İbrahim Kaypakkaya’yı anlamak, yalnızca kısa yaşamına bakmak değildir. Onu anlamak; 1960’ların ve 1970’lerin Türkiye’sini, gençlik hareketlerini, sınıf çatışmalarını, Kürt meselesini, köylülüğü, devlet şiddetini ve dönemin devrim arayışlarını birlikte değerlendirmeyi gerektirir.
İBRAHİM KAYPAKKAYA: GENÇ YAŞTA BİR DEVRİMCİ DÜŞÜNCEYE DÖNÜŞEN HAYAT
İbrahim Kaypakkaya, Türkiye sol hareketinin en tartışmalı ve etkili isimlerinden biridir. Henüz çok genç yaşta yaşamını yitirmesine rağmen, geliştirdiği düşünceler ve siyasal çizgi daha sonraki kuşaklar üzerinde kalıcı bir etki bıraktı.
1949 yılında Çorum’da yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk eğitimini köylerde aldıktan sonra 1961’de Hasanoğlan Öğretmen Okulu’na girdi. Öğrencilik yıllarında dönemin yükselen sol ve sosyalist düşünceleriyle tanıştı; daha sonra Fikir Kulüpleri Federasyonu ve Türkiye İşçi Partisi çevresindeki öğrenci hareketleri içinde yer aldı. (bianet.org)
Onun düşünsel ve siyasal gelişimi, 1968 kuşağının dünyasından ayrı düşünülemez.
Türkiye’de işçi hareketlerinin, öğrenci eylemlerinin, köylü mücadelelerinin ve anti-emperyalist düşüncenin hızla güçlendiği bir dönemdi.
Kaypakkaya da bu ortamda giderek daha radikal bir çizgiye yöneldi.
Sisteme kökten bir eleştiri
Kaypakkaya’nın toplumsal bakışının merkezinde sınıf meselesi vardı.
Türkiye toplumunu, zengin ile yoksul, ezen ile ezilen, toprak sahibi ile köylü, sermaye ile emek arasındaki çelişkiler üzerinden değerlendiriyordu.
Ona göre toplumsal eşitsizlik birkaç yanlış uygulamayla açıklanamazdı.
Sorun, sistemin yapısındaydı.
Bu nedenle reformlardan çok köklü bir toplumsal dönüşümü savundu.
Marksizm-Leninizm ve özellikle Mao Zedong’un düşüncelerinden etkilendi. Köylülüğe ve kırsal mücadeleye büyük önem verdi.
Türkiye’nin toplumsal yapısını analiz ederken, devrimci mücadelenin köylerden başlayarak gelişebileceği düşüncesini benimsedi.
Bu yaklaşım onu dönemin diğer sosyalist hareketlerinden önemli ölçüde ayırdı.
Kürt meselesine farklı yaklaşımı
Kaypakkaya’nın Türkiye sol hareketinde ayrı bir yere sahip olmasının en önemli nedenlerinden biri Kürt meselesine yaklaşımıdır.
Dönemin sol hareketinin önemli bir bölümünde Kürt meselesi çoğu zaman sınıf mücadelesinin tali bir başlığı olarak ele alınıyordu.
Kaypakkaya ise Kürtlerin ayrı bir ulusal kimliğe sahip olduğunu savundu ve Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını açık biçimde dile getiren erken dönem sosyalist isimlerden biri oldu.
Bu görüşleri yaşadığı dönemde oldukça radikal kabul edildi.
Onun açısından sosyalizm yalnızca ekonomik eşitlik meselesi değildi.
Ulusal kimliklerin inkâr edilmemesi ve halkların kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olması da toplumsal özgürlüğün bir parçasıydı.
Bu nedenle Kürt meselesine ilişkin görüşleri, ölümünden sonra da Türkiye solundaki tartışmaların önemli başlıklarından biri olmaya devam etti.
Kemalizm eleştirisi
Kaypakkaya’nın düşüncesindeki bir başka belirgin özellik, Kemalizm’e yönelik sert eleştirisiydi.
Türkiye solunun önemli bir bölümünde Cumhuriyet’in kuruluş süreci ve Kemalizm ilerici veya anti-emperyalist bir tarihsel aşama olarak değerlendirilirken, Kaypakkaya bu görüşe karşı çıktı.
Cumhuriyet’in kuruluşunu sınıfsal açıdan değerlendirdi; devletin Kürtlere, azınlıklara ve muhalif toplumsal kesimlere yönelik politikalarını eleştirdi.
Özellikle Dersim 1937–38 üzerine geliştirdiği değerlendirmeler, dönemin sol dünyasında oldukça sıra dışıydı.
Bu yönüyle Kaypakkaya yalnızca mevcut siyasal iktidarı değil, Türkiye solunun kabul ettiği bazı temel tarihsel kabulleri de sorguladı.
Kendi siyasal çevresine karşı dahi eleştirel olabilmesi, onun düşünsel karakterinin önemli özelliklerinden biridir.
