Elif Ana’yı yalnızca bir ziyaretgâhın adı ya da halk arasında kerametleri anlatılan bir inanç kişiliği olarak görmek eksik kalır. Onun asıl toplumsal gücü; yoksulun, darda kalanın ve incinmiş canın yanında durması, ayrım gözetmeden kapısını herkese açması ve kadın kimliğiyle toplumsal-manevi bir otorite kurabilmesidir.
ELİF ANA: İYİLİĞİ, PAYLAŞMAYI VE İNSAN ONURUNU YOL EDİNEN BİR KADIN EREN
Asıl adı Elif Sugan olan Elif Ana, Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı bugünkü adıyla Akdemir köyünde yaşamış, özellikle Alevi toplumu içinde büyük saygı görmüş bir kadın eren, Ana ve kanaat önderidir. Kaynaklarda doğum yılı konusunda farklı bilgiler bulunmakla birlikte 1903 ve 1908 tarihleri öne çıkar; 1991 yılında Hakk’a yürümüştür. (Alevi Gazetesi)
Elif Ana’nın hayatı saraylarda, makam odalarında ya da resmî kurumlarda geçmedi.
Köy hayatının içindeydi.
Toprakla uğraştı.
Yoksulluğu bildi.
Çocuk büyüttü.
Evin yükünü taşıdı.
Ama zamanla kendi çevresinin sınırlarını aşan bir toplumsal saygınlık kazandı. İnsanlar yalnızca dua etmek için değil, dertlerini anlatmak, kavga ve küslüklerini çözmek, bir yol ve söz bulmak için de ona başvurmaya başladı. (Alevi Gazetesi)
“Ana” olmak yalnızca bir hitap değildi
Alevi geleneğinde Ana, yalnızca yaşça büyük bir kadına verilen saygı sözü değildir.
Bazı kadınlar bilgi, hizmet, toplumsal sorumluluk ve inançsal rehberlikleriyle bu adı kazanırlar.
Elif Ana da bu geleneğin yakın dönemlerdeki en güçlü örneklerinden biridir.
Alevi kaynaklarında kadınların erkân yürütebildiği, gülbank okuyabildiği, semah dönebildiği, saz çalıp deyiş söyleyebildiği ve tarih boyunca kadın pirlerin var olduğu özellikle vurgulanır. Elif Ana da kendi adıyla anılan ocağı ve toplumsal etkisiyle bu kadın rehberlik geleneğinin önemli isimlerinden biri olarak değerlendirilir. (Alevi Gazetesi)
Bu yönü çok önemlidir.
Çünkü erkek egemen bir toplumsal düzen içinde bir kadının hem kadınların hem erkeklerin sözünü dinlediği bir manevi ve toplumsal otoriteye dönüşmesi başlı başına güçlü bir duruştur.
Kapısı herkese açıktı
Elif Ana’nın yaşamıyla ilgili anlatılarda sürekli tekrarlanan bir özellik vardır:
Kimseyi geri çevirmemek.
Aç gelen doyurulur.
Yolda kalan misafir edilir.
Darda kalan dinlenir.
Hasta olanın başında durulur.
Köydeki küçük evine gelenlerin çokluğu nedeniyle komşulardan yatak, yorgan ve döşek toplandığı; misafirlerin köylülerle birlikte ağırlandığı aktarılır. (Alevi Gazetesi)
Bu, basit bir misafirperverlik değildir.
Alevi Yolundaki lokma, rızalık ve paylaşma anlayışının gündelik hayatta karşılık bulmasıdır.
Elif Ana, sahip olduğu az şeyi de paylaşarak saygınlık kazandı.
Yani gücü servetinden değil, gönül zenginliğinden geldi.
Yoksulun ve mazlumun yanında
Elif Ana hakkında yazılan biyografik metinlerde onun haksızlık karşısında mazlumdan yana durduğu, toplumsal meselelerde arabuluculuk yaptığı ve insanlar arasında ayrım yapmamaya özen gösterdiği özellikle vurgulanır. (Alevi Gazetesi)
Bu yönüyle onun toplumsal duruşunu büyük politik nutuklarda aramamak gerekir.
Onun mücadelesi gündelik hayatın içindeydi.
Bir insan açsa ona lokma vermek…
Bir kadın sıkıntıdaysa onu dinlemek…
İki aile küsmüşse barıştırmaya çalışmak…
Bir yoksulu zengin karşısında aşağı görmemek…
Bir canın kim olduğuna bakmadan yardımına koşmak…
Bunların hepsi toplumsal bir tavırdır.
Çünkü adalet bazen mahkeme salonunda başlar.
Bazen de bir köy evinin kapısında.
