Maras Katliami 2

MARAŞ KATLİAMI: UNUTMAMAK, YÜZLEŞMEK VE ADALETİ ARAMAK

Maraş Katliamı yalnızca 1978 yılının karanlık bir olayı değildir. Alevilerin, solcuların ve muhalif kesimlerin hedef haline getirildiği; komşulukların parçalandığı, insanların evlerinden ve kentlerinden sürüldüğü, toplumsal hafızada derin bir yara bırakan büyük bir insanlık suçudur. Bu nedenle Maraş’ı anmak, yalnızca geçmişi hatırlamak değil; benzer nefret politikalarının bir daha hiçbir canın yaşamını tarumar etmemesi için hakikat ve adalet istemektir.

19–26 Aralık 1978: Bir kentin üzerine çöken karanlık

Maraş Katliamı, 19–26 Aralık 1978 tarihleri arasında Kahramanmaraş’ta yaşandı. Şiddetin merkezindeki hedeflerin başında Aleviler ve sol görüşlü yurttaşlar vardı. Resmî rakamlara göre 111 kişi yaşamını yitirdi, 1.000’in üzerinde insan yaralandı; 552 ev ve 289 işyeri tahrip edildi. Akademik çalışmalar da bu rakamları dönemin resmî verileri olarak aktarır. (DergiPark)

Bu rakamların her birinin arkasında bir hayat vardı.

Bir anne.

Bir çocuk.

Bir komşu.

Bir işçi.

Bir öğretmen.

Bir aile.

Bu nedenle Maraş’ı yalnızca “olaylar” olarak adlandırmak, yaşananların ağırlığını eksiltir.

Çünkü ortada kitlesel bir şiddet, hedef gösterme, yağma, öldürme ve korku yoluyla bir topluluğun yaşadığı yerden koparılması vardır.

Nasıl başladı?

Olayların arka planında 1970’lerin sonundaki ağır siyasal kutuplaşma bulunuyordu.

Türkiye ekonomik kriz içindeydi.

Sağ-sol çatışmaları artmıştı.

Siyasi cinayetler yaygınlaşmıştı.

Devlet kurumları içinde ciddi siyasi gerilimler vardı.

Toplumda milliyetçi, mezhepçi ve antikomünist propaganda güçleniyordu. 1978 yılına ilişkin akademik çalışmalar; grevlerin, öğrenci eylemlerinin, faili meçhul cinayetlerin, katliamların ve siyasi suikastların ülke genelinde arttığı bir ortamı tarif eder. (DergiPark)

Maraş’ta da gerilim kısa sürede büyüdü.

İki sol görüşlü öğretmenin öldürülmesi, cenaze törenlerinde yaşanan çatışmalar ve yayılan kışkırtıcı söylentiler şehri şiddetin içine sürükledi. 23 Aralık’tan itibaren saldırılar kitlesel boyuta ulaştı. (sobider.com)

Ancak yalnızca “sağ-sol çatışması” demek de eksiktir.

Çünkü saldırıların yöneldiği mahalleler ve insanların seçilme biçimi, Alevi kimliğinin de açık biçimde hedef haline geldiğini gösterdi.

Alevi olmak neden hedef haline geldi?

Maraş Katliamı’nın toplumsal hafızadaki en ağır yönlerinden biri budur.

İnsanlar yalnızca siyasi görüşleri nedeniyle değil, Alevi oldukları için de hedef gösterildi.

Evlerin ve işyerlerinin işaretlendiğine dair tanıklıklar…

Mahallelerin hedef alınması…

Dini ve mezhepsel söylemlerin kışkırtma aracı olarak kullanılması…

Maraş’ta yaşanan şiddetin mezhepçi boyutunu açık biçimde ortaya koydu.

İnsan Hakları Derneği de Maraş’ı, diğer Alevi katliamlarıyla birlikte ele alarak hakikat ve adalet mücadelesinin hâlâ sürdüğünü vurguluyor. (İnsan Hakları Derneği – İHD)

Bu yüzden Maraş, Alevi toplumsal hafızasında yalnızca bir tarih değildir.

