Davut Sulari’yi yalnızca saz çalan bir halk ozanı olarak değerlendirmek eksik kalır. O; Kureyşan Ocağı’nın irfanıyla yetişmiş, dedelik ile âşıklığı aynı bedende buluşturmuş, Anadolu’yu dolaşarak deyişi, muhabbeti, aşkı ve toplumsal hafızayı kuşaktan kuşağa taşıyan önemli bir Kızılbaş-Alevi ozanıdır.
ÂŞIK DAVUT SULARİ: KUREYŞAN OCAĞI’NDAN YÜKSELEN SAZ, SÖZ VE YOL
Asıl adı Davut Ağbaba olan Âşık Davut Sulari, 1925 yılında Erzincan’ın bugün Çayırlı ilçesi olan Mans yöresinde dünyaya geldi. Ailesinin kökleri Dersim’in Nazımiye bölgesindeki Kureyşan Ocağı’na uzanıyordu. Dedesi Pir Kaltık’ın ailesiyle birlikte Dersim’den Tercan-Çayırlı yöresine yerleştiği kaynaklarda aktarılır. Sulari, örgün eğitimini yalnızca ilkokulun ilk yıllarına kadar sürdürebildi; asıl eğitimini ise dedelerin, pirlerin ve cemlerin içinde aldı. Teis
Onu anlamak için yalnızca söylediği türkülere değil, hangi kültürün ve hangi Yolun içinden geldiğine bakmak gerekir.
Çünkü onun sazında yalnızca ezgi yoktur.
İkrar vardır.
Muhabbet vardır.
Ehl-i Beyt sevgisi vardır.
Aşk vardır.
İnsanın kendi özünü arayışı vardır.
Ve yüzyıllardır sözle taşınan Alevi-Kızılbaş hafızası vardır.
Kureyşan Ocağı’nın içinde yetişen bir Yol insanı
Davut Sulari, Kureyşan Ocağı’na bağlı bir ailede yetişti ve kaynaklarda hem Alevi dedesi hem de âşık olarak tanımlandı. Şiirlerinde Ehl-i Beyt sevgisinin güçlü biçimde yer aldığı, Mahmut Hayranî ve ocak silsilesi üzerinden kendi inançsal köklerini dile getirdiği görülür. Teis
Bu nedenle onun dedelik kimliği ile ozanlığı birbirinden ayrı değildir.
Alevilikte dede yalnızca erkân yürüten kişi değildir.
Toplumun hafızasını taşır.
Küskünleri barıştırır.
Sözü Yol içinde tutar.
Hakkı, hukuku ve rızalığı gözetir.
Genç kuşaklara yalnızca inancı değil, bir yaşam ahlakını aktarır.
Davut Sulari’nin sazı da bu görevin bir parçasına dönüştü.
Pirler ve dedeler dergâhında yetişti
Sulari’nin dedesi Pir Mehmet Kaltık, onun ilk ustalarından biriydi. Küçük yaşta sazla ve âşıklık geleneğiyle tanıştı. Kaynaklarda 17 yaşında bade içme motifiyle “Sulari” mahlasını aldığı ve zamanla bu mahlası soyadı olarak da kullandığı aktarılır. Teis
Bu gelenekte âşıklık yalnızca güzel ses veya saz ustalığı değildir.
Sözün sorumluluğunu taşımaktır.
Bir ozan söylediğinin arkasında durmalıdır.
Söz, boşluğa söylenmez.
Bir anlamı, bir kaynağı ve bir toplumsal karşılığı vardır.
Davut Sulari’nin sanatını güçlü yapan özelliklerden biri de budur.
Gezgin bir ozandı
Davut Sulari’nin hayatı yollarda geçti.
Anadolu’nun birçok bölgesini dolaştı.
Âşık meclislerine katıldı.
Köylerde, kasabalarda ve şehirlerde saz çaldı.
Daha sonra Avrupa’ya kadar uzanan yolculuklar yaptı.
Bu nedenle o, 20. yüzyılın önemli gezgin âşıklarından biri olarak kabul edilir. Teis
Gezmek onun için yalnızca konser vermek değildi.
Gittiği yerden söz alıyordu.
Başka yere söz taşıyordu.
Bir köyde duyduğu hikâyeyi başka yerde anlatıyordu.
Bir bölgede öğrendiği ezgiyi başka bir topluluğa ulaştırıyordu.
