Nesat Ertas 1

Neşet Ertaş’ın türkülerinde yalnızca aşk ve ayrılık yoktur. Yoksulluk, gurbet, insan onuru, kadın sevgisi, eşitlik, incitmeme ve Anadolu insanının bütün çıplaklığıyla yaşadığı hayat vardır. Onun sazı, kendisini üstün görmeyen bir insanın gönülden gönüle uzanan sözüdür.

NEŞET ERTAŞ: BOZKIRIN SESİ, ABDAL GELENEĞİNİN GÖNÜL USTASI

Burada küçük bir düzeltme düşeyim: “Reşat Ertaş” değil, Neşet Ertaş. Güvenilir kaynaklarda bu sanatçı Neşet Ertaş olarak geçiyor; “Reşat Ertaş” biçimi zaman zaman adının yanlış söylenmesi olarak da aktarılmıştır. yakegm.ktb.gov.tr

Neşet Ertaş, Anadolu halk müziğinin ve özellikle Abdal müzik geleneğinin 20. yüzyıldaki en güçlü temsilcilerinden biridir.

1938 yılında Kırşehir’in Kırtıllar köyünde dünyaya geldi. Babası, bozlak geleneğinin büyük ustalarından Muharrem Ertaş, annesi Döne Hanım’dı. Çocukluğu Kırşehir, Yozgat, Keskin ve çevresindeki köylerde geçti. Henüz küçük yaşlarda önce keman, ardından bağlama çalmaya başladı; babasıyla düğünlerde ve köy toplantılarında saz çalıp türkü söyledi. yakegm.ktb.gov.tr

Onun hayatıyla sanatı birbirinden ayrılmaz.

Ne yaşadıysa türküsüne kattı.

Ne söylediyse hayatından söyledi.

Abdal geleneğinin içinden gelen bir çocuk

Neşet Ertaş’ın dünyasını anlamak için önce Abdal kültürünü anlamak gerekir.

Abdallar, Anadolu’nun saz ve söz geleneğinin önemli taşıyıcılarındandır.

Düğünlerde çalarlar.

Bozlak söylerler.

Ağıt yakarlar.

Sevinci de acıyı da sazla anlatırlar.

Neşet Ertaş bu kültürün içine doğdu.

Babası Muharrem Ertaş yalnızca babası değil, aynı zamanda ilk ustasıydı.

Ondaki tavrı, bozlağın sesini, bağlamanın dilini ve halkın sözünü çocuk yaşta dinledi.

Ama daha sonra yalnızca babasını taklit etmedi.

Bu geleneği kendi sesiyle yeniden kurdu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı da onun Abdal tarzı çalma ve söyleme geleneğini yeni bir boyuta taşıdığını ve çok sayıda özgün eser ürettiğini vurgular. yakegm.ktb.gov.tr

Bozkır onun okuluydu

Neşet Ertaş konservatuvarlarda yetişmedi.

Onun okulu köy düğünleriydi.

Kırşehir bozkırıydı.

Babasıydı.

Yollardı.

Yoksulluktu.

İnsanların sevinci ve acısıydı.

Bu nedenle sazındaki ses yapay değildir.

Topraktan gelir.

Çocukluğundan gelir.

Düğünlerde sabaha kadar çalmaktan gelir.

İnsanların arasında yaşamaktan gelir.

Ve belki de bu nedenle milyonlarca insan onun türkülerinde kendisini buldu.

Gurbet onun hayatının büyük parçasıydı

1950’lerin sonunda İstanbul’a gitti ve ilk plaklarını doldurdu. İlk plağı, babası Muharrem Ertaş’a ait “Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” oldu. Ardından plaklar, konserler ve radyo çalışmaları geldi. kirsehir.ktb.gov.tr

Fakat şöhret onun hayatını kolaylaştırmadı.

Ekonomik sıkıntılar yaşadı.

Sağlık sorunları oldu.

Bir süre sonra Almanya’ya gitti ve uzun yıllar burada yaşadı.

Gurbet, zaten türkülerinde güçlü olan ayrılık duygusunu daha da derinleştirdi.

Memleketten uzak olmak…

Aileden uzak olmak…

Kendi dilinden ve kültüründen uzakta yaşamak…

Bunların hepsi onun eserlerinde iz bıraktı.

Gurbet Neşet Ertaş için yalnızca coğrafi uzaklık değildir.

İnsanın kendi içindeki uzaklıktır.

“Garip” mahlası

Neşet Ertaş birçok eserinde “Garip” mahlasını kullandı.