Türkiye soluyla yaşadığı ayrışma
Kaypakkaya bir dönem Doğu Perinçek çevresindeki Proleter Devrimci Aydınlık hareketi içinde bulundu.
Ancak zamanla ideolojik farklılıklar derinleşti.
1972 yılında bu çevreden ayrılarak arkadaşlarıyla birlikte Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) ve ona bağlı silahlı yapı olan Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu’nu (TİKKO) kurdu. (bianet.org)
Bu noktada onun tarihsel mirasını değerlendirirken açık bir ayrım yapmak gerekir.
Kaypakkaya yalnızca teorik bir düşünür değildi; silahlı devrim stratejisini savunan ve örgütleyen bir siyasi aktördü.
Dolayısıyla mirası bugün de farklı biçimlerde değerlendirilir.
Onu devrimci bir düşünür ve direniş sembolü olarak görenler olduğu gibi, benimsediği silahlı mücadele stratejisini ve siyasal yöntemlerini eleştirenler de vardır.
Bir tarihsel kişiliği anlamak, bu tartışmaları yok saymadan ele almayı gerektirir.
Köylülük ve emek
Kaypakkaya’nın düşüncesinde köylülerin ayrı bir yeri vardı.
Türkiye’nin o dönemki ekonomik ve toplumsal yapısında köylülüğün büyük bir ağırlığı bulunuyordu.
Topraksız veya az topraklı köylüler, büyük toprak sahipleri ve devlet arasındaki ilişkileri devrimci mücadelenin temel alanlarından biri olarak gördü.
Bu nedenle çalışmalarını yalnızca büyük kentlerde yürütmedi.
Malatya, Elazığ ve Tunceli-Dersim bölgesinde örgütsel faaliyet yürüttü. (bianet.org)
Onun dünyasında emekçinin ve köylünün yaşadığı yoksulluk bir kader değildi.
Toplumsal ve ekonomik ilişkilerin sonucuydu.
Ve bu ilişkilerin değiştirilebileceğine inanıyordu.
Dersim ve Vartinik
1973 yılı Kaypakkaya’nın hayatının son dönemi oldu.
Ocak 1973’te Dersim’in Vartinik-Mirik bölgesinde güvenlik güçleri tarafından kuşatıldılar.
Çıkan çatışmada yakın arkadaşı Ali Haydar Yıldız yaşamını yitirdi.
Kaypakkaya ise yaralı olarak kaçmayı başardı ancak birkaç gün sonra, 29 Ocak 1973’te yakalandı. (bianet.org)
Yakalandığında ağır yaralıydı ve ayaklarında ciddi donma vardı.
Daha sonra Diyarbakır’a götürüldü.
Kaynaklarda, gözaltı ve tutukluluk sürecinde ağır işkenceye maruz kaldığı aktarılmaktadır. (bianet.org)
18 Mayıs 1973
Kaypakkaya’nın ölümü, Türkiye’nin yakın tarihindeki tartışmalı işkence ve gözaltında ölüm vakalarından biridir.
16 Mayıs 1973’te Diyarbakır Askerî Cezaevi’ndeki hücresinden alındığı, 18 Mayıs 1973’te öldüğünün duyurulduğu aktarılır. Resmî kayıtlarda ölüm nedeni “intihar” olarak belirtilmiş olsa da, dönemin tanıklıkları ve sonraki araştırmalar onun ağır işkence sonrasında yaşamını yitirdiğini belirtmektedir. (bianet.org)
Babası oğlunun cenazesini almak üzere Diyarbakır’a geldiğinde bedeninin ağır biçimde zarar görmüş olduğu da kaynaklarda yer almaktadır. Olay daha sonra Meclis gündemine de taşındı. (bianet.org)
Henüz 24 yaşındaydı.
Kısacık bir yaşam.
Ama Türkiye’nin siyasal tarihinde uzun yıllar tartışılacak bir miras.
“Ser verip sır vermemek”
Kaypakkaya’nın ölümünden sonra onunla özdeşleşen en güçlü anlatılardan biri, ağır işkence koşullarında arkadaşları ve örgütü hakkında bilgi vermeyi reddetmesidir.
Bu nedenle destekçileri arasında zamanla “ser verip sır vermeyen” ifadesiyle anılmaya başladı. Bu ifade yalnızca fiziksel direnci değil, kendi inançlarına ve arkadaşlarına bağlılığı anlatan bir sembole dönüştü. (bianet.org)
Ancak tarihsel kişilikleri yalnızca efsaneler üzerinden değerlendirmek eksik kalır.
Asıl önemli olan onun ne düşündüğünü, neden düşündüğünü ve yaşadığı dönemin koşullarının bu düşünceleri nasıl şekillendirdiğini anlamaktır.
Düşünsel mirası
Kaypakkaya’nın etkisi yalnızca kurduğu örgütlerle sınırlı kalmadı.
Özellikle üç başlıkta Türkiye solunda kalıcı tartışmalar yarattı:
Kürt meselesi, Kemalizm eleştirisi ve devletin sınıfsal niteliği.