Bir uyarıdır.

Bir kimliğin şeytanlaştırılması…

Bir topluluğun düşman gibi gösterilmesi…

Ve nefret söyleminin örgütlü şiddete dönüşmesi halinde neler olabileceğinin acı bir örneğidir.

Komşuluk nasıl düşmanlığa dönüştü?

Katliamların en korkunç taraflarından biri şudur:

Büyük şiddet çoğu zaman bir anda başlamaz.

Önce dil değişir.

İnsanlar “biz” ve “onlar” diye ayrılır.

Sonra söylentiler yayılır.

Birileri hain ilan edilir.

Birileri inançsız.

Birileri düşman.

Bir süre sonra karşıdaki insan artık komşu değil, yok edilmesi gereken bir tehdit gibi gösterilmeye başlanır.

Maraş’ın bize öğrettiği en büyük derslerden biri budur.

Katliam önce dilde başlar.

Sonra sokakta devam eder.

Bu yüzden nefret söylemine karşı çıkmak yalnızca bir nezaket meselesi değildir.

İnsan hayatını koruma meselesidir.

Devletin sorumluluğu ve tartışmalar

Maraş Katliamı’nın en çok tartışılan başlıklarından biri devletin ve güvenlik güçlerinin rolüdür.

Alevi örgütleri, insan hakları kurumları ve katliamın tanıkları yıllardır güvenlik güçlerinin şiddeti önlemekte yetersiz kaldığını, kimi bölgelerde saldırılara zamanında müdahale edilmediğini ve olayların arkasındaki bütün ilişkilerin ortaya çıkarılmadığını savunmaktadır. İnsan Hakları Derneği, 2024’te yaptığı açıklamada da katliamın gerçekleşme biçimi ve kamu görevlilerinin sorumlulukları konusunda cezasızlık tartışmasını sürdürmüştür. (İnsan Hakları Derneği – İHD)

Öte yandan olayların nedeni, örgütlenme biçimi ve devlet içindeki bağlantıları konusunda Türkiye’de farklı siyasi ve akademik yorumlar bulunmaktadır.

Bu nedenle tarihsel açıdan en sağlıklı yaklaşım, kanıtlanmamış iddiaları kesin hüküm gibi sunmak yerine şu soruları açık tutmaktır:

Kimler örgütledi?

Kimler kışkırttı?

Güvenlik güçleri neden zamanında ve yeterli müdahalede bulunamadı?

Devlet kurumlarında önceden bilgi var mıydı?

Yargı neden bütün bağlantıları açığa çıkaramadı?

Bu soruların cevaplanması, yalnızca geçmiş için değil, gelecekte benzer felaketlerin önlenmesi için de önemlidir.

Sıkıyönetim ve 12 Eylül’e giden yol

Katliamın ardından 26 Aralık 1978’de, Maraş’ın da aralarında bulunduğu 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi. (sobider.com)

Maraş, Türkiye’nin 12 Eylül 1980 askerî darbesine ilerlediği dönemin en önemli kırılmalarından biri oldu.

Toplum giderek korku ve kaos içine sürükleniyordu.

Siyasi cinayetler artıyordu.

Malatya…

Maraş…

Çorum…

Ve başka birçok yerde toplumsal çatışmalar yaşanıyordu.

Daha sonra askerî darbenin meşrulaştırılmasında bu şiddet ortamı da kullanıldı.

Bu nedenle Maraş’ı yalnızca yerel bir katliam olarak değil, Türkiye’nin demokrasi tarihindeki büyük kırılmanın parçalarından biri olarak okumak gerekir.

Göç ve şehrin değişen toplumsal yapısı

Katliam yalnızca öldürülenlerle sınırlı kalmadı.

Hayatta kalan birçok Alevi aile Maraş’tan ayrıldı.

Başka şehirlere…

Avrupa’ya…

Almanya’ya…

Fransa’ya…

İsviçre’ye…

Ve başka ülkelere göç etti.

