Yaşar Kemal’in edebiyatında toprak yalnızca üzerinde yaşanan bir yer değildir; emekçinin alın teridir, yoksulun ekmeğidir, doğanın belleğidir. Onun insanı ise zulüm karşısında susmayan, düştüğü yerden yeniden doğrulan insandır.
YAŞAR KEMAL: ÇUKUROVA’DAN YÜKSELEN İNSANLIK, DİRENİŞ VE UMUT SESİ
Türkçe ve dünya edebiyatının büyük ustalarından Yaşar Kemal, yalnızca romanlarıyla değil; yaşamı, toplumsal duyarlılığı, barıştan yana tavrı, düşünce ve ifade özgürlüğü mücadelesiyle de Türkiye’nin önemli aydınlarından biri oldu.
1923 yılında Osmaniye’nin Hemite köyünde, bugünkü adıyla Gökçedam’da dünyaya gelen Yaşar Kemal’in asıl adı Kemal Sadık Gökçeli idi. Kürt bir ailenin çocuğuydu. Ailesi Birinci Dünya Savaşı yıllarında Van yöresinden Çukurova’ya göç etmişti.
Çocukluğu Çukurova’nın köylerinde, tarlalarında, ağıtlarında, destanlarında ve sözlü kültürünün içinde geçti.
Daha sonra dünya edebiyatına uzanacak olan o büyük anlatının tohumu da burada atıldı.
Acıyla başlayan bir çocukluk
Yaşar Kemal’in çocukluğu ağır olaylarla şekillendi.
Küçük yaşta geçirdiği bir kazada bir gözünü kaybetti. Henüz çocukken babasının öldürülmesine tanık oldu. Bu travmatik deneyimlerin izleri yaşamında ve edebiyatında derin biçimde kaldı.
Fakat onun dünyası yalnızca acılardan ibaret değildi.
Çukurova’nın uçsuz bucaksız tarlaları, Toroslar, kuşlar, böcekler, çiçekler, köylülerin hikâyeleri, dengbêjler, âşıklar, ağıtlar ve halk anlatıları onun büyük edebiyat dünyasını besledi.
Yaşar Kemal daha çocuk yaşlarda halkın sözlü belleğini toplamaya başladı.
Çünkü onun için hikâye, halkın hafızasıydı.
Irgatlıktan dünya edebiyatına
Yaşar Kemal’in hayatı masa başında başlamadı.
Pamuk tarlalarında çalıştı.
Irgatlık yaptı.
Traktör sürdü.
Arzuhalcilik, kütüphane memurluğu ve çeşitli işlerde çalıştı.
Köylüyü ve emekçiyi uzaktan gözlemleyerek yazmadı; onların yaşamının içinde bulundu.
Bu nedenle romanlarındaki yoksulluk yalnızca edebî bir kurgu değildir. Ağanın karşısındaki köylünün çaresizliğini, toprağa bağlı yaşamı, mevsimlik işçinin yorgunluğunu ve insanın ekmek kavgasını yakından tanıyordu.
Onun kalemi, yaşamın içinden süzülerek geldi.
İnce Memed: Zulme karşı başkaldırının hikâyesi
1955 yılında yayımlanan İnce Memed, Yaşar Kemal’in adını Türkiye’nin sınırlarının ötesine taşıdı.
Romanın merkezinde yalnızca Memed adında bir eşkıya yoktur.
Bir tarafta ağalık düzeni, baskı, korku ve yoksulluk; diğer tarafta bunlara karşı ayağa kalkmaya çalışan insan vardır.
İnce Memed bu nedenle zamanla yalnızca bir roman kahramanı olmaktan çıktı.
Zulme karşı başkaldırının edebî sembollerinden birine dönüştü.
Yaşar Kemal’in dünyasında insanın kaderi boyun eğmek değildir. En ağır koşullarda bile insanın itiraz edebilme ve yeniden ayağa kalkabilme gücü vardır.
Bu damar onun edebiyatının birçok eserinde karşımıza çıkar.
Onun tarafı insandı
Yaşar Kemal toplumsal meselelerde tarafsızlık görüntüsünün arkasına saklanan bir yazar olmadı.
Yoksulların, köylülerin, emekçilerin, ezilenlerin ve sesi duyulmayanların yanında durdu.
Sosyalist düşünceye yakınlığı ve politik faaliyetleri nedeniyle gençlik yıllarından itibaren soruşturmalar ve baskılarla karşılaştı.
Fakat onun toplumsal bakışını yalnızca bir siyasi kimliğe indirgemek yetersiz kalır.
Çünkü Yaşar Kemal’in düşüncesinin merkezinde çok güçlü bir insan ve yaşam sevgisi vardı.
Bir insanın başka bir insanı ezmesine karşıydı.
Bir halkın başka bir halkı yok saymasına karşıydı.