İnsanı kimliğine göre ayırmamak
Pazarcık Kaymakamlığı’nın anma programında Elif Ana’nın hayatı, “ayrım gözetmeksizin herkese iyilik yapmaya çalışan ve lokmasını fukarayla paylaşan” bir yaşam olarak anlatılmıştır. (Pazarcık Kaymakamlığı)
Bu ifade onun toplumsal yerini çok iyi özetler.
Elif Ana’nın dünyasında insanın değeri;
zenginliğiyle,
soyuyla,
cinsiyetiyle,
makamıyla
ölçülmez.
Kapıya gelen candır.
Bu bakış Alevi düşüncesinin insan merkezli yönüyle güçlü biçimde örtüşür.
Yetmiş iki millete bir nazarla bakmak düşüncesi ancak gündelik hayatta karşılık bulduğunda anlamlıdır.
Elif Ana’nın halk hafızasındaki yeri de büyük ölçüde bundan doğar.
Kadınların görünmeyen emeği
Elif Ana’nın yaşamı aynı zamanda Anadolu’daki kadın emeğinin görünmeyen tarihini de anlatır.
Kadın tarlada çalışır.
Evde çalışır.
Çocuğu büyütür.
Misafiri ağırlar.
Hastaya bakar.
Toplumsal ilişkilerin sürekliliğini sağlar.
Ama çoğu zaman adı tarihe yazılmaz.
Elif Ana burada farklı bir yerde durur.
Bu görünmeyen kadın emeği onun şahsında toplumsal önderliğe dönüşmüştür.
Onun adı unutulmamıştır.
Kendi adıyla anılan bir ziyaret ve ocak etrafında hafıza oluşmuştur.
Bu nedenle Elif Ana yalnızca inançsal bir kişilik değil, kadının toplumsal özne oluşunun da güçlü örneklerinden biridir.
Alevilikte kadın meselesi açısından önemi
Alevilikte kadın ile erkeğin eşitliği sıkça dile getirilir.
Ancak ideal ile günlük toplumsal hayat her zaman aynı değildir.
Alevi toplumu da yaşadığı coğrafyanın erkek egemen yapısından etkilenmiştir.
Kadınların hizmetleri görünmezleşmiş, kimi dönemlerde inançsal önderlikleri ikinci plana itilmiştir.
Elif Ana’nın tarihsel önemi tam da burada büyür.
Çünkü o, kadınların yalnızca ocağın hizmetini gören değil, sözü dinlenen, yol gösteren ve toplumun başvurduğu bir özne olabileceğini göstermiştir.
Alevi kadın geleneğine ilişkin çalışmalarda Elif Ana’nın, Seyyide Ana Emiş gibi başka kadın pir ve analarla birlikte anılması bu nedenle anlamlıdır. (Alevi Gazetesi)
Keramet anlatıları ve tarihsel gerçeklik
Elif Ana hakkında halk arasında çok sayıda keramet hikâyesi anlatılır.
İnsanların hastalıklarına iyi geldiği…
Uzaktaki bir sıkıntıyı sezdiği…
Darda kalanların yardımına yetiştiği…
Henüz çocuk yaşta manevi özelliklerinin fark edildiği…
gibi anlatılar sözlü hafızada önemli yer tutar. (Alevi Gazetesi)
Bu anlatıları değerlendirirken iki alanı birbirinden ayırmak gerekir.
Bunlar inanç ve halk hafızasının parçasıdır.
Tarihsel olarak doğrulanmış tıbbi ya da bilimsel olaylar gibi sunulmamalıdır.
Ama bu hikâyelerin neden kuşaktan kuşağa aktarıldığını anlamak önemlidir.
Çünkü toplum bazen sevdiği ve güvendiği insanı yalnızca yaptıklarıyla değil, onun etrafında oluşan anlatılarla da yaşatır.
Keramet anlatılarının ardında çoğu zaman bir gerçek toplumsal deneyim vardır:
Elif Ana’ya güveniliyordu.

Sazın sesi eksilmesin
Elif Ana’nın inançsal dünyasında saz ve deyiş de önemliydi.
Oğlu Mamo’nun küçük yaşta zakir olduğu, Elif Ana’nın evinde ve daha sonra türbede sazın ve deyişlerin eksik olmadığı aktarılır. Elif Ana’ya atfedilen “Sazın sesi eksilmesin” anlamındaki söz de Alevi inancının müzik ve söz üzerinden yaşatılmasına verdiği önemi gösterir. (Alevi Gazetesi)
Bu nokta yalnızca müzik meselesi değildir.
Saz;
hafızadır.
Deyiştir.
İnançtır.
