Ali Ekber Çiçek’i yalnızca “Haydar Haydar” ile anmak eksik kalır. O, Alevi-Bektaşi söz ve müzik geleneğini, cemlerin içinden gelen deyişleri ve semahları büyük bir saz ustalığıyla kuşaklara taşıyan; halk kültürünü sahneye çıkarırken özünden koparmamaya çalışan önemli bir sanatçıydı.
ALİ EKBER ÇİÇEK: DEYİŞİN, SEMAHIN VE BAĞLAMANIN USTA SESİ
Ali Ekber Çiçek, 20. yüzyıl Türk halk müziğinin ve özellikle Alevi-Bektaşi deyiş geleneğinin en önemli yorumcularından biridir.
1935 yılında Erzincan’da doğdu. Çocukluğu yoksulluk ve büyük kayıplarla geçti. Babasını küçük yaşta Erzincan depreminde kaybetti; bu nedenle daha çocuk yaşta hayatın ağır koşullarıyla karşılaştı. Küçük yaşlardan itibaren Alevi cemlerine katıldı, sazla ve deyişlerle burada tanıştı. Bu ortam, onun yalnızca müzikal yönünü değil, düşünce dünyasını da şekillendirdi. Wikipedia
Ali Ekber Çiçek’in sanatı, dışarıdan öğrenilmiş bir folklorun değil, içinden geldiği kültürün sesidir.
Cemlerden gelen söz
Alevi cemleri onun için yalnızca ibadet alanı değildi.
Orada saz vardı.
Semah vardı.
Deyiş vardı.
Düvaz vardı.
Muhabbet vardı.
Ve en önemlisi, insanı merkeze alan bir düşünce vardı.
Ali Ekber Çiçek bu atmosferin içinde büyüdü.
Bu nedenle daha sonra TRT stüdyolarına taşıdığı deyişler, yalnızca bir repertuvar parçası değildi.
Yaşanmış bir inanç ve kültürün sesiydi.
Bağlama onun elinde başka bir dile dönüştü
Ali Ekber Çiçek’i özel kılan en önemli yanlardan biri bağlama tekniğiydi.
Bağlamayı yalnızca eşlik sazı olarak kullanmadı.
Onun elinde bağlama kendi başına anlatan, nefes alan, sözle yarışan bir sese dönüştü.
Kendine özgü çalma biçimi, tezene kullanımı, ritim duygusu ve eserlerin içindeki ruhu öne çıkaran yorumu onu diğer sanatçılardan ayırdı.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, onun özellikle Alevi deyişleri, semahlar ve düvazlar konusundaki güçlü icrasına, özgün bağlama üslubuna ve kendinden sonra gelen çok sayıda sanatçıyı etkilemesine dikkat çeker. ankaradthmkoro.ktb.gov.tr
TRT ve halk müziğine bıraktığı büyük miras
Ali Ekber Çiçek, 1961 yılında TRT sınavlarını kazanarak Yurttan Sesler Topluluğu’na katıldı ve 35 yılı aşkın süre burada bağlama ve ses sanatçısı olarak görev yaptı. Bu süreçte kendisinden derlenen ve kendisinin derlediği 400’ü aşkın ezgi repertuvara kazandırıldı. ankaradthmkoro.ktb.gov.tr
Bu çok önemlidir.
Çünkü o dönem Anadolu’nun birçok türküsü hâlâ köylerde, cemlerde ve yerel hafızalarda yaşıyordu.
Eğer bu eserler kayıt altına alınmasaydı, bir kısmı zamanla unutulabilirdi.
Ali Ekber Çiçek gibi ustalar yalnızca türkü söylemediler.
Kültürel hafızayı kayıt altına aldılar.
Haydar Haydar: bir eserden fazlası
Ali Ekber Çiçek denildiğinde akla ilk gelen eserlerden biri kuşkusuz **“Haydar Haydar”**dır.
Sözleri Sıdkı Baba’ya ait olan bu deyiş, Ali Ekber Çiçek’in yorumu ve müzikal düzenlemesiyle çok geniş kitlelere ulaştı. Kaynaklar, eserin Alevi-Bektaşi mistik dünyasını güçlü biçimde taşıdığını ve Ali Ekber Çiçek’in yorumuyla halk müziğinin sınırlarını aşarak senfonik düzenlemelere kadar uzandığını belirtir. ankaradthmkoro.ktb.gov.tr
Bu eser yalnızca güzel bir türkü değildir.
İçinde devriye düşüncesi vardır.
İnsan vardır.
Hakk’a yürüyüş vardır.
Kâmil insan arayışı vardır.
Yol vardır.
Ve insanın kendi özünü araması vardır.
Ali Ekber Çiçek’in yorumundaki derinlik de tam burada ortaya çıkar.