Bu kelime onun dünyasını anlamak için önemli bir anahtardır.

Garip olmak yalnız olmak değildir.

Yoksul olmaktır.

Gurbette olmaktır.

Kimsesiz kalmaktır.

Kıymetinin bilinmemesidir.

Ama aynı zamanda gönlünü dünyaya kapatmamak, bütün acılara rağmen insan sevgisini korumaktır.

Neşet Ertaş’ın türkülerinde “Garip”, biraz da Anadolu insanının ortak hâlidir.

Aşk onun için sadece iki insan arasında değildi

Neşet Ertaş denildiğinde ilk akla gelen temalardan biri aşktır.

Sevdi.

Ayrıldı.

Özledi.

Kırıldı.

Ve bütün bunları türkülerine taşıdı.

Ama onun aşk anlayışı yalnızca kadın ile erkek arasındaki sevda değildir.

İnsan sevgisine doğru genişler.

Ana sevgisine…

Baba sevgisine…

Evlat sevgisine…

Memlekete…

Toprağa…

Ve nihayet bütün canlılara uzanır.

Bu nedenle Neşet Ertaş’ın türkülerindeki aşk, giderek bir yaşam felsefesine dönüşür.

Kadına bakışı

Neşet Ertaş’ın toplumsal duruşunda dikkat çeken önemli noktalardan biri kadınlara ilişkin yaklaşımıdır.

Oğlu Hüseyin Ertaş’ın aktardığına göre babası eşitliğe inanıyor, kimsenin kimseden üstün olmadığını söylüyor ve kadınlara büyük değer veriyordu. Gazete İlk Sayfa

Bu tavır türkülerine de yansır.

Kadın yalnızca uzaktan sevilen romantik bir figür değildir.

Acısı olan…

Sevgisi olan…

İradesi olan…

Saygıyı hak eden bir insandır.

Neşet Ertaş’ın insan anlayışının temelinde de zaten bu vardır:

Kimse kimseden üstün değildir.

Bu düşünce, Anadolu’nun kadim insan merkezli anlayışlarıyla da cancana gelir.

İncitmemek

Neşet Ertaş’ın dünya görüşünün en güçlü yanlarından biri insanı incitmemeye verdiği önemdir.

TRT’nin ölümünün onuncu yılı dolayısıyla hazırladığı yayında da onun “incitme canı” anlayışına özellikle yer verilmiştir. TRT

Bu, basit bir nezaket öğüdü değildir.

Bir yaşam anlayışıdır.

İnsan kendisini başkasından üstün görmezse onu kolay kolay horlamaz.

Başkasının acısını fark ederse ona zulmetmez.

Canı kıymetli bilirse incitmemeye çalışır.

Bu düşünce Anadolu’daki Alevi-Bektaşi insan sevgisiyle de güçlü biçimde örtüşür.

İncinsen de incitme anlayışının farklı bir halk diliyle yeniden söylenişi gibidir.

Siyasetin dışında ama toplumun içinde

Neşet Ertaş doğrudan siyasi sloganlarla tanınan bir sanatçı değildi.

Kendisini bir partinin, ideolojinin veya siyasi kampın temsilcisi haline getirmedi.

Kırşehir Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün biyografik değerlendirmesinde de onun mezhep, parti ve etnik kimlik üzerinden kendisini öne çıkarmayan, sazı ve sözüyle var olan bir sanatçı olduğuna dikkat çekilir. kirsehir.ktb.gov.tr

Ama bu, toplumsal bir duruşunun olmadığı anlamına gelmez.

Tam tersine.

Onun toplumsal tavrı daha derindedir.

Yoksulu küçümsememek.

Kadını aşağılamamak.

Kimseyi kendinden aşağı görmemek.

Emekle yaşamak.

Gösterişten uzak durmak.

Kendisini halktan üstün görmemek.

Ve insanı incitmemek.

Bunların her biri toplumsal bir duruştur.

Halkın sanatçısı olmayı seçti

Neşet Ertaş büyük şöhrete ulaştığında bile kendisini halktan koparmadı.

Gösterişli bir sanatçı hayatı yaşamadı.

Medyatik şöhretin peşinden koşmadı.

Ödüller ve makamlar üzerinden kendisine bir üstünlük alanı kurmadı.

