Aziz Nesin’in mizahı yalnızca insanları güldürmek için değildi. O, güldürürken düşündüren; toplumun çelişkilerini, eşitsizliği, adaletsizliği, cehaleti ve iktidarın yarattığı korkuyu görünür kılan bir edebiyat anlayışının temsilcisiydi.
AZİZ NESİN: GÜLDÜRÜRKEN DÜŞÜNDÜREN, SUSMAYI REDDEDEN BİR AYDIN
Türkiye edebiyatının en önemli mizah ve toplum eleştirisi yazarlarından Aziz Nesin, 20 Aralık 1915’te İstanbul’da dünyaya geldi. Asıl adı Mehmet Nusret Nesin’di.
Öykü, roman, tiyatro, şiir ve deneme gibi birçok alanda eser verdi. Ancak onu yalnızca üretken bir edebiyatçı olarak değerlendirmek eksik kalır.
Aziz Nesin aynı zamanda yaşadığı toplumun sorunları karşısında söz söylemekten çekinmeyen, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunan, laiklikten yana tavır alan ve bunun bedelini defalarca ödeyen mücadeleci bir aydındı.
Onun yaşamı, edebiyat ile toplumsal sorumluluğun birbirinden kopmadığı bir aydın hikâyesidir.
Yoksulluğu dışarıdan gözlemlemedi
Aziz Nesin’in çocukluğu yoksulluk içinde geçti.
Bu deneyim, onun daha sonraki toplumsal bakışının şekillenmesinde önemli bir yere sahip oldu. Yoksulluğu kitaplardan öğrenmedi; hayatın içerisinde gördü.
Askerî eğitim aldı ve bir süre subay olarak görev yaptı. Ordudan ayrılmasının ardından gazetecilik ve yayıncılığa yöneldi.
1940’lı yıllardan itibaren yazıları giderek daha güçlü bir toplumsal eleştiri taşımaya başladı.
Sokaktaki insan, küçük memur, işçi, işsiz, geçim sıkıntısı çeken aileler, bürokrasi altında ezilen yurttaşlar ve toplumun kenarında bırakılan insanlar onun hikâyelerine girdi.
Aziz Nesin’in mizahının beslendiği yer tam da burasıydı:
Gündelik hayatın içindeki büyük çelişkiler.
Mizah onun elinde bir itiraz biçimiydi
Aziz Nesin denildiğinde ilk akla gelen kavramlardan biri mizahtır.
Fakat onun mizahı yalnızca kahkaha üretmez.
Bazen insanı rahatsız eder.
Bazen gülerken düşündürür.
Bazen de okuru, güldüğü şeyin aslında ne kadar acı olduğunu fark etmeye zorlar.
Bürokrasiyi, siyasal ikiyüzlülüğü, çıkar ilişkilerini, fırsatçılığı, cehaleti, sınıfsal eşitsizlikleri ve toplumdaki yozlaşmayı hicvetti.
Çünkü Aziz Nesin için mizah, yalnızca eğlence değil, eleştirel düşünmenin yollarından biriydi.
Toplumun aynasını önüne koyuyor ve adeta şunu söylüyordu:
Önce kendimize bakalım.
Markopaşa ve muhalif gazetecilik
Aziz Nesin’in toplumsal ve siyasal duruşunun önemli duraklarından biri Markopaşa dergisidir.
Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz ve dönemin başka aydınlarıyla birlikte yürütülen Markopaşa, 1940’ların Türkiye’sinde keskin siyasal mizahın ve muhalif yayıncılığın önemli örneklerinden biri oldu.
İktidarı, bürokrasiyi ve toplumsal eşitsizlikleri eleştirdi.
Sonuç ise baskılar, toplatmalar, kapatmalar, davalar ve tutuklamalar oldu.
Dergi farklı isimlerle yeniden yayımlanmaya çalışıldı.
Bu dönem Aziz Nesin’in hayatında önemli bir çizgiyi belirginleştirdi:
Baskı arttığında susmak yerine yazmaya devam etmek.
Sosyalistti, ama eleştirisini yalnızca karşı tarafa yöneltmedi
Aziz Nesin sosyalist dünya görüşüne sahipti.
Eşitsizliğe ve sömürüye karşı çıktı; emeğin ve toplumsal adaletin yanında durdu.