Cemdir.
Sözlü tarihtir.
Bir toplumun hafızasını yaşatmanın en güçlü yollarından biridir.
Maraş’ın ağır hafızası içinde Elif Ana
Elif Ana’nın yaşadığı coğrafya yalnızca inançsal ve kültürel bir alan değildir.
Maraş ve Pazarcık, Alevi toplumunun yakın tarihindeki ağır travmaların da yaşandığı bir bölgedir.
1978 Maraş Katliamı ve ardından 12 Eylül döneminin baskıları Alevi toplumunun sosyal yapısını ciddi biçimde etkiledi. Ocakların boşalması, göç ve korku ortamı geleneksel inanç yaşamını da zayıflattı.
Elif Ana’nın ocağında sazın ve inançsal hizmetin devam etmesi, bazı Alevi yazarlar tarafından tam da bu baskı dönemlerinde kültürel sürekliliğin korunması bakımından önemli görülür. (Alevi Gazetesi)
Bu nedenle onun direnişi silahlı ya da sloganlı bir direniş değildir.
Kültürü yaşatmak da bir direnme biçimidir.
Doğaya ve canlıya karşı şefkat
Elif Ana hakkında aktarılan yaşam anlatılarında yalnızca insanlara değil, hayvanlara ve doğaya karşı da şefkatli olduğundan söz edilir. (Alevi Gazetesi)
Bu da Alevi doğa anlayışı açısından önemlidir.
İnsan doğanın efendisi değildir.
Canlılar arasında bir hiyerarşi kurmak yerine yaşamın bütünlüğünü görmek gerekir.
Bu nedenle “can” kavramı yalnızca insana indirgenmez.
Elif Ana’nın halk hafızasındaki şefkatli kişiliği, bu yaşam anlayışıyla da uyumludur.
Bir ocak nasıl oluşur?
Elif Ana’nın hayatındaki en ilginç noktalardan biri, zamanla kendi adıyla anılan bir ocak ve ziyaret kültürünün oluşmasıdır.
Bu devlet kararıyla olmadı.
Bir kurum kararıyla da olmadı.
İnsanlar geldi.
Dertlerini anlattılar.
Lokma paylaştılar.
Sözünü dinlediler.
Ve tekrar geldiler.
Bir süre sonra bir kişinin evi toplumsal bir buluşma alanına dönüştü.
Onun Hakk’a yürümesinden sonra da bu bağ kesilmedi.
Bugün Akdemir’deki türbesi ziyaret ediliyor; anma etkinliklerinde semah dönülüyor, türküler söyleniyor ve lokmalar paylaşılıyor. Kahramanmaraş Valiliği 2024’te gerçekleştirilen 33. yıl anmasının da bu biçimde yapıldığını kaydetmiştir. (kahramanmaras.gov.tr)
Bu, Elif Ana’nın halk içindeki karşılığının ölümünden sonra da sürdüğünü gösterir.
Toplumsal bakışının özü neydi?
Elif Ana arkasında kapsamlı siyasi metinler bırakmadı.
Manifestolar yazmadı.
Bir parti veya ideolojik hareketin teorisyeni değildi.
Bu nedenle onun dünya görüşünü yaşamından okumak gerekir.
Ve o yaşam bize birkaç temel şey söylüyor:
İnsanları ayırma.
Darda kalanı yalnız bırakma.
Lokmanı paylaş.
Mazlumdan yana ol.
Kibirlenme.
Kadının sözünü küçümseme.
Canı incitme.
Ve bir toplumu ayakta tutan muhabbeti kaybetme.
Bunlar küçük ilkeler değildir.
Bunlar bir toplumun nasıl yaşayacağını belirleyen temel ahlaki değerlerdir.
Elif Ana’nın mücadelesi neydi?
Onun mücadelesini meydanlarda ararsak göremeyebiliriz.
Ama hayatının içine baktığımızda çok güçlü bir mücadele vardır.
Yoksulluk içinde paylaşmayı sürdürmek bir mücadeledir.
Kadın olarak söz sahibi olmak bir mücadeledir.
Erkeklerin hâkim olduğu bir toplumda Ana olarak kabul görmek bir mücadeledir.
İnançsal kültürü baskı dönemlerinde yaşatmak bir mücadeledir.
İnsanların kimliklerine bakmadan kapıyı açık tutmak bir mücadeledir.
Kırgınları barıştırmak bir mücadeledir.
İnsanın içindeki öfkeye karşı merhameti korumak da mücadeledir.
Belki de Elif Ana’nın en güçlü tarafı burada yatmaktadır.
Mücadeleyi insanı incitmeden yapabilmek.
