-
Kendi Hayatımızın Sorularını Nasıl Geri Alırız?
Medya karşısında yalnız izleyici olarak kalmak zorunda mıyız? Yedi bölümlük dizinin kapanışında haber alma hakkını, bağımsız gazeteciliğin güvencelerini ve kendi hayatımızı etkileyen kararları birlikte sorgulamanın yollarını değerlendiriyoruz. Türkiye’deki baskıları unutmadan, kurumsal ve bireysel sorumlulukları ele alıyoruz.
-
Ekranda Çok Uzman, Tartışmada Kaç Farklı Düşünce Var?
Ekranda çok sayıda uzman bulunması, farklı düşüncelerin duyulduğunu gösterir mi? Dizinin altıncı bölümünde konuk seçimini, uzmanlığın sınırlarını, kanıtı ve moderatörün sorumluluğunu; Türkiye’de yayın özgürlüğü üzerindeki baskıları da gözeterek sorguluyoruz.
-
Haberin Arkasındaki Güç: Sahiplik, Para ve “Havuz Medyası”
Haber kuruluşları kime ait, hangi gelirlerle ayakta duruyor? Dizinin beşinci bölümünde Türkiye’de medya sahipliğini, reklam ve kamu kaynaklarını, çıkar çatışmalarını ve “havuz medyası” tartışmasını; gazetecinin bağımsızlığı ve halkın haber alma hakkı açısından inceliyoruz.
-
Halk TV: Baskı, Kayyım ve Sonrasında Ne Oldu?
Halk TV’ye kayyım atanmasından sonra yayınlara, çalışanlara ve arşive ne oldu? Dizinin dördüncü bölümünde Ekim 2026’daki müdahaleyi ve sonrasını tarihli kaynaklarla inceliyor; şirket sahipliğiyle gazeteciliği ayırarak toplumun haber alma hakkını sorguluyoruz.
-
Eleştirel Yayının Bedeli: Sansür, Cezalar ve Kayyımlar
Bir yayın sustuğunda kimlerin sorusu duyulamaz hâle gelir? Dizinin üçüncü bölümünde RTÜK yaptırımlarını, Açık Radyo’nun lisans iptalini, TELE1’e kayyım atanmasını ve dijital erişim engellerini; basın özgürlüğü ve toplumun haber alma hakkı açısından inceliyoruz.
-
Gündemi Kim Seçiyor, Hangi Gerçekler Görünmez Kalıyor?
Bir haberin seçilmesi kadar sırası, süresi ve kimin sözüyle anlatıldığı da önemlidir. Dizinin ikinci bölümünde gündem belirlemeyi, haber çerçevelerini ve görünmez kalan soruları inceliyor; Türkiye’de yayın tercihlerini etkileyen baskı ve ekonomik ilişkileri sorguluyoruz.
-
Ahmet Telli
Ahmet Telli (1946–2026), toplumcu şiirin önemli temsilcilerinden biri olarak hüzün, sevda, direniş ve özgürlük arayışını aynı şiir dünyasında buluşturdu. 12 Eylül döneminde yaşadığı baskılara rağmen edebiyattan kopmadı. *Hüznün İsyan Olur*, *Su Çürüdü* ve *Çocuksun Sen* gibi eserleriyle Türkiye’nin toplumsal hafızasında kalıcı izler bıraktı. DDP72, şairi yaşamı, mücadelesi ve edebi mirasıyla saygıyla anıyor.
-
Kirtim Kirt: Enver Gökçe’nin Şiirinde Madde, Emek ve Direniş
Enver Gökçe’nin “Kirtim Kirt” şiiri; maddenin dönüşümünden insanın ortaya çıkışına, emekten mülkiyete ve iktidara uzanan çok katmanlı bir düşünce dünyası kuruyor. Şiirin dokuma tezgâhını andıran ritmi, Enver Gökçe’nin hapishane deneyimiyle birleşerek emeğin, direnişin ve toplumsal tarihin güçlü bir metaforuna dönüşüyor.
-
10 Ekim Ankara Garı Katliamı – Video
10 Ekim 2015 Ankara Garı Katliam anısına 🌹🌹🌹🙏
-
Musa Anter ve Ruhi
Biri kalemiyle, diğeri sazı ve sesiyle konuştu. İkisinin de ortak dili; susmamak, boyun eğmemek ve halkın hafızasına sahip çıkmaktı. İki Ses, Bir Direnç: Musa Anter…