Fakat onun eleştirel aklı yalnızca kendi düşüncesinin karşısındakilere yönelmiyordu.
Kendi çevresini, solu, aydınları ve toplumsal muhalefeti de gerektiğinde eleştirebiliyordu.
Bu yönü önemlidir.
Çünkü Aziz Nesin için eleştirel düşünce, yalnızca rakibin yanlışlarını göstermek değildi.
İnsanın kendi düşüncesini de sorgulayabilmesiydi.
Bu nedenle bazen savunduğu çevrelerle dahi tartıştı.
Onun bağımsız aydın tavrının temel özelliklerinden biri buydu.
Cehaletle kavgası
Aziz Nesin’in eserlerinde en sert eleştirilerden biri cehalete yöneliktir.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Onun hedefi yalnızca eğitim görmemiş insanlar değildi.
Asıl eleştirdiği şey, sorgulamayı reddeden zihniyetti.
Diplomalı bir insan da cahil olabilirdi.
Makam sahibi biri de.
Bir siyasetçi, gazeteci ya da aydın da.
Çünkü ona göre mesele yalnızca bilgi sahibi olmak değil, o bilgiyi sorgulayabilecek bir akla sahip olmaktı.
Bu nedenle eğitim onun için yalnızca okul meselesi değildi.
Eğitim, insanın kendi aklını kullanabilmesinin yoluydu.
Din, laiklik ve özgür düşünce
Aziz Nesin’in en fazla tartışma yaratan alanlarından biri din konusundaki düşünceleriydi.
Açık biçimde ateistti ve dinin siyasal ve toplumsal yaşam üzerindeki etkisini sert biçimde eleştiriyordu.
Bu nedenle özellikle muhafazakâr ve dindar çevrelerle yoğun tartışmalar yaşadı.
Ancak onun savunduğu temel ilkelerden biri, insanın inanma hakkı kadar inanmama ve eleştirme hakkının da korunmasıydı.
Laikliği yalnızca devlet kurumlarının düzenlenmesi olarak değil, farklı inançların ve inançsızların özgürce yaşayabilmesinin güvencelerinden biri olarak görüyordu.
Aziz Nesin’in düşüncelerine katılmak zorunda değildiniz.
Fakat onun savunduğu temel mesele şuydu:
Bir düşünceye katılmamak, o düşüncenin söylenmesini yasaklama hakkı vermez.
Düşünce özgürlüğünü yalnızca kendisi için istemedi
Aziz Nesin’in aydın duruşunun en önemli özelliklerinden biri burada ortaya çıkar.
Düşünce ve ifade özgürlüğünü yalnızca kendi düşüncelerinin özgürlüğü olarak görmedi.
İnsanların farklı düşünceleri dile getirebilmesini savundu.
Çünkü düşüncenin yasaklandığı yerde toplumun kendi yanlışlarıyla yüzleşme imkânının da ortadan kalkacağına inanıyordu.
Bu nedenle yaşamı boyunca davalar, soruşturmalar ve hapis cezalarıyla karşılaştı.
Ama yazmaktan vazgeçmedi.
2 Temmuz 1993: Madımak
Aziz Nesin’in yaşamındaki en ağır tarihsel kırılmalardan biri 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamıdır.
Pir Sultan Abdal etkinlikleri için Sivas’ta bulunan sanatçı, yazar ve aydınların kaldığı Madımak Oteli, gerici bir kalabalık tarafından kuşatıldı ve ateşe verildi.
Aziz Nesin de oteldeydi.
Katliamdan yaralı olarak kurtuldu.
Ancak 33 aydın, sanatçı ve katılımcı ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi.
Madımak, Türkiye’nin toplumsal hafızasında yalnızca korkunç bir katliam olarak değil; düşünce özgürlüğü, laiklik, Alevilere yönelik tarihsel şiddet ve toplumsal yüzleşme açısından kapanmayan büyük yaralardan biri olarak kaldı.
Aziz Nesin’in Madımak’tan sağ çıkması ise hayatının geri kalanında taşıdığı ağır bir acıya dönüştü.
Çünkü onun çevresindeki canlar yanarak Hakk’a yürürken, Türkiye bir kez daha nefretin ve örgütlü gericiliğin insan yaşamını nasıl tarumar edebileceğine tanık oldu.
