ÇORUM KATLİAMI: HAFIZAYI KORUMAK, HAKİKATİ ARAMAK VE BİR DAHA YAŞANMAMASI İÇİN YÜZLEŞMEK
Çorum Katliamı yalnızca 1980 yılının siyasi şiddet ortamında yaşanmış bir olay değildir. Alevilerin, solcuların ve muhalif kesimlerin hedef alındığı; mezhepçi ve antikomünist kışkırtmaların toplumsal şiddete dönüştüğü, Türkiye’nin 12 Eylül’e giden yolundaki en ağır kırılmalardan biridir. Onu anmak, geçmişe saplanmak değil; benzer nefret politikalarının yeniden can bulmaması için hakikati ve adaleti savunmaktır.
Mayıs–Temmuz 1980: Çorum’da büyüyen şiddet
Çorum’da 1980 yılının Mayıs sonundan Temmuz başına kadar aralıklarla süren saldırılar, Türkiye yakın tarihinin en ağır toplumsal şiddet olaylarından biri olarak hafızaya kazındı. Kaynaklarda başlangıç ve bitiş tarihleri küçük farklılıklarla verilir; genel çerçeve 27–29 Mayıs ile 4–10 Temmuz 1980 arasındaki iki büyük şiddet dalgasını kapsar. Resmî kayıtlara göre 57 kişi yaşamını yitirdi, yaklaşık 300 kişi yaralandı, yüzlerce ev ve işyeri zarar gördü. (Cumhuriyet)
Çorum’da yaşananlar yalnızca “sağ-sol çatışması” olarak açıklanamaz.
Çünkü hedef alınan mahalleler, saldırıların yönü ve tanıklıklar, Alevi kimliğinin de açık biçimde hedef haline geldiğini gösteriyor. Özellikle Milönü gibi Alevilerin yoğun yaşadığı mahalleler ağır saldırılara maruz kaldı. (Cumhuriyet)
Şiddetin arka planı
1970’lerin sonu Türkiye için ağır bir siyasal ve toplumsal kriz dönemiydi.
Ekonomik sorunlar büyüyordu.
Siyasi cinayetler artıyordu.
Üniversitelerde ve sokaklarda çatışmalar yaşanıyordu.
İşçi hareketleri yükseliyordu.
Devlet kurumları içindeki siyasi kutuplaşma derinleşiyordu.
Maraş Katliamı’nın üzerinden henüz iki yıl bile geçmemişti.
Bu atmosferde mezhepçi ve antikomünist söylemler geniş kitleler üzerinde etkili hale gelmişti. Akademik çalışmalar, 1980’in ilk yarısında Çorum’daki gerilimin, MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak’ın öldürülmesinin ardından Alevilere yönelik saldırılarla tırmandığını, Temmuz başında ise yeni bir söylenti dalgasıyla yeniden büyüdüğünü aktarır. (DergiPark)
Camiyi bombaladılar söylentisi
Çorum Katliamı’nın en kritik aşamalarından biri 4 Temmuz 1980’de yaşandı.
“Komünistler Alaattin Camisi’ni bombaladı” biçiminde bir söylenti yayıldı.
Bu iddia kısa sürede büyük bir kışkırtma aracına dönüştü.
Akademik bir çalışmada, aynı gün camilerde bu söylentinin yayıldığı ve TRT’nin de akşam haberlerinde camiye patlayıcı madde konulduğuna dair haberi tekrarladığı, daha sonra haberin düzeltildiği aktarılır. (DergiPark)
Burada Çorum’un bize bıraktığı çok önemli bir ders vardır:
Toplumsal katliamlar çoğu zaman önce bir söylentiyle, ardından o söylentinin tekrar tekrar gerçekmiş gibi dolaşıma sokulmasıyla büyür.
Bir yalan, yeterince çok tekrarlandığında insanları harekete geçirebilir.
Bu nedenle medyanın sorumluluğu hayati önemdedir.
Alevi mahalleleri neden hedef oldu?
Çorum’daki saldırıların mezhepçi karakteri bugün çok sayıda kaynakta açık biçimde kabul edilmektedir.
Aleviler yalnızca siyasi görüşleri nedeniyle değil, kimlikleri nedeniyle de hedef gösterildi.
Mahalleler kuşatıldı.
Evler ve işyerleri saldırıya uğradı.
İnsanlar sokakta, araçlarda ve tarlalarda öldürüldü.
Tanıklıklarda yaşlıların, kadınların ve savunmasız insanların da şiddete maruz kaldığı anlatılıyor. (Cumhuriyet)
Bu yüzden Çorum’u yalnızca iki siyasi grubun çatışması olarak anlatmak, gerçeğin önemli bir bölümünü görünmez kılar.
