kisisel oezguerluek 3 3

Özgürlüğün güvencesi, yönetenlerin iyi niyetine bırakılamaz. İnsanların sözünü duyurabildiği, hak arayabildiği ve ortak kararları değiştirebildiği bir işleyiş kurmalıyız. Özgür toplum, farklılıkları susturmadan birlikte yaşayabilme sorumluluğuyla güçlenir.

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Özgür Toplum Nasıl Kurulur?

Özgürlük Nerede Başlar, Nerede Biter? — Birey, Toplum ve Birlikte Yaşamanın Sorumluluğu
Kapanış | 3/3

Kapı Açık, Peki Herkes Girebiliyor mu?

Bir düşünce örneğiyle başlayalım.

Bir mahallede ortak kullanım alanının nasıl düzenleneceği konuşulacak. Duyuruda “Herkes katılabilir” yazıyor.

Toplantı, bazı insanların çalıştığı saatte yapılıyor. Salona yalnız merdivenle çıkılıyor. Çocuk bakımını üstlenenlerin katılımını kolaylaştıracak bir düzenleme bulunmuyor. Gündem ise toplantı başlamadan birkaç dakika önce paylaşılıyor.

Kapı açık.

Fakat herkes gerçekten içeri girebiliyor mu?

Bu örnek, özgürlük üzerine konuşurken neden yalnız izinleri saymakla yetinemeyeceğimizi gösteriyor. Bir hakkın tanınması önemlidir. O hakkı kullanabilmenin koşullarını da düşünmeliyiz.

İlk bölümde özgürlüğün her istediğini yapmak anlamına gelip gelmediğini sorguladık. İkinci bölümde kendi tercihlerimizle başkasının hakkı arasındaki ilişkiye baktık.

Şimdi sorumuz şu:

İnsanın özgürce yaşayabilmesini, yalnız kişisel cesaretine veya karşısındakinin anlayışına bağlı olmaktan nasıl çıkarabiliriz?

Hak, Birinin İznine Bağlı Kalmamalı

Bir yönetici eleştiriye açık olabilir. Bir kurum başkanı farklı görüşleri dinleyebilir. Bunlar değerlidir.

Ancak yarın başka biri göreve geldiğinde aynı alan hemen kapanabiliyorsa, özgürlüğün güvencesi zayıftır.

Bu nedenle görev sahibinin kişisel tutumunun yanında kurallara, denetime ve itiraz yollarına bakmalıyız.

Kim hangi kararı alabiliyor? Kararın gerekçesini öğrenebiliyor muyuz? Yanlış gördüğümüzde nereye başvurabiliyoruz? Başvurumuzu, şikâyet ettiğimiz kişinin dışında değerlendirebilecek bir yol var mı?

Devletin yetkileriyle bir derneğin yönetimi aynı hukuki düzlemde değildir. Ancak her ikisini değerlendirirken keyfî kararların önlenmesini ve sorumluluğun açık olmasını isteyebiliriz.

Bir insanın hakkı, görevdeki kişinin kendisini sevmesine bağlı olmamalıdır.

Özgürlüğün Sınırını Kim Koyacak?

Birlikte yaşarken davranışlarımızın başkalarını nasıl etkilediğini düşünmek zorundayız. Fakat “Toplumun iyiliği için” demek, getirilen her sınırlamayı kendiliğinden haklı çıkarmaz.

Neyin korunduğu açıklanmalıdır. Hangi somut sorun vardır? Seçilen önlem bu sorunla nasıl ilişkilidir? Daha az sınırlayıcı bir yol mümkün müdür?

İfade özgürlüğü bakımından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesine ilişkin değerlendirmede, müdahalenin kanunla öngörülmesi, belirtilen meşru amaçlardan birine dayanması ve demokratik toplumda gerekli olması aranır. Ölçülülük de bu değerlendirmenin parçasıdır. Kaynak: Avrupa Konseyi — İfade Özgürlüğü Açıklama Metni

Bu çerçeveyi bütün haklara değişmeden uygulanan tek bir formül gibi görmemeliyiz. Ancak ifade özgürlüğünde bile bir yasağın gerekçe ve denetim gerektirdiğini hatırlamalıyız.