Düşüncenin yasaklanmasına karşıydı.
Savaşın ve şiddetin insanların yaşamını tarumar etmesine karşıydı.
Kürt meselesi karşısında susmadı
Yaşar Kemal’in aydın kimliğinin en belirgin yönlerinden biri Türkiye’nin en zor meselelerinden biri olan Kürt sorununda açıkça söz söylemesiydi.
Kürt kimliğinin inkârına, baskılara ve şiddete karşı çıktı. Sorunun silahla değil, demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesini savundu.
Özellikle 1990’lı yılların ağır çatışma ortamında, köylerin boşaltıldığı ve binlerce insanın yerinden edildiği bir dönemde susmamayı tercih etti.
Bu tavrı nedeniyle hakkında davalar açıldı ve yargılandı.
Yaşar Kemal için barış, yalnızca güzel bir temenni değildi.
Bir arada yaşayabilmenin temel şartıydı.
Türklerin, Kürtlerin ve bu topraklarda yaşayan bütün halkların birbirini inkâr etmeden, eşit ve özgür biçimde yaşayabileceğine inanıyordu.
Düşünce ve ifade özgürlüğü
Yaşar Kemal yaşamı boyunca düşünce özgürlüğünün güçlü savunucularından biri oldu.
Yazarların, gazetecilerin ve aydınların söyledikleri ya da yazdıkları nedeniyle cezalandırılmasına karşı çıktı.
Çünkü ona göre bir toplum düşünceleri susturarak gelişemezdi.
Kendisinin de yazıları nedeniyle yargılanması, bu mücadelenin yalnızca teorik olmadığını gösterdi.
O, savunduğu düşüncenin bedelini ödemeyi göze alan aydınlardan biriydi.
Bu nedenle Yaşar Kemal’in toplumsal duruşunu yalnızca eserlerinde değil, yaşamının kendisinde de görmek mümkündür.
Doğanın da sesi oldu
Yaşar Kemal’i çağının birçok toplumsal gerçekçi yazarından ayıran önemli özelliklerden biri doğaya bakışıdır.
Onun romanlarında Çukurova yalnızca dekor değildir.
Dağlar yaşar.
Nehirler akar ve konuşur.
Kuşlar, böcekler, ağaçlar, çiçekler anlatının bir parçasına dönüşür.
İnsan doğanın üzerinde duran bir efendi değil, onunla birlikte yaşayan bir varlıktır.
Yaşar Kemal daha çevre ve ekoloji meseleleri bugünkü kadar güçlü bir toplumsal gündeme dönüşmeden önce doğanın tahrip edilmesine dikkat çekiyordu.
Ormanların yok edilmesini, toprağın ve suyun talan edilmesini yalnızca çevresel değil, insani ve toplumsal bir mesele olarak görüyordu.
Çünkü doğa yok olduğunda yalnızca ağaçlar değil; kültür, hafıza ve insanın yaşam alanı da yok olur.
Halk kültüründen evrensel edebiyata
Yaşar Kemal’in büyük başarısı, yerel olanı evrensel hale getirebilmesiydi.
Çukurova’nın küçük bir köyündeki insanın hikâyesini anlattığında dünyanın başka bir köşesindeki okuyucu da o insanın acısını anlayabiliyordu.
Çünkü ağalık başka biçimlere bürünse de zulüm evrenseldi.
Yoksulluğun dili değişse de acısı ortaktı.
Özgürlük arzusu ise bütün halkların ortak özlemiydi.
Bu nedenle eserleri çok sayıda dile çevrildi ve Yaşar Kemal dünya edebiyatının tanınan yazarlarından biri haline geldi.
Ama dünyanın neresinde okunursa okunsun onun kaleminin kökü hep Çukurova’nın toprağında kaldı.
Edebiyatında Alevi dünyası
Yaşar Kemal’in edebiyatında Anadolu’nun farklı halkları, inançları ve kültürleri birlikte yaşar.
Aleviler de bu toplumsal ve kültürel dünyanın içerisindedir.
Özellikle Binboğalar Efsanesi, Anadolu’daki Türkmen göçerlerin yerleşik düzene geçiş sürecinde yaşadığı çözülmeyi, kültürel kaybı ve toplumsal dönüşümü güçlü biçimde işler.
Yaşar Kemal’in dünyasında Anadolu tek renkli değildir.
Farklı halkların, dillerin, inançların, ağıtların ve hikâyelerin birbirine karıştığı büyük bir kültürel coğrafyadır.
Bir bakıma onun edebiyatında da “Yol bir, sürek binbir” diyebileceğimiz çoğul bir Anadolu vardır.
Bir aydının toplumsal sorumluluğu
Yaşar Kemal’e göre yazar yalnızca güzel cümleler kuran kişi değildi.