Böylece yaşayan bir kültür ağı kuruyordu.
Bugünün iletişim araçlarının olmadığı bir çağda âşıklar aynı zamanda toplumun gezgin hafızasıydı.
Atı Leyla ile yollarda
Davut Sulari denildiğinde anlatılan önemli ayrıntılardan biri de Leyla adlı atıyla yaptığı yolculuklardır. Onun Anadolu ve Avrupa’daki uzun seyahatleri, gezgin ozan kimliğinin simgelerinden biri haline gelmiştir. Bianet
Bu görüntü aslında eski âşıklık geleneğinin son büyük örneklerinden birini anlatır:
Bir saz…
Bir yol…
Bir ozan…
Ve gittiği her yerde yeni bir muhabbet.
Sulari bu nedenle yalnızca bir dönem sanatçısı değildir.
Köklü bir geleneğin modern çağa ulaşan halkalarından biridir.
Sazındaki özgünlük
Davut Sulari çok güçlü bir bağlama icracısıydı.
Onun bağlama tekniği bugün akademik araştırmalara konu olacak kadar özgündür. Özellikle bozuk düzende geliştirdiği tavır, mızrap kullanımı ve melodik yürüyüşleri kendine özgü bir üslup oluşturmuştur. DergiPark
Ama teknik ustalık onun için hiçbir zaman gösteriş değildi.
Saz sözün hizmetindeydi.
Bir deyiş söyleniyorsa saz onun anlamını güçlendirmeliydi.
Bir ağıt söyleniyorsa tel de yas tutmalıydı.
Bir güzelleme söyleniyorsa sazın sesi de gönle dokunmalıydı.
Bu nedenle Sulari’nin sazı konuşur.
Bazen cevap verir.
Bazen sorar.
Bazen de insanın söylemeye gücünün yetmediğini telin titreşimi tamamlar.
Deyiş, güzelleme, ağıt ve taşlama
Davut Sulari tek bir şiir biçimine bağlı kalmadı.
Güzellemeler söyledi.
Ağıtlar yaktı.
Taşlamalar yazdı.
Koşmalar ve maniler söyledi.
Atışmalara katıldı.
Halk hikâyeciliği geleneğini de iyi biliyordu. Şiirlerinde redif ve kafiyeyi etkili kullandığı, özellikle sekizli ve on birli hece ölçülerinde güçlü örnekler verdiği belirtilmektedir. Teis
Bu çeşitlilik onun dünyasının da genişliğini gösterir.
Çünkü hayat yalnızca acı değildir.
Yalnızca inanç değildir.
Yalnızca siyaset değildir.
Aşk da vardır.
Özlem de.
Kırgınlık da.
Güzellik de.
İnsan bütün bunların toplamıdır.
Sulari’nin şiiri de insanı bütün bu hâlleriyle anlatır.
Aşkı saklamayan bir ozan
Davut Sulari’nin eserlerinde sevda güçlü biçimde yer alır.
Güzele söylenen sözler…
Hasret…
Kavuşamama…
Aşkın coşkusu…
Bunların hepsi onun şiirinde vardır.
Bu yönüyle Anadolu âşık geleneğinin kadim damarını sürdürür.
Ama aşk onun dünyasında yalnızca bir kadına duyulan sevgi değildir.
İnsana…
Yola…
Erenlere…
Toprağa…
Ve hakikate duyulan sevgiyle de birleşir.
Aşk, onun sözünde insanı kendisine götüren yolların biridir.
Toplumsal duruşunun özü
Davut Sulari’yi bugünün parti siyasetinin kalıpları içine sıkıştırmak doğru olmaz.
Onun toplumsal duruşunu daha çok Alevi-Kızılbaş Yolunun ahlakında aramak gerekir.
İnsanı aşağılamamak.
Yoksulu hor görmemek.
Zulmün karşısında susmamak.
Rızalığı önemsemek.
Sözü doğru söylemek.
Muhabbeti çoğaltmak.
Ve insanın insanla barışık yaşamasını savunmak.
Bu değerlerin her biri aynı zamanda toplumsal bir tavırdır.
Çünkü toplum yalnızca yasalarla kurulmaz.
Vicdanla da kurulur.
Ehl-i Beyt ve Yol sevgisi
Sulari’nin eserlerinde Ehl-i Beyt sevgisi çok güçlüdür.