Onun için esas ölçü halkın türküyü benimsemesiydi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı onu “Halk Ozanlığı” geleneğinin önemli temsilcilerinden biri olarak kayda geçirdi; ayrıca 2009’da Yaşayan İnsan Hazineleri Türkiye Ulusal Envanteri’ne alındı. yakegm.ktb.gov.tr

2011 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Türk Musikisi Konservatuvarı tarafından fahri doktora ile onurlandırıldı; bağlama tavrı ve eserleri akademik çalışmaların da konusu oldu. kirsehir.ktb.gov.tr

Kıymeti geç anlaşılan bir usta

Neşet Ertaş’ın hikâyesinde acı bir taraf da vardır.

Bugün onun adı büyük bir saygıyla anılıyor.

Ama hayattayken uzun dönemler kıymetinin yeterince bilinmediğini hissetti.

Oğlu Hüseyin Ertaş, babasının Türkiye’den ayrılışında yalnızca sağlık sorunlarının değil, yeterince değer görmemesinin ve geçim sıkıntısının da etkili olduğunu anlatmıştır. Ayrıca eserlerinin kimi zaman başka kişilerce sahiplenildiğini veya kaynak gösterilmeden kullanıldığını aktarmıştır. adnanyilmaz.com.tr

Bu da halk sanatçılarının yaşadığı büyük sorunlardan birini gösteriyor:

Halk onların türkülerini çok sever.

Ama çoğu zaman sanatçının kendisi aynı ölçüde korunmaz.

Almanya yılları

Uzun yıllar Almanya’da yaşadı.

Bu dönem özellikle Avrupa’da yaşayan göçmenler açısından önemlidir.

Çünkü Neşet Ertaş’ın türkülerinde onların da duyguları vardı.

Memleket özlemi…

Gurbet…

Yalnızlık…

Aile…

Sıla…

Kendini iki dünya arasında hissetmek…

Onun türkülerini Almanya’da dinleyen bir işçi yalnızca müzik dinlemiyordu.

Bazen memleketini duyuyordu.

Bazen annesini.

Bazen köyünü.

Bazen geride bıraktığı sevdayı.

Bu nedenle Neşet Ertaş Avrupa’daki Anadolu göçünün kültürel hafızasında da güçlü bir yere sahiptir.

2000 yılında yeniden sahne

Uzun bir aradan sonra 2000 yılında İstanbul’da verdiği konserle yeniden geniş kitlelerin karşısına çıktı. kirsehir.ktb.gov.tr

Yeni kuşaklar onu keşfetti.

Eski türküler yeniden dinlenmeye başladı.

Ama Neşet Ertaş değişmedi.

Yine sade kaldı.

Yine sazını aldı.

Yine kendisini halktan biri olarak gördü.

Belki de onu büyük yapan tam olarak buydu.

Şöhreti büyüdü, ama kendisini büyütmedi.

Türkülerindeki toplum

Neşet Ertaş’ın eserleri dikkatle dinlendiğinde Anadolu’nun bütün bir toplumsal hayatı görülür.

Düğün vardır.

Ölüm vardır.

Sevda vardır.

Yoksulluk vardır.

Göç vardır.

Ana vardır.

Baba vardır.

Gurbet vardır.

Kırgınlık vardır.

İnsanların birbirine yaptığı haksızlık vardır.

Ama bir yandan da büyük bir gönül vardır.

Bu nedenle onun türkülerini yalnızca bireysel aşk hikâyeleri olarak okumak eksik kalır.

Bir halkın yaşam biçimi o türkülerde saklıdır.

Bozlak neden önemlidir?

Bozlak, Orta Anadolu’nun en güçlü müzik biçimlerinden biridir.

Kelimenin kendisinde bile bir kırılma ve haykırış duygusu vardır.

Uzun hava içinde insanın acısı yükselir.

Neşet Ertaş, babası Muharrem Ertaş’tan aldığı bu geleneği kendi yorumuyla bütün Türkiye’ye ve yurt dışına taşıdı. kirsehir.ktb.gov.tr

Onun sesinde bozlak yalnızca müzik tekniği değildir.

Yüreğin sesidir.

Bir insanın söyleyemediğini haykırmasıdır.

25 Eylül 2012

Neşet Ertaş, 25 Eylül 2012’de İzmir’de Hakk’a yürüdü. yakegm.ktb.gov.tr

74 yaşındaydı.

Ardında yüzlerce eser ve kendine özgü bir bağlama tavrı bıraktı.

Ama asıl bıraktığı miras bundan daha büyüktür.

Bir yaşam biçimi bıraktı.