Toplumsal direniş ve mahalle savunması
Çorum’un Maraş’tan farklılaşan yönlerinden biri, Alevi ve sol mahallelerde yaşayan insanların saldırılara karşı daha örgütlü bir savunma geliştirmiş olmasıdır.
Bu savunma, saldırıların bütün kente yayılmasını engelleyen önemli faktörlerden biri olarak anlatılır.
Tanıklar, Milönü gibi mahallelerde insanların kendi yaşam alanlarını korumak için barikatlar kurduğunu ve saldırılara karşı direndiğini aktarmaktadır. (Cumhuriyet)
Bu noktayı romantikleştirmemek gerekir.
Çünkü ortada çok ağır bir toplumsal şiddet vardı.
Ama aynı zamanda insanlar kendilerini sahipsiz hissettiklerinde, kendi mahallelerini ve ailelerini koruma refleksi geliştirdiler.
Çorum’un hafızasında “direniş” kavramının güçlü olmasının nedeni de budur.
Devletin rolü ve müdahale tartışmaları
Çorum Katliamı’nda en çok tartışılan başlıklardan biri de devletin ve güvenlik güçlerinin tutumudur.
Tanıklıklarda ve dönemin haberlerinde güvenlik güçlerinin bazı anlarda yetersiz kaldığı, askerî birliklerin geç veya etkisiz müdahale ettiği yönünde ciddi iddialar vardır. Dönemin Çorum Valisi Rafet Üçelli’nin, takviye birliklerin yetersizliği ve askerî müdahalenin gecikmesiyle ilgili ifadeleri daha sonra basına yansımıştır. (Cumhuriyet)
Bu nedenle Çorum yalnızca saldırganların kim olduğu sorusunu değil, şu soruları da gündeme getirir:
Devlet neden zamanında müdahale edemedi?
Güvenlik güçleri tarafsız davrandı mı?
Kışkırtıcı söylentilerin yayılmasını neden engelleyemedi?
Olayların örgütleyicileri tam olarak ortaya çıkarıldı mı?
Bütün bunlar hâlâ toplumsal hafızada kapanmamış sorulardır.
12 Eylül’e giden yol
Çorum Katliamı, Türkiye’nin 12 Eylül 1980 askerî darbesine giden sürecin önemli kırılmalarından biri olarak görülür.
1980 yılına gelindiğinde ülkedeki siyasal şiddet çok yüksek bir düzeye ulaşmıştı.
Maraş…
Çorum…
Siyasi suikastlar…
İşçi liderlerine yönelik saldırılar…
Üniversite çatışmaları…
Ve sokak cinayetleri…
Bütün bunlar topluma “ülke yönetilemez hale geldi” duygusunu yerleştirdi.
Akademik çalışmalar da Çorum olaylarını 12 Eylül’e giden süreçteki büyük toplumsal şiddet dalgalarının bir parçası olarak ele alır. (DergiPark)
Bu yüzden Çorum’u yalnızca yerel bir olay olarak değil, Türkiye’nin demokrasi tarihindeki büyük kırılmanın parçalarından biri olarak değerlendirmek gerekir.
57 can ve kapanmayan yara
Resmî rakamlara göre 57 kişi yaşamını yitirdi. Ancak tanıkların bir kısmı gerçek sayının daha yüksek olabileceğini savunuyor. Bu konuda kesinleşmiş tek bir ortak veri bulunmuyor. Bu nedenle tarihsel olarak en doğru yaklaşım, resmî rakamı açık biçimde belirtmek, tanıkların daha yüksek kayıp iddialarını ise ayrı bir değerlendirme olarak aktarmaktır. (Cumhuriyet)
Burada rakamların arkasındaki insanı unutmamak gerekir.
57…
Bu sadece sayı değildir.
57 hayat.
57 aile.
57 yarım bırakılmış hikâye.
Ve yüzlerce yaralı, göç eden, evini terk eden, yıllarca korkuyla yaşayan insan.
Korkunun kuşaklar boyunca sürmesi
Çorum’da yaşananların etkisi saldırıların sona ermesiyle bitmedi.
Yıllar sonra yapılan röportajlarda bile Alevi yurttaşların benzer bir katliamın yeniden yaşanabileceğine dair korku taşıdığı anlatılıyor. Hatta kentte Alevi ve Sünni mahalleler arasındaki toplumsal ayrışmayı tarif etmek için “Yeşil Hat” benzetmesinin uzun yıllar kullanıldığı görülüyor. (Cumhuriyet)
Bu bize toplumsal şiddetin ne kadar kalıcı olduğunu gösterir.
Bir insanı öldürmek yalnızca o insanın hayatını sona erdirmez.