10 Ekim´de yayında!
TİJE Dergimizin Ekim sayısının ana teması, 10 Ekim Ankara Garı Katliamı’nı anmak ve unutturmamak olacak.
Barış, emek ve demokrasi talebiyle bir araya gelen insanların yaşamdan koparıldığı 10 Ekim’i, yitirdiğimiz canların anısını ve geride bıraktıkları toplumsal hafızayı sayfalarımıza taşıyacağız.
Acıyı yalnızca hatırlamakla değil; hafızayı diri tutarak, barış talebini büyüterek ve unutturmamaya söz vererek sizlerle olacağız.
Unutmadık, Unutturmayacağız!
10 Ekim hafızamızda, canlarımız yüreğimizde.
TiJE – Dergi Kapağını ANA Konusu, yayınlandı!
2 Temmuz 1993, MADIMAK
2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yitirdiğimiz canlarımızı anmak, onların sesini ve bıraktıkları toplumsal hafızayı yaşatmak için bu sayımızda Madımak’ı sayfalarımıza taşıyoruz.
Madımak’ı yalnızca geçmişte yaşanmış bir acı olarak değil; adalet arayışının, yüzleşmenin ve unutmama sorumluluğunun bir parçası olarak ele alıyoruz.
Yitirdiğimiz canların anıları önünde saygıyla eğiliyor; türkülerini, şiirlerini, düşüncelerini ve umutlarını hafızamızda yaşatıyoruz.
Unutmadık, Unutturmayacağız!
Madımak hafızamızda, canlarımız yüreğimizde.

Dersim Tertelesi: Unutmadık, Unutturmayacağız!
“Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu; ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun!” – Pir Seyit Rıza
Dersim 1937–38, yalnızca geçmişte kalmış tarihsel bir olay değil; kuşaktan kuşağa aktarılan derin bir acının, kırılmış hayatların, sürgünlerin ve toplumsal hafızanın adıdır. Dersimlilerin “Tertele” diye adlandırdığı bu dönem, bugün de hakikat, yüzleşme ve adalet arayışının merkezinde durmaktadır.
15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilmesi de bu hafızanın en ağır simgelerinden biri oldu. Seyit Rıza’nın darağacının gölgesinde dahi eğilmeyen duruşu ve kendisine atfedilen o söz, yıllar geçmesine rağmen Dersim’in belleğinde onur ve direncin ifadesi olarak yaşamaya devam ediyor.
Dersim’i hatırlamak; yalnızca ölülerimizi anmak değildir.
Kaybedilen canların, yerinden edilen insanların, parçalanan ailelerin; susturulmak istenen dilin, kültürün, inancın ve belleğin izini sürmektir.
Bizler geçmişin acılarını yeni düşmanlıklar üretmek için değil; hakikatin açığa çıkması, adaletin sağlanması ve aynı acıların bir daha hiçbir halka yaşatılmaması için hatırlıyoruz.
Dersim’in dağlarından yükselen hafıza hâlâ canlıdır. Bir toplumun hafızası susturulamaz; hakikat toprağa gömülemez, kuşakların belleğinden silinemez.
Dersim Tertelesi’nde Hakk’a yürüyen canları saygıyla anıyoruz.
Unutmadık, Unutturmayacağız!
Dersim’in hafızasına, hakikatine ve onuruna sahip çıkacağız.

8 Mart: Kadınların Eşitlik, Özgürlük ve Dayanışma Günü
Kadının özgür olmadığı bir toplum özgür, kadının eşit olmadığı bir dünya adil olamaz.
8 Mart, yalnızca kadınlara çiçek verilen ya da iyi dileklerin paylaşıldığı bir gün değildir. Kökleri kadınların emek, hak ve eşitlik mücadelelerine uzanan Uluslararası Kadınlar Günü, bugün dünyanın dört bir yanında kadınların eşitlik ve özgürlük taleplerinin ortak sesi olmaya devam ediyor.
Kadınlar hayatın her alanında üretiyor, direniyor, düşünüyor, değiştiriyor ve geleceği kuruyor. Buna rağmen şiddet, ayrımcılık, ekonomik eşitsizlik ve karar mekanizmalarından dışlanma hâlâ milyonlarca kadının yaşamını etkiliyor. 2026’da UN Women da kadınların ve kız çocuklarının eşit haklara ve adalete erişiminin hâlâ küresel bir mücadele konusu olduğunu vurguluyor.
DDP72 – Dijital Dergi Platformu olarak kadınların emeğinin görünür olduğu; hiçbir kadının kimliği, düşüncesi ya da yaşam tercihi nedeniyle baskı görmediği; şiddetsiz, eşit, özgür ve adil bir dünya özlemini paylaşıyoruz.
Çünkü kadınların mücadelesi yalnızca kadınların değil, özgür ve eşit bir toplum isteyen herkesin mücadelesidir.
Yaşasın kadınların dayanışması!
Yaşasın eşitlik ve özgürlük mücadelesi!
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!