Sözü sadece okumaz.
Sözü yaşar.
Alevi-Bektaşi düşüncesinin müzikteki taşıyıcısı
Ali Ekber Çiçek’in repertuvarında:
“Böyle İkrarınan Böyle Yolunan”
“Ey Erenler Akıl Fikir Eyleyin”
“Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim”
“Derdim Çoktur Hangisine Yanayım”
gibi eserler önemli bir yere sahiptir. ankaradthmkoro.ktb.gov.tr
Bu eserlerin ortak noktası yalnızca müzikal güzellik değildir.
İçlerinde bir düşünce vardır.
İkrar vardır.
Muhabbet vardır.
Erenlerin sözü vardır.
İnsan vardır.
Bu nedenle Ali Ekber Çiçek’in sanatı, Alevi toplumunun inançsal ve kültürel belleği açısından büyük önem taşır.
Onun sesi, cem meydanındaki sözün radyo dalgalarıyla bütün ülkeye ulaşmasıdır.
İnsan merkezli bir dünya
Ali Ekber Çiçek’in toplumsal bakışını doğrudan siyasi sloganlarla açıklamak doğru olmaz.
O, politik bir örgütün sözcüsü olarak öne çıkmadı.
Ama sanatındaki tercihlerin kendisi güçlü bir toplumsal duruştu.
Ezilen kültürlerin sesini taşımak…
Alevi deyişlerini görünür kılmak…
Sözlü geleneği korumak…
Cemlerde yaşayan eserleri kayıt altına almak…
Halkın dilini bozmadan geniş kitlelere ulaştırmak…
Bunların her biri başlı başına toplumsal bir tavırdır.
Çünkü bir kültürün sesi susturulduğunda, yalnızca müzik kaybolmaz.
Hafıza da kaybolur.
Geleneği değiştirmeden geliştirdi
Ali Ekber Çiçek’in en önemli özelliklerinden biri de buydu.
Geleneği müzeye kaldırmadı.
Ama popüler olmak uğruna da özünü bozmadı.
Bağlama tekniğinde yenilikler yaptı.
Yeni yorum biçimleri geliştirdi.
Ama eserlerin ruhunu korudu.
Bu nedenle onun sanatı hem gelenekseldir hem yenilikçidir.
Kökü toprağın içindedir.
Ama dalları yeni kuşaklara uzanır.
Bir usta olarak etkisi
Ali Ekber Çiçek, kendisinden sonra gelen birçok bağlama sanatçısını etkiledi.
Onun çalma tekniği, deyişlere yaklaşımı ve eserlerin ruhunu ön plana çıkaran icrası bir okul haline geldi.
TRT’nin hazırladığı biyografik belgeselde de onun, halk müziğinin unutulmaz isimlerinden biri, klasik tavrın güçlü temsilcilerinden ve bağlama virtüözlerinden biri olduğu özellikle vurgulanır. TRT
Bu yüzden Ali Ekber Çiçek’i yalnızca “şarkıcı” olarak tanımlamak yetersizdir.
O aynı zamanda:
Derleyiciydi.
İcracıydı.
Bağlama ustasıydı.
Kültür taşıyıcısıydı.
Toplumdan kopmayan bir sanat anlayışı
Ali Ekber Çiçek’in sanatı halktan kopmadı.
Ne kadar tanınırsa tanınsın, eserlerinde gösteriş değil sadelik vardı.
Bağlamanın sesi öndeydi.
Söz öndeydi.
İnsan öndeydi.
Bu yönüyle onun sanatı bize önemli bir şeyi hatırlatır:
Halk müziği yalnızca eğlence değildir.
Bazen bir inançtır.
Bazen bir hafızadır.
Bazen bir ağıttır.
Bazen bir toplumsal itirazdır.
Bazen de insanın kendi içine yaptığı yolculuktur.
Cahilden uzak, kâmile yakın
TRT, 2003 yılında onun hayatını ve sanatını konu alan “Cahilden Uzak Dur, Kemale Yakın” adlı belgeseli hazırladı. Bu başlık bile Ali Ekber Çiçek’in dünyasını anlatmak için güçlü bir ifadedir. Wikipedia
Çünkü Alevi-Bektaşi düşüncesinde “kâmil insan” olmak yalnızca bilgi sahibi olmak değildir.
Vicdan sahibi olmaktır.
İnsanı incitmemektir.
Kendini bilmektir.
Haddini bilmektir.
Ve insanın insana karşı sorumluluğunu unutmamaktır.
Ali Ekber Çiçek’in taşıdığı deyişlerde bu anlayışın izleri güçlü biçimde vardır.
26 Nisan 2006
Ali Ekber Çiçek, 26 Nisan 2006’da yaşamını yitirdi. Wikipedia
Ama onun sesi susmadı.