Bir mahallenin hafızasını değiştirir.
Çocukların dünyaya bakışını değiştirir.
Komşuluk ilişkilerini bozar.
Ve bazen on yıllarca süren korku üretir.
Çorum ve Alevi toplumsal hafızası
Alevi toplumsal hafızasında Çorum yalnız değildir.
Maraş…
Dersim…
Çorum…
Sivas…
Gazi…
Her birinin kendi tarihi ve özgül koşulları vardır.
Ama bu olayların ortaklaştığı temel sorulardan biri şudur:
Aleviler bu ülkede kimliklerini gizlemek zorunda kalmadan, eşit ve güvenli yurttaşlar olarak yaşayabilecek mi?
Çorum bu sorunun en ağır biçimde sorulduğu tarihsel örneklerden biridir.
Bu nedenle Çorum’un anılması yalnızca geçmişin yasını tutmak değildir.
Bugünün eşit yurttaşlık mücadelesiyle de ilgilidir.

Sünnileri topluca suçlamak doğru değildir
Burada özellikle vurgulanması gereken bir nokta vardır.
Çorum Katliamı’nın mezhepçi karakterini anlatmak, bütün Sünnileri suçlamak anlamına gelmez.
Böyle bir genelleme hem tarihsel olarak yanlış hem de toplumsal olarak zararlıdır.
Katliamın sorumluluğu, saldırıları örgütleyen, kışkırtan, uygulayan ve görevini yapmayan kişi ve yapılara aittir.
Bir inanç topluluğunun tümünü suçlamak yeni bir düşmanlık üretir.
Alevi Yolunun insan merkezli bakışı da buna izin vermez.
Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak, haksızlığı yapan ile kimliğin tamamını birbirinden ayırabilmektir.
Yargı, adalet ve cezasızlık
Çorum sonrasında davalar açıldı ve birçok kişi yargılandı.
Ancak yıllar geçtikçe Alevi kurumları ve insan hakları çevreleri, olayların bütün yönleriyle aydınlatılmadığını ve esas sorumluların ortaya çıkarılmadığını savunmaya devam etti.
Bu nedenle Çorum Katliamı hakkında yıllar sonra dahi Meclis araştırması talepleri gündeme geldi. 2021’de sunulan bir araştırma önergesinde de olayların sebepleri, sonuçları ve failleri bakımından hâlâ yeterince aydınlatılmadığı ifade edildi. (Cumhuriyet)
Adalet yalnızca birkaç kişinin ceza alması değildir.
Olayın bütün örgütlenme biçiminin ortaya çıkarılması gerekir.
Kim kışkırttı?
Kim yönlendirdi?
Kim yardım etti?
Kim göz yumdu?
Kim korudu?
Bu sorular cevapsız kalırsa toplumsal yara kapanmaz.
Hakikat ve yüzleşme mücadelesi
Bugün Çorum Katliamı’nın yıldönümlerinde Alevi kurumları, sivil toplum örgütleri ve yurttaşlar anma yürüyüşleri düzenliyor.
Bu etkinliklerde tekrar tekrar aynı talep dile getiriliyor:
Hakikat ortaya çıksın.
Sorumlular ortaya çıkarılsın.
Katliamlarla yüzleşilsin.
2016’daki anma yürüyüşüne çok sayıda Alevi kurumu ve demokratik kitle örgütü katılmış, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarının sorumlularının açıklığa çıkarılması çağrısında bulunmuştu. (Cumhuriyet)
2013’teki anmalarda ise “Katliamlarla yüzleşilmeden yenileri engellenemez” vurgusu öne çıktı. (Cumhuriyet)
Bu cümle Çorum’un bugünkü toplumsal anlamını çok iyi anlatıyor.
Unutmak neden tehlikelidir?
Çünkü unutulan katliam tekrar edebilir.
Toplumsal hafıza, geçmişe takılı kalmak için değil, geleceği korumak için gereklidir.
Çorum’u hatırlamak:
Nefret söylemine karşı çıkmaktır.
Yalan haberin ve kışkırtmanın nelere yol açabileceğini bilmektir.
Bir kimliği “düşman” ilan eden siyasetin tehlikesini görmektir.
Medyanın sorumluluğunu hatırlatmaktır.
Devletin bütün yurttaşları eşit biçimde korumasını talep etmektir.
Ve toplumun kendi içinde yeni düşmanlıklar üretmesine izin vermemektir.
Bu web sayfası neden olmalı?
Çorum Katliamı için hazırlanacak sayfa yalnızca kısa bir anma metni olmamalı.
Bir toplumsal hafıza sayfası olmalı.
Olayların kronolojisi bulunmalı.