Gösterişsizliği…

İnsan sevgisini…

Gönül dilini…

Sazına sadakatini…

Ve halktan geldiğini unutmayan bir sanatçı duruşunu…

Neşet Ertaş neden hâlâ bizimle?

Çünkü gurbet bitmedi.

Aşk bitmedi.

Yoksulluk bitmedi.

İnsanların birbirini incitmesi bitmedi.

Memleket özlemi bitmedi.

Ve insanoğlunun gönül yarası bitmedi.

Neşet Ertaş tam da bunları söyledi.

Ama hiçbir zaman yukarıdan konuşmadı.

Bir öğretmen gibi parmak sallamadı.

Bir siyasetçi gibi nutuk atmadı.

Kendi acısını söyledi.

İnsanlar o acının içinde kendi hikâyelerini buldular.

Belki de büyük halk sanatçısı olmak budur.

Kendi hikâyeni öyle içten anlatırsın ki bir süre sonra o hikâye artık yalnızca senin değildir.

Herkesin olur.

Onu anmak ne demektir?

Neşet Ertaş’ı anmak yalnızca Gönül Dağı’nı, Zahidem’i, Neredesin Sen’i ya da başka sevilen eserlerini dinlemek değildir.

Onu anmak;

Abdal kültürünü anlamaya çalışmaktır.

Halk sanatçısının emeğine sahip çıkmaktır.

Türkülerin gerçek kaynaklarını belirtmektir.

Kadına saygı göstermektir.

İnsanları kimliğine göre ayırmamaktır.

Ve en önemlisi:

Canı incitmemektir.

Çünkü Neşet Ertaş’ın bütün sazından ve sözünden süzülen büyük düşünce belki de burada toplanır.

İnsan gelip geçer.

Şöhret gelip geçer.

Mal mülk kalmaz.

Ama insanın başka bir gönülde bıraktığı iz kalır.

Neşet Ertaş bu dünyadan bir “Garip” olarak geçti.

Ama milyonlarca insanın gönlünde yer bıraktı.

Babası Muharrem Ertaş’tan aldığı sazı yeni kuşaklara taşıdı.

Kırşehir’in bozkırından çıkan sesi Anadolu’ya, Avrupa’ya ve dünyanın dört bir yanındaki canlara ulaştı.

Bozkırın tezenesi sustu belki; ama sazının teli hâlâ titriyor.

Neşet Ertaş’ı; Abdal geleneğine kattığı eşsiz yorum, insan sevgisi, eşitlik anlayışı, sade yaşamı ve halkın gönlünde bıraktığı derin izle sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.

Nesat Ertas 2

  • 1 Eylül

    Barış yalnızca silahların susması değildir; insanın insana korkmadan, eşit, özgür ve onurlu biçimde yaşayabildiği bir dünyanın adıdır. 1 Eylül Dünya Barış Günü: Barış, İnsanlığın Ortak…

  • İBRAHİM KAYPAKKAYA

    İbrahim Kaypakkaya’yı anlamak, yalnızca kısa yaşamına bakmak değildir. Onu anlamak; 1960’ların ve 1970’lerin Türkiye’sini, gençlik hareketlerini, sınıf çatışmalarını, Kürt meselesini, köylülüğü, devlet şiddetini ve dönemin…

  • 8 Mart

    8 Mart yalnızca kadınların hatırlandığı bir gün değil; eşitlik, özgürlük, emek ve yaşam hakkı için kuşaklar boyunca sürdürülen mücadelenin ortak hafızasıdır. 8 Mart: Kadınların Eşitlik,…

  • |

    ÂŞIK MAHZUNİ ŞERİF

    Âşık Mahzuni Şerif, sazını yalnızca türkü söylemek için değil; yoksulluğu, adaletsizliği, sömürüyü, baskıyı, inanç özgürlüğünü ve halkın gündelik hayatındaki yaraları dile getirmek için kullandı. Alevi-Bektaşi…

  • AZİZ NESİN

    Aziz Nesin’in mizahı yalnızca insanları güldürmek için değildi. O, güldürürken düşündüren; toplumun çelişkilerini, eşitsizliği, adaletsizliği, cehaleti ve iktidarın yarattığı korkuyu görünür kılan bir edebiyat anlayışının…

  • |

    Aşure Günü

    Aşure; yalnızca bir lokma değil, Kerbelâ’nın hüznünü unutmadan paylaşmanın, dayanışmanın ve insanlıkta bir olmanın kadim sofrasıdır. Aşure Günü: Acıdan Dayanışmaya, Lokmadan Muhabbete Aşure Günü, Alevi-Kızılbaş…