Bu zorunlu ve travmatik göç, Maraş’ın toplumsal yapısını değiştirdi. Alevi siyasal çevreleri ve insan hakları anlatıları, katliam sonrasındaki bu büyük göçü kentin önemli ölçüde Alevilerden arındırılması sonucunu doğuran bir süreç olarak değerlendiriyor. (demparti.org.tr)

Bunun anlamı şudur:

Katliam bir hafta sürdü.

Ama sonuçları kuşaklar sürdü.

Bir insan evini kaybettiğinde yalnızca dört duvarını kaybetmez.

Mahallesini kaybeder.

Komşusunu.

Çocukluğunu.

Mezarlarını.

Hatıralarını.

Ve bazen ana dilini, kültürünü, yaşadığı toplumsal çevreyi.

Bu nedenle göç de Maraş Katliamı’nın bir parçasıdır.

Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar

Toplumsal şiddetin en acı yüzlerinden biri, hiçbir şekilde çatışmanın tarafı olmayan insanların hedef olmasıdır.

Maraş’ta da çocuklar, kadınlar ve yaşlılar hayatını kaybetti.

Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nın yayımladığı değerlendirmelerde de kurbanlar arasında çocukların, yaşlıların ve hamile kadınların bulunduğu vurgulanır. (umag.org.tr)

Bunun karşısında herhangi bir siyasi gerekçe ileri sürülemez.

Bir çocuğun öldürülmesinin ideolojisi olmaz.

Bir annenin yakılmasının siyaseti olmaz.

Bunun adı insanlık suçudur.

Yargı ve cezasızlık

Maraş Katliamı sonrasında çok sayıda sanık yargılandı.

Mahkûmiyet kararları verildi.

Ancak sonraki yıllarda cezaların önemli bir bölümü indirildi, bazı sanıklar serbest kaldı ve olayın arkasındaki bütün örgütsel ilişkilerin ortaya çıkarıldığına dair toplumsal bir güven oluşmadı.

Bu nedenle Maraş dosyası Alevi toplumunun hafızasında cezasızlık kavramıyla birlikte yaşamaya devam etti.

Cezasızlık yalnızca suçlunun ceza almaması değildir.

Aynı zamanda mağdura şu mesajı verir:

“Senin acının hesabı tam olarak sorulmayacak.”

İşte bu duygu toplumsal yarayı daha da derinleştirir.

Hakikat olmadan helalleşme olmaz

Zaman zaman Türkiye’de geçmişle “helalleşme” veya “barışma” çağrıları yapılır.

Ama gerçek yüzleşme yalnızca güzel sözlerle olmaz.

Önce hakikat gerekir.

Kim yaptı?

Kim örgütledi?

Kim göz yumdu?

Kim korudu?

Kim cezalandırılmadı?

Bunların açıklığa kavuşması gerekir.

Sonra adalet gerekir.

Sonra toplumsal yüzleşme.

Ve ancak ondan sonra gerçek bir helalleşme mümkün olabilir.

Alevi Yolundaki rızalık kavramı da bize bunu öğretir.

Rızalık, haksızlığı görmezden gelmek değildir.

Önce haksızlığın giderilmesini ister.

Çünkü zulmün üzerini örtmek rızalık değildir.

Alevi hafızasında Maraş

Alevilerin toplumsal hafızasında Maraş yalnız değildir.

Dersim…

Maraş…

Çorum…

Sivas…

Gazi…

Her birinin kendine özgü tarihi vardır.

Hiçbirini diğerinin içine eritmemek gerekir.

Ama hepsinin arasında ortak bir soru dolaşır:

Aleviler bu ülkede eşit ve güvenli yurttaşlar olarak yaşayabilecek mi?

Bu soru geçmişe ait değildir.

Bugünün sorusudur.

Cemevlerinin statüsünden eğitim politikalarına…

Nefret söyleminden zorunlu din derslerine…

İnanç özgürlüğünden toplumsal temsil meselesine kadar birçok alanda bu eşitlik arayışı hâlâ devam etmektedir.