Hayatını kaybedenlerin isimleri mümkün olduğunca belgelenmeli.
Tanıklıklar aktarılmalı.
Dava süreçleri anlatılmalı.
Dönemin gazete kupürleri, mahkeme belgeleri ve araştırmalar bir araya getirilmeli.
Maraş, Sivas ve Gazi gibi diğer katliamlarla bağlantılar kurulmalı ama her olayın kendi özgün tarihi korunmalı.
Ve genç kuşaklara şu anlatılmalı:
Bu insanlar yalnızca istatistik değildi.
Yaşadılar.
Çalıştılar.
Sevdiler.
Çocuk büyüttüler.
Ve nefret siyaseti onların yaşamlarını ellerinden aldı.
Bizim duruşumuz
Çorum Katliamı karşısındaki duruşumuz nettir.
Hiçbir insan;
Alevi olduğu için,
Sünni olduğu için,
Kürt olduğu için,
Türk olduğu için,
solcu olduğu için,
sağcı olduğu için,
ya da herhangi bir kimliğe sahip olduğu için
hedef haline getirilemez.
Canın kimliği üzerinden cinayet meşrulaştırılamaz.
Bizim talebimiz intikam değildir.
Hakikat.
Adalet.
Yüzleşme.
Eşit yurttaşlık.
Barış.
Ve bir daha hiçbir insanın kimliği üzerinden hedef gösterilmediği bir toplumdur.
Çorum’u unutmadık, unutturmayacağız
Çorum’u hatırlamak kin taşımak değildir.
Hakikati taşımaktır.
Çorum’u hatırlamak yeni düşmanlık üretmek değildir.
Yeni katliamları engellemek için toplumsal bilinç oluşturmaktır.
Çorum’u hatırlamak geçmişte kalmak değildir.
Geleceğe sahip çıkmaktır.
Bir daha hiçbir çocuğun mezhepçi nefretle büyümemesi için…
Bir daha hiçbir mahallenin kimliği nedeniyle kuşatılmaması için…
Bir daha hiçbir komşunun komşusuna düşman edilmemesi için…
Bir daha hiçbir canın inancı veya düşüncesi nedeniyle öldürülmemesi için…
Çorum Katliamı’nda Hakk’a yürüyen canları saygıyla anıyoruz.
Hakikat talebimizden vazgeçmiyoruz.
Adalet mücadelemizden vazgeçmiyoruz.
Ve toplumsal hafızayı diri tutuyoruz.
ÇORUM’U UNUTMADIK — UNUTTURMAYACAĞIZ.
Çünkü unutmak, yaşananları ikinci kez görünmez kılmaktır.
Hatırlamak ise geleceğe karşı sorumluluğumuzdur.

-
MUSA ANTER
MUSA ANTER: DİLİN, HAFIZANIN VE KÜRT KİMLİĞİNİN ISRARLI SESİ Musa Anter’i yalnızca öldürülen bir gazeteci olarak anmak eksik kalır. O, Kürt dili, kültürü ve kimliği…
-
ÂŞIK DAVUT SULARİ
Davut Sulari’yi yalnızca saz çalan bir halk ozanı olarak değerlendirmek eksik kalır. O; Kureyşan Ocağı’nın irfanıyla yetişmiş, dedelik ile âşıklığı aynı bedende buluşturmuş, Anadolu’yu dolaşarak…
-
ÂŞIK DAİMİ
Âşık Daimi’nin dünyasında insan merkezdeydi. Onun deyişlerinde Alevi-Bektaşi Yolunun özü, Hakk’a yöneliş, vicdan, sevgi, hoşgörü, birlik ve insanın kendini bilmesi cancana durur. ÂŞIK DAİMİ: SÖZÜN,…
-
Adile Naşit: Kahkahasının Ardında Bir Halkın Hafızası
Adile Naşit yalnızca bir sinema oyuncusu değildi. Yeşilçam’da dayanışmanın, şefkatin ve mahalle kültürünün yüzü; televizyonda ise bir kuşağın “Masalcı Teyze”si oldu. Adile Naşit: Kahkahasının Ardında…
-
DÜZGÜN BABA
DÜZGÜN BABA: DERSİM’İN DAĞINDA YAŞAYAN İNANÇ, HAFIZA VE YOL Düzgün Baba’yı yalnızca bir dağın adı ya da ziyaret edilen kutsal bir mekân olarak görmek eksik…
-
10 Ekim Ankara Garı
Onlar savaşa karşı barışı, ölüme karşı yaşamı, ayrışmaya karşı kardeşliği haykırmak için yola çıkmışlardı. 10 Ekim, yalnızca acının değil; unutulmaması gereken toplumsal hafızanın da tarihidir….