Yaşadığı çağın acılarına karşı sorumluluğu olan bir insandı.
Bu nedenle onun kalemi bazen roman oldu, bazen röportaj, bazen bir barış çağrısı, bazen de haksızlığa karşı yükselen itiraz.
Ancak bütün bunların içinde değişmeyen bir şey vardı:
İnsanın onuruna duyduğu inanç.
Ona göre insan korkuyla sonsuza kadar yönetilemezdi.
Bir yerde mutlaka biri ayağa kalkar, itiraz eder ve başka bir hayatın mümkün olduğunu hatırlatırdı.
İnce Memed biraz da bunun hikâyesidir.
Yaşar Kemal neden hâlâ bizimle?
Yaşar Kemal, 28 Şubat 2015’te İstanbul’da yaşamını yitirdi.
Ama bıraktığı eserlerin anlattığı meselelerin birçoğu hâlâ güncelliğini koruyor.
Toprak kavgası bitmedi.
Yoksulluk bitmedi.
Emek sömürüsü bitmedi.
Doğanın talanı bitmedi.
İnsanların dilleri ve kimlikleri üzerindeki tartışmalar bitmedi.
Savaşlar bitmedi.
Ve bütün bunların karşısında insanın adalet, eşitlik, barış ve özgürlük arayışı da bitmedi.
Bu nedenle Yaşar Kemal’i yalnızca geçmişte yaşamış büyük bir romancı olarak okumak mümkün değildir.
O hâlâ bize toprağın, insanın, doğanın ve hafızanın birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini anlatıyor.
Çukurova’nın sıcağından, Torosların doruklarından, pamuk tarlalarından ve Anadolu’nun kadim anlatılarından aldığı sözü dünya edebiyatına taşıdı.
Ama en önemlisi, bütün yaşamı boyunca kalemini insanın onurundan yana tuttu.
Zulme karşı direnişi, savaşa karşı barışı, inkâra karşı hakikati, umutsuzluğa karşı umudu savundu.
Yaşar Kemal’in bedeni aramızdan ayrıldı.
Ama İnce Memed hâlâ dağlarda yürüyor.
Çukurova hâlâ onun romanlarında sıcağını duyuruyor.
Ve onun sözü hâlâ bize şunu hatırlatıyor:
İnsan, umudunu kaybetmediği sürece yenilmiş değildir.
Yaşar Kemal’i sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.

-
Kirtim Kirt: Enver Gökçe’nin Şiirinde Madde, Emek ve Direniş
Enver Gökçe’nin “Kirtim Kirt” şiiri; maddenin dönüşümünden insanın ortaya çıkışına, emekten mülkiyete ve iktidara uzanan çok katmanlı bir düşünce dünyası kuruyor. Şiirin dokuma tezgâhını andıran ritmi, Enver Gökçe’nin hapishane deneyimiyle birleşerek emeğin, direnişin ve toplumsal tarihin güçlü bir metaforuna dönüşüyor.
-
Münir Özkul: Mahmut Hoca’dan Yaşar Usta’ya Bir Halk Sanatçısı
Münir Özkul’un canlandırdığı Mahmut Hoca, Yaşar Usta ve benzeri karakterlerde ortak bir çizgi vardı: İnsanın değerini parayla, makamla ve güçle değil; emek, sevgi, dayanışma ve…
-
Adile Naşit: Kahkahasının Ardında Bir Halkın Hafızası
Adile Naşit yalnızca bir sinema oyuncusu değildi. Yeşilçam’da dayanışmanın, şefkatin ve mahalle kültürünün yüzü; televizyonda ise bir kuşağın “Masalcı Teyze”si oldu. Adile Naşit: Kahkahasının Ardında…
-
Kemal Sunal: Halkın Gülüşünde Saklı Toplumsal Gerçeklik
Kemal Sunal yalnızca güldüren bir oyuncu değildi. Onun sinemasında işçi, köylü, kapıcı, memur, çöpçü ve işsiz konuştu; mizahın arkasından Türkiye’nin eşitsizlikleri, adaletsizlikleri ve gündelik hayatın…
-
Kadir İnanır: Sinemadan Toplumsal Hafızaya Uzanan Bir Yaşam
Kadir İnanır, yarım asrı aşan sanat yaşamında yalnızca Yeşilçam’ın unutulmaz yüzlerinden biri olmadı; toplumsal sorunlara söz söyleyen, barışı ve birlikte yaşamı savunan sanatçı kimliğiyle de…
-
Mustafa Suphi ve Onbeşler
Karadeniz’in Karanlık Gecesi: Mustafa Suphi ve Onbeşler Bir yolculuk yarım kaldı. On beş insan Karadeniz’in karanlığında yaşamdan koparıldı; fakat onların hikâyesi Türkiye’nin toplumsal ve siyasal…