Bir eleştiriden rahatsız olmak, tek başına o eleştirinin susturulmasını haklı çıkarmaz. Avrupa Konseyi’nin açıklaması, ifade özgürlüğünün başkalarını rahatsız edebilen düşünceleri de kapsadığını; başkalarının hakları ve mahremiyetinin de gözetilmesi gerektiğini belirtir. Kaynak: Avrupa Konseyi — İfade ve Bilgi Özgürlüğü

Sınırlama isteyen de sınırlama koyan da gerekçesini açıklayabilmelidir.

Eleştiri Duyulunca Düzen Bozulmuş mu Olur?

Bir bütçenin nasıl kullanıldığını sormak, ortak çalışmayı küçümsemek değildir.

Bir kararın sonucunu sorgulamak, o karara katılan herkesi düşman saymak değildir.

Elbette eleştirinin doğruluğunu araştırmalı, iddiayla kanıtı ayırmalı ve kişisel bilgileri korumalıyız. Yanlış bir suçlama varsa bunun düzeltilmesini istemeliyiz.

Fakat bütün eleştirileri “Birliğimizi bozuyor” diyerek geçiştirirsek, yanlışların görülmesini de zorlaştırırız.

Birlikte çalışmanın değeri, sorunları hiç konuşmamakta aranamaz. Sorun ortaya çıktığında birbirimizi dinleyebilmek, açıklama istemek ve gerektiğinde yön değiştirebilmek de ortaklığın parçasıdır.

Yanlışın söylenebildiği bir ortam, kendisini yenileme imkânını korur.

Çoğunluk Kararı Her Şeye Yetebilir mi?

Ortak işlerde karar vermek gerekir. Herkesin aynı düşünmesini beklemek mümkün olmayabilir.

Ancak bir önerinin çok oy alması, onun bütün sonuçlarını adil hâle getirmez.

Bir mahallede çoğunluk, ortak alanın yalnız kendi alışkanlıklarına göre düzenlenmesini isteyebilir. Fakat çocukların, yaşlıların veya farklı ihtiyaçları olan insanların deneyimi dinlenmediyse karar eksik bilgiyle alınmış olabilir.

Bu yüzden oylamadan önce bilgiye ve tartışmaya ihtiyaç vardır. Karardan etkilenenlerin sözünü duyabilmesi gerekir. Uygulamanın sonuçları da izlenmelidir.

Azınlıkta kalmak, insanın temel haklarını veya sonraki tartışmalara katılma hakkını kaybetmesi anlamına gelmemelidir.

Demokratik yaşam, karar verebilmenin yanında kararı sorgulayabilmeyi de korumalıdır.

Geçim Kaygısı Tercihlerimizi Nasıl Daraltır?

Bir insana “İstemiyorsan kabul etme” demek kolaydır.

Peki başka gelir olanağı yoksa? Eğitim için gerekli araçlara ulaşamıyorsa? Bakım sorumluluklarını paylaşacak kimse bulamıyorsa?

Herkes aynı koşullarda karar vermiyor.

Bu nedenle özgürlüğü tartışırken eğitimi, geçimi, ulaşımı ve bakım olanaklarını da konuşmalıyız. Bu alanlardaki desteklerin nasıl sağlanacağını, kaynakların nasıl dağıtılacağını ve uygulamanın nasıl denetleneceğini birlikte değerlendirmeliyiz.

Destek sunarken insanların düşüncelerini veya yaşam tercihlerini denetlemeye kalkışmak da yeni bir bağımlılık yaratabilir.

İnsanı güçlendiren destek, kendi kararlarını verebilme alanını genişletmelidir.

Katılımın Önündeki Engelleri Kim Kaldıracak?

Başlangıçtaki toplantıya dönelim.

Toplantı saatini farklı çalışma koşullarını dikkate alarak belirleyebiliriz. Erişilebilir bir yer seçebiliriz. Gündemi önceden paylaşabilir, görüşünü yazılı iletmek isteyenlere de yol açabiliriz.

Dijital katılım yardımcı olabilir. Fakat bağlantısı veya kullanım bilgisi olmayan kişiyi de düşünmeliyiz.

Bunların her biri emek ve kaynak gerektirebilir. Her toplantıda bütün olanakları eksiksiz sağlayamayabiliriz. Yine de kimlerin dışarıda kaldığını görerek başlayabiliriz.

DDP72’deki “Başka Türlü Örgütlenmek Mümkün mü?” yazısında da eşit oy hakkıyla kararı anlayarak tartışabilme koşulları arasındaki farkı ele almıştık.

