: Sinemadan Toplumsal Hafızaya Uzanan Bir Yaşam
Kadir İnanır, yarım asrı aşan sanat yaşamında yalnızca Yeşilçam’ın unutulmaz yüzlerinden biri olmadı; toplumsal sorunlara söz söyleyen, barışı ve birlikte yaşamı savunan sanatçı kimliğiyle de…
-
Aşure Günü
Aşure; yalnızca bir lokma değil, Kerbelâ’nın hüznünü unutmadan paylaşmanın, dayanışmanın ve insanlıkta bir olmanın kadim sofrasıdır. Aşure Günü: Acıdan Dayanışmaya, Lokmadan Muhabbete Aşure Günü, Alevi-Kızılbaş…
-
AHMET KAYA
“Ahmet Kaya yalnızca şarkılar söylemedi; yoksulluğun, hasretin, sürgünün, sevdanın, itirazın ve memleket özleminin sesini milyonların yüreğine taşıdı.” AHMET KAYA: SESİNİ HALKTAN, SÖZÜNÜ HAYATTAN ALAN BİR…
-
DÜZGÜN BABA
DÜZGÜN BABA: DERSİM’İN DAĞINDA YAŞAYAN İNANÇ, HAFIZA VE YOL Düzgün Baba’yı yalnızca bir dağın adı ya da ziyaret edilen kutsal bir mekân olarak görmek eksik…
-
CEMAL SÜREYA
Cemal Süreya’yı yalnızca aşk şiirlerinin şairi olarak okumak eksik kalır. Onun şiirinin gerisinde çocuk yaşta yaşanan sürgün, anne kaybı, yoksunluk, kimlik, toplumsal eşitsizlik ve bütün…
-
ÂŞIK VEYSEL
Âşık Veysel’i yalnızca “Uzun İnce Bir Yoldayım” ya da “Kara Toprak” ile hatırlamak eksik kalır. O, Anadolu insanının acısını, sevgisini, toprağa bağlılığını, ölümü, dostluğu, eşitliği…