Nesin Vakfı: Sözü yaşamın içine taşımak
Aziz Nesin’in toplumsal duruşunu yalnızca yazdıklarında aramak da eksik olur.
1973 yılında Nesin Vakfı’nı kurdu.
Vakfın temel amacı, özellikle maddi imkânları sınırlı çocukların eğitimine ve yetişmesine destek olmaktı.
Bu tercih onun düşüncesinin somutlaşmış biçimlerinden biridir.
Çünkü sürekli eğitimden, akıldan ve toplumsal eşitlikten söz eden bir yazar, kazandıklarını da bu amaç doğrultusunda çocukların geleceğine aktardı.
Eleştirdiği toplumu yalnızca dışarıdan seyretmek istemedi.
Değişmesine katkıda bulunmaya çalıştı.
Çocuklara bırakılan bir gelecek
Aziz Nesin çocuklara özel bir önem veriyordu.
Çünkü toplumdaki eşitsizliğin daha hayatın başlangıcında ortaya çıktığını görüyordu.
Bir çocuk yoksul bir ailede doğduğu için eğitimden, kültürden ve kendini geliştirme imkânlarından mahrum kalıyorsa, ona göre burada yalnızca bireysel bir talihsizlik değil, toplumsal bir adaletsizlik vardı.
Bu nedenle Nesin Vakfı, onun düşüncesinin belki de en somut miraslarından biri oldu.
Kitaplarında eleştirdiği eşitsizliğe karşı yaşamında bir cevap üretmeye çalıştı.
Aziz Nesin neden rahatsız ediciydi?
Çünkü kolay cevaplarla yetinmiyordu.
İktidarı sorguluyordu.
Dini sorguluyordu.
Devleti sorguluyordu.
Muhalefeti sorguluyordu.
Aydınları sorguluyordu.
Ve belki de en önemlisi:
Toplumun kendisini sorguluyordu.
Bu yüzden herkesin sevdiği bir yazar olmadı.
Zaten böyle bir iddiası da yoktu.
Onun amacı insanlara sürekli hoşlarına gidecek şeyler söylemek değildi.
Bazen topluma aynayı tutmak, aynadaki görüntünün hoşumuza gitmemesi pahasına gereklidir.
Aziz Nesin bunu yaptı.
Onu anlamak, her sözüne katılmak değildir
Aziz Nesin gibi güçlü ve tartışmalı bir aydını değerlendirirken onu putlaştırmak da doğru olmaz.
Sert üslubu, din üzerine değerlendirmeleri, siyasal düşünceleri ve topluma yönelik kimi genellemeleri geçmişte olduğu gibi bugün de tartışılabilir.
Onu anlamak, söylediği her sözü doğru kabul etmek değildir.
Asıl önemli olan, bir insanın düşüncesine katılmadığımızda bile onun söz söyleme hakkını savunabilmektir.
Belki de Aziz Nesin’in yaşamının bize bıraktığı en önemli derslerden biri budur.
Bir aydının toplumsal sorumluluğu
Aziz Nesin’in hayatı önemli bir soruyu önümüze koyar:
Aydın kimdir?
Yalnızca kitap yazan mı?
Bilgi sahibi olan mı?
Yoksa toplumun sustuğu yerde konuşabilen kişi mi?
Aziz Nesin kendi cevabını yaşamıyla verdi.
Baskı gördü.
Yargılandı.
Hapse girdi.
Kitapları ve yayınları hedef oldu.
Madımak’ta ölümle yüz yüze geldi.
Ama bütün bunlara rağmen düşüncelerini ifade etmekten vazgeçmedi.
Bu nedenle onun toplumsal yerini belirleyen yalnızca mizah ustalığı değildir.
Söylediği sözün bedelini göze alabilmesidir.
5 Temmuz 1995
Aziz Nesin, 5 Temmuz 1995’te Çeşme’de yaşamını yitirdi.
Vasiyeti doğrultusunda geleneksel bir cenaze töreni yapılmadı ve mezarının belirgin olmamasını istedi. Nesin Vakfı’nın bahçesine gömüldü.
Bu tercih de yaşamındaki gösterişten uzak, kendine özgü tavrın son halkası gibiydi.
Arkasında çok sayıda kitap, öykü, oyun, makale ve düşünsel tartışmanın yanı sıra yaşamaya devam eden Nesin Vakfı’nı bıraktı.