Bugün Elif Ana bize ne söylüyor?
Bugün toplum giderek daha fazla kutuplaşıyor.
İnsanlar birbirlerini siyasi görüşleri, inançları ve kimlikleri üzerinden ayırıyor.
Yoksulluk büyüyor.
Kadına yönelik şiddet sürüyor.
Yaşlılık, hastalık ve yalnızlık giderek bireysel sorunmuş gibi görülüyor.
Elif Ana’nın yaşamı ise başka bir toplum anlayışını hatırlatıyor.
Canın derdi yalnızca onun derdi değildir.
Komşunun açlığı seni de ilgilendirir.
Bir kadının ezilmesi toplumun sorunudur.
Bir yoksulun aşağılanması hepimizin eksikliğidir.
İnsan ancak başka insanla var olabilir.
Can cana değmeden cem olunmaz.
Elif Ana’yı anmak ne demektir?
Elif Ana’yı anmak yalnızca türbesini ziyaret etmek değildir.
Onu anmak;
Lokmayı paylaşmaktır.
Kadının sözünü görünür kılmaktır.
Yoksula el uzatmaktır.
Kimseyi inancı, dili veya kimliği nedeniyle ötekileştirmemektir.
Alevi kadınlarının inançsal ve toplumsal tarih içindeki yerini yeniden hatırlamaktır.
Ve bir Ana’nın toplumda neden bu kadar büyük karşılık bulduğunu anlamaya çalışmaktır.
Çünkü Elif Ana’nın halk arasında büyümesinin nedeni gösterişli bir yaşam sürmesi değildi.
Tam tersine.
Sade yaşadı.
Paylaştı.
Dinledi.
Hizmet etti.
Ve insanların gönlünde yer edindi.
Belki de gerçek toplumsal önderlik tam olarak budur.
Makam sahibi olmak değil.
Gönül sahibi olmak.
Alevi Yolunda Hakk’a ulaşmanın yolu insandan geçer.
Elif Ana’nın yaşamı da bize bunu hatırlatır:
İnsana hizmet, Hakk’a hizmettir.
Canı incitmemek erkândır.
Paylaşmak ibadettir.
Ve kadın, Yolun kenarında duran değil, Yolun kendisini taşıyan asli canlardan biridir.
Yol bir, sürek binbir.
Elif Ana da bu büyük Yolun şefkatle, lokmayla, hizmetle ve insan sevgisiyle yürüyen güçlü Ana’larından biridir.
Elif Ana’yı; kadın bilgeliği, insan sevgisi, paylaşma kültürü, mazlumdan yana duruşu ve Alevi toplumsal hafızasında bıraktığı derin izle sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.

-
12 EYLÜL 1980
12 Eylül 1980 askerî darbesi yalnızca hükümetin devrilmesi ya da parlamentonun kapatılması değildi. Türkiye’nin siyasal, toplumsal, kültürel ve hukuki yapısını uzun yıllar boyunca etkileyen; yüz…
-
Perşembe Geceleri
Perşembe gecesi; yalnızca haftanın bir akşamı değil, canların gönülden gönüle demlendiği, Yol’un muhabbetle yeniden hatırlandığı bir buluşma vaktidir. Alevilerde Perşembe Geceleri: Muhabbetin, İkrarın ve Yolun…
-
İBRAHİM KAYPAKKAYA
İbrahim Kaypakkaya’yı anlamak, yalnızca kısa yaşamına bakmak değildir. Onu anlamak; 1960’ların ve 1970’lerin Türkiye’sini, gençlik hareketlerini, sınıf çatışmalarını, Kürt meselesini, köylülüğü, devlet şiddetini ve dönemin…
-
Hıdırellez
Hıdırellez; baharın yalnızca toprağa değil, insanın gönlüne de değdiği; umudun, bereketin ve yeni başlangıçların yeniden filizlendiği kadim bir buluşmadır. Hıdırellez: Doğa Uyanır, Gönüller Buluşur (5-6…
-
UĞUR MUMCU
Uğur Mumcu’yu yalnızca öldürülen bir gazeteci olarak hatırlamak eksik kalır. Onu asıl anlatan; belgeye dayanan gazeteciliği, hukuka bağlılığı, laiklik ve bağımsızlık konusundaki kararlı tutumu, devlet…
-
Aşure Günü
Aşure; yalnızca bir lokma değil, Kerbelâ’nın hüznünü unutmadan paylaşmanın, dayanışmanın ve insanlıkta bir olmanın kadim sofrasıdır. Aşure Günü: Acıdan Dayanışmaya, Lokmadan Muhabbete Aşure Günü, Alevi-Kızılbaş…