Hz. Ali, On İki İmamlar, pirler ve erenler onun söz dünyasında önemli bir yere sahiptir. Bu yönüyle şiirleri Alevi inanç dünyasının sözlü aktarımında önemli bir işlev görmüştür. Teis
Ancak burada önemli olan yalnızca isimlerin anılması değildir.
Bu isimlerle birlikte taşınan bir ahlak vardır:
Adalet.
Eşitlik.
Mazlumdan yana olmak.
Haksızlığın karşısında durmak.
Ve insanı incitmemek.
Davut Sulari’nin deyişindeki inançsal damar tam da burada toplumsal bir anlama kavuşur.
Zazakî kültürle bağı
Davut Sulari’nin kültürel dünyasının önemli parçalarından biri de Dersim-Kureyşan çevresinden gelen Zazakî/Kırmancki kültürel mirastır.
Kaynaklarda özellikle gençlik dönemine ait kayıt dışı eserlerinin arasında Zazakî eserlerin bulunduğuna dikkat çekilir. Bianet
Bu, onun kimliğinin çok katmanlı yapısını da gösterir.
Alevi-Kızılbaş…
Dersim-Erzincan kültür havzası…
Türkçe âşıklık geleneği…
Zazakî sözlü kültür…
Bunların tümü onun sanatında birbiriyle harmanlanır.
Bu nedenle Sulari’nin sanatını tek bir kültürel etikete indirgemek mümkün değildir.
Yol bir, sürek binbir.
Onun sanatı da bu çeşitliliğin güçlü örneklerinden biridir.
Atışma geleneğinde güçlü bir isim
Âşıklık geleneğinin en zor alanlarından biri atışmadır.
Karşınızdaki ozan bir dörtlük söyler.
Siz aynı ölçüde, aynı uyak düzeninde ve anlam bütünlüğünü koruyarak anında karşılık verirsiniz.
Bunun için yalnızca şiir bilgisi yetmez.
Güçlü hafıza gerekir.
Hazırcevaplık gerekir.
Müzikal yetenek gerekir.
Ve büyük bir kültürel birikim gerekir.
Davut Sulari bu geleneğin önemli ustalarından biriydi; farklı âşıklarla yaptığı atışmalar kaynaklara da geçmiştir. Teis
Yeni kuşakları etkiledi
Davut Sulari’nin sanatı kendi kuşağıyla sınırlı kalmadı.
Mahzuni Şerif, Muhlis Akarsu, Âşık Daimi, Beyhani ve başka birçok ozanın onun sanatından etkilendiği belirtilmektedir.
Ali Ekber Çiçek, Arif Sağ, Sabahat Akkiraz ve Belkıs Akkale gibi önemli sanatçılar da eserlerini yorumladı. Teis
Bu yüzden Sulari yalnızca eser bırakan bir sanatçı değildir.
Bir okul bırakmıştır.
Onun saz tavrı…
Söyleyiş biçimi…
Deyişleri…
Ve gezgin ozan kimliği sonraki kuşaklara geçti.
Sulari ailesinin Madımak yarası
Davut Sulari’nin ailesinin tarihi daha sonra Alevi toplumunun en ağır toplumsal yaralarından biriyle de kesişti.
Kızı Edibe Sulari, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yaşamını yitiren canlardan biriydi.
Böylece bir tarafta Kureyşan Ocağı’ndan gelen saz ve Yol…
Diğer tarafta Madımak’ın ateşi…
Aynı aile tarihinin içerisinde birleşti.
Bu acıyı yalnızca Sulari ailesinin özel acısı olarak görmek mümkün değildir.
Madımak bütün Alevi toplumunun, sanatın, düşüncenin ve insanlığın hafızasında derin bir yaradır.
18 Ocak 1985
Davut Sulari’nin yaşamının sonu da neredeyse bütün hayatını özetleyen bir sahne gibidir.
18 Ocak 1985’te Erzurum’daki bir âşıklar kahvesinde düzenlenen fasıl sırasında rahatsızlandı ve yaşamını yitirdi.
Daha sonra Çayırlı’daki aile mezarlığına defnedildi. Teis
60 yıllık yaşamın sonunda yine sazın…
Sözün…
Âşıkların…
Ve muhabbetin içindeydi.
Bir gezgin ozanın Yolculuğu, yine bir âşık meclisinde tamamlandı.
Davut Sulari neden hâlâ önemli?