Çünkü büyük sanatçının sesi yalnızca kendi yaşamıyla sınırlı değildir.
Bir kere halkın belleğine girdi mi, kuşaktan kuşağa geçer.
Bugün hâlâ genç bağlama sanatçıları onun kayıtlarını dinliyor.
Deyişlerini yeniden yorumluyor.
Tekniğini inceliyor.
Ve Haydar Haydar hâlâ aynı derinlikle söyleniyor.
Neden hâlâ güncel?
Çünkü onun taşıdığı değerler hâlâ yaşıyor.
Muhabbete ihtiyacımız var.
İkrara ihtiyacımız var.
Vicdana ihtiyacımız var.
İnsan sevgisine ihtiyacımız var.
Ve farklı kimliklerin kendi kültürüyle özgürce var olmasına hâlâ ihtiyacımız var.
Ali Ekber Çiçek’in sanatı bize bir şeyi daha hatırlatıyor:
Bir toplum yalnızca yazılı tarihinden oluşmaz.
Türküsünden de oluşur.
Deyişinden de.
Semahından da.
Sazından da.
Ceminden de.
Ve kuşaktan kuşağa aktarılan sözünden de.
Onu anmak ne demektir?
Ali Ekber Çiçek’i anmak yalnızca Haydar Haydar dinlemek değildir.
Onu anmak;
Deyişlerin gerçek kaynaklarını bilmektir.
Alevi-Bektaşi söz geleneğini folklorik bir süs olarak görmemektir.
Cemlerde yaşayan kültürü anlamaya çalışmaktır.
Bağlamanın yalnızca bir çalgı değil, bir hafıza taşıyıcısı olduğunu bilmektir.
Ve en önemlisi:
Sözün özüne sahip çıkmaktır.
Ali Ekber Çiçek sazıyla bunu yaptı.
Erzincan’dan gelen sesi TRT’ye taşıdı.
Cem meydanından gelen deyişleri milyonlara ulaştırdı.
Geleneği bozmadı.
Ama olduğu yerde de bırakmadı.
Kendi ustalığıyla yeniden yorumladı ve geleceğe taşıdı.
Bu nedenle onun sazında yalnızca tel titreşmez.
Bir kültürün hafızası titreşir.
Bir Yolun sözü duyulur.
Bir insanın Hakk’a doğru yaptığı iç yolculuk duyulur.
Yol bir, sürek binbir.
Ali Ekber Çiçek de bu büyük Yolun sazla, sözle ve muhabbetle yürüyen en önemli ustalarından biridir.
Ali Ekber Çiçek’i; bağlamaya kattığı eşsiz yorum, Alevi-Bektaşi deyişlerini kuşaklara taşıyan emeği, insan merkezli kültürel duruşu ve halk müziğine bıraktığı büyük mirasla sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.

-
ÜÇ FİDAN
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı yalnızca 6 Mayıs 1972’de idam edilen üç genç olarak anmak eksik kalır. Onları anlamak; 1960’ların Türkiye’sini, yükselen öğrenci…
-
Hızır Orucu
“Dersim’de Hızır yalnızca çağrılan değil; dara düşenin yanında olduğuna inanılan, lokmada, suda, yolda ve insanın insana uzattığı elde yaşatılan kadim bir umuttur.” Hızır Orucu: Dersim’de…
-
Adile Naşit: Kahkahasının Ardında Bir Halkın Hafızası
Adile Naşit yalnızca bir sinema oyuncusu değildi. Yeşilçam’da dayanışmanın, şefkatin ve mahalle kültürünün yüzü; televizyonda ise bir kuşağın “Masalcı Teyze”si oldu. Adile Naşit: Kahkahasının Ardında…
-
HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL
Hasan Hüseyin’in şiirinde acı yalnızca ağıt değildir. Emekçinin alın teri, yoksulun ekmek kavgası, mahpusun özgürlük özlemi ve halkın daha adil bir dünya arayışı onun dizelerinde…
-
ÇORUM KATLİAMI
ÇORUM KATLİAMI: HAFIZAYI KORUMAK, HAKİKATİ ARAMAK VE BİR DAHA YAŞANMAMASI İÇİN YÜZLEŞMEK Çorum Katliamı yalnızca 1980 yılının siyasi şiddet ortamında yaşanmış bir olay değildir. Alevilerin,…
-
Dersim Tertelesi
Dersimliler açısından 1937–38, yalnızca geçmişte yaşanmış askerî bir harekât değildir. “Tertele”; öldürülen canların, dağıtılan ailelerin, sürgün edilenlerin, susturulan dilin ve kuşaktan kuşağa aktarılan büyük bir…