Bu nedenle Maraş’ı anmak, bugünün eşit yurttaşlık mücadelesinden ayrı değildir.

Maraş’ı Türk-Sünni toplumuna karşı bir nefret anlatısına dönüştürmemek gerekir

Burada önemli bir noktayı açıkça söylemek gerekir.

Maraş Katliamı’nın mezhepçi karakterini anlatmak, bütün Sünnileri veya bütün Maraş halkını suçlamak anlamına gelmez.

Katliam sırasında saldırılara karşı çıkan, komşularını koruyan, Alevi aileleri saklayan ve hayatını riske atan insanlar da vardı.

Toplumsal hafıza bunu da korumalıdır.

Çünkü bizim derdimiz yeni düşmanlık yaratmak değildir.

Hakikati bilerek bir daha benzer bir felaket yaşanmamasını sağlamaktır.

Bir halkı başka bir halka düşman etmek, Maraş’ı yaratan zihniyetin başka biçimde yeniden üretilmesi olur.

Alevi düşüncesinin insan merkezli bakışı buna izin vermez.

Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak, haksızlık karşısında susmak değildir.

Haksızlığı yapan ile bir kimliğin bütününü birbirinden ayırabilmektir.

Toplumsal mücadele neden devam ediyor?

Aradan neredeyse yarım yüzyıl geçti.

Ama Maraş’ın adı hâlâ anılıyor.

Çünkü bütün sorular bitmedi.

Hakikat talebi bitmedi.

Adalet talebi bitmedi.

Katliamın anılmasına ilişkin tartışmalar bitmedi.

İnsan hakları örgütleri ve Alevi kurumları hâlâ Maraş’ın unutulmaması ve bütün yönleriyle aydınlatılması çağrısında bulunuyor. (İnsan Hakları Derneği – İHD)

Bu mücadelenin özü intikam değildir.

Hafızadır.

Adalettir.

Demokrasidir.

Bir daha olmaması için toplumsal bilinç oluşturmaktır.

Neden unutulmamalı?

Çünkü unutulan katliam tekrar edebilir.

Unutmak yalnızca geçmişi silmek değildir.

Toplumun kendisini savunma refleksini de zayıflatır.

Maraş’ı hatırlamak;

nefret söyleminin ne kadar tehlikeli olduğunu hatırlamaktır.

Mezhepçiliğe karşı çıkmaktır.

İnsanları kimliklerine göre düşmanlaştıran siyasete karşı durmaktır.

Devletin bütün yurttaşları eşit biçimde korumasını istemektir.

Yargının bağımsızlığını savunmaktır.

Ve toplumsal hafızayı diri tutmaktır.

Bir internet sayfası neden gerekli?

Maraş Katliamı üzerine hazırlanacak bir sayfanın amacı yalnızca yılda bir kez anma yapmak olmamalıdır.

Bu sayfa yaşayan bir toplumsal hafıza alanı olmalıdır.

Tanıklıklar yer almalı.

Fotoğraflar ve belgeler korunmalı.

Kurbanların isimleri mümkün olduğunca kayıt altına alınmalı.

Dava süreçleri anlatılmalı.

Göç eden ailelerin hikâyeleri kaydedilmeli.

Akademik çalışmalar, kitaplar ve belgeseller bir araya getirilmeli.

Ve genç kuşaklara şu anlatılmalı:

Bu insanlar yalnızca rakamlardan ibaret değildi.

Bir zamanlar yaşadılar.

Sevdiler.

Çalıştılar.

Çocuk büyüttüler.

Hayal kurdular.

Ve kimlikleri üzerinden örgütlenen nefret onların hayatlarını ellerinden aldı.

Bizim duruşumuz

Maraş Katliamı karşısındaki duruşumuz açıktır.

Katliamı hiçbir gerekçe meşrulaştıramaz.

Alevi olduğu için…

Sünni olduğu için…

Kürt olduğu için…

Türk olduğu için…

Ermeni olduğu için…

Ezidi olduğu için…

Hristiyan olduğu için…

Yahudi olduğu için…

Ya da herhangi bir siyasi düşünceye sahip olduğu için hiç kimse hedef haline getirilemez.