Çünkü onun taşıdığı kültür bugün de yaşıyor.
Saz hâlâ çalınıyor.
Cem hâlâ kuruluyor.
Deyiş hâlâ söyleniyor.
Muhabbet hâlâ devam ediyor.
Ama aynı zamanda ciddi bir tehlike de var.
Türküler bazen kaynaklarından koparılıyor.
Eserlerin gerçek sahipleri unutuluyor.
Alevi deyişleri yalnızca birer “şarkı” gibi tüketiliyor.
Oysa her deyişin bir kaynağı vardır.
Bir ocağı vardır.
Bir Yol hikâyesi vardır.
Bir toplumsal belleği vardır.
Davut Sulari’nin mirasına sahip çıkmak, bu kaynağı görünür tutmaktır.
Onu anmak ne demektir?
Âşık Davut Sulari’yi anmak yalnızca onun türkülerini dinlemek değildir.
Onu anmak;
Kureyşan Ocağı’nın taşıdığı irfanı anlamaktır.
Dersim-Erzincan kültür havzasının çeşitliliğine sahip çıkmaktır.
Zazakî ve Türkçe sözlü kültürün birlikte taşıdığı mirası korumaktır.
Âşıklık geleneğini yalnızca nostaljiye hapsetmemektir.
Eserlerin gerçek sahiplerini belirtmektir.
Ve sazın telinden yükselen sözün özünü anlamaya çalışmaktır.
Çünkü büyük ozanlar yalnızca türkü bırakmazlar.
Bir bakış bırakırlar.
Bir vicdan bırakırlar.
Bir hafıza bırakırlar.
Bir Yol bırakırlar.
Davut Sulari de sazını omzuna alıp çıktığı uzun yolculuk boyunca insanlara sadece türkü söylemedi.
Muhabbet taşıdı.
İkrar taşıdı.
Aşk taşıdı.
Kızılbaş-Alevi hafızasını taşıdı.
Ve ardından bugün hâlâ canlılığını koruyan büyük bir söz mirası bıraktı.
Âşık Davut Sulari’yi; Kureyşan Ocağı’ndan taşıdığı irfan, sazındaki ustalık, deyişlerindeki derinlik, gezgin ozanlığı ve Alevi-Kızılbaş kültürüne bıraktığı büyük mirasla sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.

-
ÂŞIK DAİMİ
Âşık Daimi’nin dünyasında insan merkezdeydi. Onun deyişlerinde Alevi-Bektaşi Yolunun özü, Hakk’a yöneliş, vicdan, sevgi, hoşgörü, birlik ve insanın kendini bilmesi cancana durur. ÂŞIK DAİMİ: SÖZÜN,…
-
Kemal Sunal: Halkın Gülüşünde Saklı Toplumsal Gerçeklik
Kemal Sunal yalnızca güldüren bir oyuncu değildi. Onun sinemasında işçi, köylü, kapıcı, memur, çöpçü ve işsiz konuştu; mizahın arkasından Türkiye’nin eşitsizlikleri, adaletsizlikleri ve gündelik hayatın…
-
Aşure Günü
Aşure; yalnızca bir lokma değil, Kerbelâ’nın hüznünü unutmadan paylaşmanın, dayanışmanın ve insanlıkta bir olmanın kadim sofrasıdır. Aşure Günü: Acıdan Dayanışmaya, Lokmadan Muhabbete Aşure Günü, Alevi-Kızılbaş…
-
GAZİ KATLİAMI
Gazi Mahallesi’nde 12 Mart 1995’te başlayan saldırılar ve sonraki günlerde yaşanan ölümler, yalnızca bir mahallede meydana gelen “asayiş olayı” olarak görülemez. Alevilerin yoğun yaşadığı bir…
-
YAŞAR KEMAL
Yaşar Kemal’in edebiyatında toprak yalnızca üzerinde yaşanan bir yer değildir; emekçinin alın teridir, yoksulun ekmeğidir, doğanın belleğidir. Onun insanı ise zulüm karşısında susmayan, düştüğü yerden…
-
Münir Özkul: Mahmut Hoca’dan Yaşar Usta’ya Bir Halk Sanatçısı
Münir Özkul’un canlandırdığı Mahmut Hoca, Yaşar Usta ve benzeri karakterlerde ortak bir çizgi vardı: İnsanın değerini parayla, makamla ve güçle değil; emek, sevgi, dayanışma ve…