Bugün onun bütün görüşlerine katılmak zorunda olmadan da bu başlıklarda döneminin birçok sosyalist çevresinden farklı ve erken değerlendirmeler geliştirdiğini kabul etmek mümkündür.
Aynı biçimde, silahlı mücadele anlayışı da eleştirel biçimde değerlendirilmelidir.
Çünkü siyasal fikirlerin tarihsel önemini kabul etmek, kullanılan her yöntemi onaylamak anlamına gelmez.
Kaypakkaya’yı anlamanın daha sağlıklı yolu onu ne şeytanlaştırmak ne de eleştirinin dışında tutmaktır.
Onu kendi döneminin siyasal, toplumsal ve tarihsel koşulları içinde değerlendirmektir.
Neden hâlâ tartışılıyor?
Çünkü Kaypakkaya’nın ele aldığı meselelerin önemli bir bölümü hâlâ Türkiye’nin gündemindedir.
Kürt meselesi…
Toplumsal eşitsizlik…
Köylülük ve toprak sorunu…
Devlet şiddeti…
İfade ve örgütlenme özgürlüğü…
Kimliklerin tanınması…
Tarihsel hafıza…
Bütün bunlar onun yaşadığı dönemin ardından ortadan kalkmadı.
Bu nedenle İbrahim Kaypakkaya bugün yalnızca 1970’lerin devrimci hareketinin bir ismi olarak değil, Türkiye’nin yakın tarihindeki büyük siyasal ve toplumsal tartışmaların sembolik isimlerinden biri olarak anılmaktadır.
Onun yaşamını anlamak, aynı zamanda 1968 kuşağının neden böylesine radikalleştiğini de anlamaya çalışmaktır.
Bir kuşak dünyayı değiştirebileceğine inanıyordu.
Kimileri üniversitelerde…
Kimileri fabrikalarda…
Kimileri köylerde…
Kimileri dağlarda…
Bunun yollarını aradı.
Kaypakkaya bu kuşağın en genç ve en radikal isimlerinden biri oldu.
24 yıllık ömrüne yoğun bir siyasal mücadele, teorik çalışmalar, örgütlenme, mahpusluk ve ağır bir ölüm sığdı.
Bugün onun mirası üzerine farklı düşünceler olabilir.
Ancak işkencenin, insanlık dışı muamelenin ve gözaltında ölümün hiçbir siyasal görüşle meşrulaştırılamayacağı açıktır.
Bir insanın düşüncelerine karşı çıkılabilir.
Fikirleri eleştirilebilir.
Siyasal yöntemleri reddedilebilir.
Ama insan onuru, hukuk ve yaşam hakkı tartışmanın dışında kalmalıdır.
İbrahim Kaypakkaya’yı anlamak biraz da burada başlar:
Bir dönemin toplumsal çelişkilerini, devrim arayışlarını, yanlışlarını, cesaretini ve ağır bedellerini birlikte görmekte.
İbrahim Kaypakkaya’yı yaşamı, düşünceleri ve Türkiye’nin siyasal tarihinde bıraktığı tartışmalı ama silinmez izlerle anıyoruz.

-
AZİZ NESİN
Aziz Nesin’in mizahı yalnızca insanları güldürmek için değildi. O, güldürürken düşündüren; toplumun çelişkilerini, eşitsizliği, adaletsizliği, cehaleti ve iktidarın yarattığı korkuyu görünür kılan bir edebiyat anlayışının…
-
ÂŞIK DAVUT SULARİ
Davut Sulari’yi yalnızca saz çalan bir halk ozanı olarak değerlendirmek eksik kalır. O; Kureyşan Ocağı’nın irfanıyla yetişmiş, dedelik ile âşıklığı aynı bedende buluşturmuş, Anadolu’yu dolaşarak…
-
12 EYLÜL 1980
12 Eylül 1980 askerî darbesi yalnızca hükümetin devrilmesi ya da parlamentonun kapatılması değildi. Türkiye’nin siyasal, toplumsal, kültürel ve hukuki yapısını uzun yıllar boyunca etkileyen; yüz…
-
Adile Naşit: Kahkahasının Ardında Bir Halkın Hafızası
Adile Naşit yalnızca bir sinema oyuncusu değildi. Yeşilçam’da dayanışmanın, şefkatin ve mahalle kültürünün yüzü; televizyonda ise bir kuşağın “Masalcı Teyze”si oldu. Adile Naşit: Kahkahasının Ardında…
-
TAHİR ELÇİ
Tahir Elçi’yi yalnızca öldürülen bir baro başkanı olarak anmak eksik kalır. Onu asıl anlatan; hukuk karşısında herkesin eşit olması gerektiğine duyduğu inanç, Kürt meselesinde barışçıl…
-
MARAŞ KATLİAMI
MARAŞ KATLİAMI: UNUTMAMAK, YÜZLEŞMEK VE ADALETİ ARAMAK Maraş Katliamı yalnızca 1978 yılının karanlık bir olayı değildir. Alevilerin, solcuların ve muhalif kesimlerin hedef haline getirildiği; komşulukların…