Aziz Nesin neden hâlâ güncel?
Çünkü onun yıllar önce eleştirdiği birçok mesele bugün de karşımızda.
Yoksulluk var.
Eşitsizlik var.
Bürokrasi var.
Çıkarcılık var.
Siyasette ikiyüzlülük var.
Düşünceyi yasaklama isteği var.
İnançların siyasallaştırılması var.
Toplumun sorgulamak yerine kolay cevaplara sığınması hâlâ var.
Ve bütün bunların karşısında hâlâ özgür düşünceye ihtiyaç var.
Aziz Nesin’in mizahı bu nedenle eskimiyor.
Çünkü bazen onlarca sayfalık bir siyasi analizle anlatılamayan toplumsal çelişkiyi birkaç sayfalık bir hikâyeyle gözümüzün önüne serebildi.
Bizi güldürdü.
Sonra neden güldüğümüzü düşündürdü.
Ve bazen o kahkahanın arkasında oldukça acı bir gerçekle baş başa bıraktı.
Aziz Nesin yalnızca mizah yazmadı; yaşadığı toplumun çelişkilerini kayda geçirdi.
Onunla aynı düşünmek zorunda değiliz.
Ama soru sormaktan vazgeçmeyen, düşüncesinin bedelini ödeyen ve çocukların geleceğine somut bir miras bırakan bu aydının Türkiye’nin toplumsal ve kültürel tarihinde tuttuğu yeri görmezden gelemeyiz.
Çünkü toplumları ileri taşıyan yalnızca kendisine söyleneni kabul edenler değil, gerektiğinde “Neden?” diye sorabilen canlardır.
Aziz Nesin o soruyu hayatı boyunca sordu.
Aziz Nesin’i edebiyata, özgür düşünceye ve toplumsal belleğe bıraktığı mirasla sevgi ve saygıyla anıyoruz.

-
Kirtim Kirt: Enver Gökçe’nin Şiirinde Madde, Emek ve Direniş
Enver Gökçe’nin “Kirtim Kirt” şiiri; maddenin dönüşümünden insanın ortaya çıkışına, emekten mülkiyete ve iktidara uzanan çok katmanlı bir düşünce dünyası kuruyor. Şiirin dokuma tezgâhını andıran ritmi, Enver Gökçe’nin hapishane deneyimiyle birleşerek emeğin, direnişin ve toplumsal tarihin güçlü bir metaforuna dönüşüyor.
-
Münir Özkul: Mahmut Hoca’dan Yaşar Usta’ya Bir Halk Sanatçısı
Münir Özkul’un canlandırdığı Mahmut Hoca, Yaşar Usta ve benzeri karakterlerde ortak bir çizgi vardı: İnsanın değerini parayla, makamla ve güçle değil; emek, sevgi, dayanışma ve…
-
Adile Naşit: Kahkahasının Ardında Bir Halkın Hafızası
Adile Naşit yalnızca bir sinema oyuncusu değildi. Yeşilçam’da dayanışmanın, şefkatin ve mahalle kültürünün yüzü; televizyonda ise bir kuşağın “Masalcı Teyze”si oldu. Adile Naşit: Kahkahasının Ardında…
-
Kemal Sunal: Halkın Gülüşünde Saklı Toplumsal Gerçeklik
Kemal Sunal yalnızca güldüren bir oyuncu değildi. Onun sinemasında işçi, köylü, kapıcı, memur, çöpçü ve işsiz konuştu; mizahın arkasından Türkiye’nin eşitsizlikleri, adaletsizlikleri ve gündelik hayatın…
-
Kadir İnanır: Sinemadan Toplumsal Hafızaya Uzanan Bir Yaşam
Kadir İnanır, yarım asrı aşan sanat yaşamında yalnızca Yeşilçam’ın unutulmaz yüzlerinden biri olmadı; toplumsal sorunlara söz söyleyen, barışı ve birlikte yaşamı savunan sanatçı kimliğiyle de…
-
Mustafa Suphi ve Onbeşler
Karadeniz’in Karanlık Gecesi: Mustafa Suphi ve Onbeşler Bir yolculuk yarım kaldı. On beş insan Karadeniz’in karanlığında yaşamdan koparıldı; fakat onların hikâyesi Türkiye’nin toplumsal ve siyasal…