İnsan yaşamı siyasal hesaplaşmanın malzemesi değildir.

Can kutsaldır.

Bu nedenle bizim talebimiz intikam değil:

Hakikat.

Adalet.

Yüzleşme.

Eşit yurttaşlık.

Barış.

Ve bir daha hiçbir canın inancı veya kimliği nedeniyle öldürülmediği bir yaşamdır.

Unutmadık, unutturmayacağız

Maraş’ı hatırlamak geçmişte yaşamak değildir.

Geleceği korumaktır.

Bir çocuğun yeniden nefret içinde büyümemesi için hatırlamaktır.

Bir komşunun diğer komşuya düşman edilmemesi için hatırlamaktır.

Bir insanın evinin kapısına kimliği nedeniyle işaret konulmaması için hatırlamaktır.

Bir daha hiçbir Alevinin inancı nedeniyle korkmaması için hatırlamaktır.

Ve hiçbir Sünninin geçmişte işlenen suçların kolektif sorumluluğunu taşımaya zorlanmaması için de hakikati doğru anlatmaktır.

Çünkü gerçek yüzleşme yeni düşman üretmez.

Yeni bir birlikte yaşam kültürü üretir.

Alevi Yolunda hafıza kin taşımak için değil, hakikati korumak içindir.

Acıyı başka bir acının gerekçesi yapmak için değil, yeni acıları engellemek içindir.

Maraş’ta Hakk’a yürüyen canların bize bıraktığı en büyük sorumluluk da budur.

Katliamın kurbanlarını saygıyla anıyoruz.

Adalet talebinden vazgeçmiyoruz.

Nefrete karşı insanı, mezhepçiliğe karşı eşitliği, unutmaya karşı toplumsal hafızayı savunuyoruz.

MARAŞ’I UNUTMADIK — UNUTTURMAYACAĞIZ.

Çünkü unutmak ikinci kez kaybetmektir.

Hatırlamak ise geleceğe karşı sorumluluğumuzdur.

MARAŞ KATLİAMI

  • CEMAL SÜREYA

    Cemal Süreya’yı yalnızca aşk şiirlerinin şairi olarak okumak eksik kalır. Onun şiirinin gerisinde çocuk yaşta yaşanan sürgün, anne kaybı, yoksunluk, kimlik, toplumsal eşitsizlik ve bütün…

  • |

    12 EYLÜL 1980

    12 Eylül 1980 askerî darbesi yalnızca hükümetin devrilmesi ya da parlamentonun kapatılması değildi. Türkiye’nin siyasal, toplumsal, kültürel ve hukuki yapısını uzun yıllar boyunca etkileyen; yüz…

  • ÜÇ FİDAN

    Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı yalnızca 6 Mayıs 1972’de idam edilen üç genç olarak anmak eksik kalır. Onları anlamak; 1960’ların Türkiye’sini, yükselen öğrenci…

  • |

    2 Temmuz 1993

    “Yani istesek de unutmak mümkün değildir 2 Temmuz 1993’ü. Ne var ki hiçbir ah, giden canlarımızı geri getirmiyor. Ağlama, gülme ama anla!..” 2 Temmuz 1993:…

  • |

    Kemal Sunal: Halkın Gülüşünde Saklı Toplumsal Gerçeklik

    Kemal Sunal yalnızca güldüren bir oyuncu değildi. Onun sinemasında işçi, köylü, kapıcı, memur, çöpçü ve işsiz konuştu; mizahın arkasından Türkiye’nin eşitsizlikleri, adaletsizlikleri ve gündelik hayatın…

  • Sabahattin Ali

    Bir Kalem Susturuldu, Sözleri Kaldı: Sabahattin Ali Bir Kalem Susturuldu, Sözleri Kaldı: Sabahattin Ali Onu susturmak isteyenler bir insanın yaşamına son verdiler; fakat yazdıklarının toplumun…