Katılım çağrısının karşılığını, katılamayan insanın yaşadığı engelleri dinleyerek sınamalıyız.

Görev Sahibi Ne Zaman Hesap Verecek?

Bir görev için yetki verilebilir. Ancak yetkinin kapsamı, süresi ve hesabı açık olmalıdır.

Ortak kaynaklardan yapılan harcamalar nasıl açıklanacak? Kişisel bilgiler korunurken hangi belgeler paylaşılacak? Çıkar çatışması doğduğunda kim değerlendirme yapacak?

Yanlış bulunan bir işlem nasıl düzeltilecek?

DDP72’deki “Hiyerarşisiz Toplum mu, Denetlenebilir Yetki mi?” yazısında bu soruları tartışmıştık.

Kamu gücü söz konusu olduğunda bağımsız yargı, etkili başvuru yolları, özgür basın ve denetim benim savunduğum temel güvencelerdir. Küçük bir toplulukta ise açık görev tanımları, düzenli hesap ve adil itiraz yollarıyla başlayabiliriz.

Ölçekler farklıdır. Ama hiçbir görev, hesap vermekten muaf bir sahipliğe dönüşmemelidir.

Farklılıkla Birlikte Yaşamayı Öğrenmek

Türkiye’de ortak yaşamı düşünürken dil, inanç ve yaşam biçimi farklılıklarını da bu ölçüyle ele almalıyız.

Benim savunduğum eşitlik, herkesi aynı kalıba sokmayı gerektirmez. Kürtçe konuşmak isteyenin, Kızılbaş Alevî inancını kendi anlayışıyla yaşatanın veya herhangi bir inancı benimsemeyenin kendisini açıklamak zorunda bırakılmadan eşit insan olarak tanınmasını isterim.

Toplulukların içinde de farklı tercihler vardır. Bir topluluğun özgürlüğünü savunmak, onun üyelerinin iradesini tek bir temsilcinin sözüne sığdırmak olmamalıdır.

Rızalık ve eşit canlık üzerine düşünürken, bize katılmayanın sözünü nasıl karşıladığımıza da bakmalıyız.

Farklılığın varlığına tahammül etmenin ötesine geçip eşitliğin koşullarını birlikte kurabiliriz.

Üç Bölümün Ardından: Kendi Payımıza Düşen

Bu dizide üç soruyu izledik.

Özgür olmak, her istediğimizi yapmak mı?

Kendi tercihlerimizle başkasının hakkını nasıl birlikte düşüneceğiz?

Özgürlükleri koruyan toplumsal işleyişi nasıl kuracağız?

Vardığım düşünce şu: Kişisel sorumlulukla toplumsal güvenceleri birlikte geliştirmeliyiz.

İnsana yalnız “Daha cesur ol” diyemeyiz. İtiraz ettiğinde yalnız kalmayacağı yollar da kurmalıyız. Kurumlara yalnız güzel kurallar yazmakla da yetinemeyiz. O kuralların kim için, nasıl işlediğini izlemeliyiz.

Bugün kendi çevremizde küçük bir adım atabiliriz.

Bir karardan dışarıda kalan kişiyi dinleyebiliriz. Bir görevin sınırını yazabiliriz. Paylaşılmamış bir hesabın açıklanmasını isteyebiliriz. Yanlışımızı gördüğümüzde düzeltme sorumluluğunu üstlenebiliriz.

Ve kendimize yeniden sorabiliriz:

Hangi özgürlüğü kullanmak istiyorum?

Davranışım kimi, hangi somut biçimde etkiliyor?

Aynı hakkı benden farklı düşünen kişiye de tanıyor muyum?

Bu kez son bir soru ekleyelim:

Savunduğum özgürlüğü, benden sonra gelenler için hangi güvenceye dönüştürüyorum?

Özgür toplum bir defa kurulup tamamlanmış sayılacak bir yapı değildir. Hakların korunduğu, yanlışların düzeltilebildiği ve yeni ihtiyaçların duyulabildiği bir ortak yaşamı sürdürme sorumluluğudur.

Bu üç bölümlük diziyi burada tamamlıyoruz. Sorularını ise evimizde, kurumlarımızda ve ortak hayatımızda taşımayı sürdürebiliriz.

Yol bir, sürek binbir.

Àşk ile…

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Hazırlanma tarihi: Ekim 2026