Çocuklarımıza
Bir çocuğun eline geçim yükünü değil, geleceğini kurabileceği kalemi vermek gerekir. Çünkü çocukluk ertelenebilecek bir dönem değil; insanın bütün yaşamını biçimlendiren en değerli zamanıdır.
✍️ Hasret Anıl
Çocuklarımız bazen olması gerekenden çok daha erken büyüyor.
Oyun oynaması gereken yaşta çalışıyor.
Okula gitmesi gereken saatte sokakta satış yapıyor.
Bir boya sandığını, bir simit tezgâhını ya da ağır bir iş yükünü, çocuk bedeninin taşıyabileceğinden çok önce omuzlarına almak zorunda kalıyor.
Çocukların dünyasında olması gereken şey korku değil güven;
geçim kaygısı değil oyun;
ağır sorumluluklar değil merak;
ve bir yetişkinin yükü değil, geleceğe dair hayaller olmalıdır.
Bir toplumun çocuklarına nasıl davrandığı, aslında kendi geleceğine nasıl baktığını da gösterir.
Çocukluk Ertelenemez
İnsan yaşamının hiçbir dönemi çocukluğun yerine geçemez.
Bir yetişkin daha sonra okuyabilir.
Yeni bir meslek öğrenebilir.
Başka bir şehirde yeni bir yaşam kurabilir.
Ama çocukluk geri getirilemez.
Çocuğun oyun oynadığı,
arkadaşlık kurduğu,
öğrendiği,
yanlış yaptığı,
merak ettiği,
sorduğu
ve kendisini güvende hissettiği yıllar onun bütün yaşamının temelini oluşturur.
Bu nedenle bir çocuğun erken yaşta yetişkin sorumluluğu üstlenmesi yalnızca o gün yaşadığı bir zorluk değildir.
Geleceğini de etkileyebilir.
Kalem Tutması Gereken Eller
Çocuk emeğinin en çarpıcı taraflarından biri, küçük ellerin kendi yaşına ait olmayan işlerin içerisinde görülmesidir.
Bir çocuk sokakta satış yapıyorsa yalnızca çalışan bir çocuk görmeyiz.
Belki kaçırdığı bir okul gününü de görürüz.
Oynayamadığı bir oyunu…
Okuyamadığı bir kitabı…
Kuramadığı bir arkadaşlığı…
Ve yeterince yaşayamadığı çocukluğu…
Dünya genelinde çocuk emeği hâlâ büyük bir sorun olmaya devam ediyor.
UNICEF ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün son küresel tahminlerine göre 2024 yılında yaklaşık 138 milyon çocuk çocuk işçiliği içerisinde bulunuyordu; bunların yaklaşık 54 milyonu sağlıklarını veya gelişimlerini tehlikeye sokabilecek tehlikeli işlerde çalışıyordu. UNICEF
Bu rakamlar yalnızca sayı değildir.
Her birinin arkasında ayrı bir çocukluk vardır.
Yoksulluk Çocuğun Sorumluluğu Değildir
Bir çocuğun çalışmak zorunda kalmasının arkasında çoğu zaman yalnızca bireysel aile tercihleri bulunmaz.
Ekonomik yetersizlik,
işsizlik,
aile gelirinin kaybı,
göç,
çatışmalar
ve sosyal koruma eksiklikleri çocukları çalışma yaşamına itebilir.
UNICEF de ekonomik sıkıntı ve ailelerin gelir güvencesizliğini çocuk işçiliğinin temel nedenleri arasında gösteriyor. UNICEF
Bu nedenle çalışan bir çocuğa bakarken onu veya ailesini kolayca yargılamak yerine, o çocuğu böyle bir yaşamın içerisine iten koşulları da görmeliyiz.
Çünkü hiçbir çocuk ailesinin yoksulluğunun bedelini çocukluğuyla ödememelidir.
Yardım Değil, Hak
Çocuklara ilişkin meseleleri yalnızca yardım ve merhamet üzerinden değerlendirmek eksik kalır.
Bir çocuğun eğitim alması iyilik değildir.
Hakkıdır.
Sağlıklı beslenmesi iyilik değildir.
Hakkıdır.
Şiddetten korunması,
oyun oynayabilmesi,
sağlık hizmetine ulaşabilmesi,
güvenli bir evde yaşayabilmesi
ve düşüncelerinin dinlenmesi de haklarıdır.
Çocuğun hakkını yalnızca ona bir şey vererek değil, o hakkı kullanabileceği koşulları oluşturarak koruyabiliriz.
Bu ayrım önemlidir.
Çünkü merhamet kişiye bağlıdır.
Hak ise kişilerin iyi niyetine bırakılmamalıdır.
Okul ile Hayat Arasında Seçim Yapmamalılar
Bir çocuğun ailesine katkı sunması ile eğitimini bırakıp geçimini sağlamak zorunda kalması aynı şey değildir.
Yaşına uygun küçük sorumluluklar çocuğun gelişiminin doğal parçası olabilir.
Ancak çalışma, çocuğun eğitim hakkının önüne geçtiğinde ciddi bir sorun ortaya çıkar.
UNICEF, çocuk emeğinin çocukları eğitimden ve sağlık hizmetlerinden uzaklaştırabildiğini, fiziksel ve zihinsel gelişimlerine zarar verebildiğini belirtiyor. UNICEF
Bir toplumun görevi çocukları “hayata erken hazırlamak” adına çocukluklarından vazgeçirmek değildir.
Tam tersine, onları yetişkin yaşamına hazırlanabilecekleri güvenli bir çocuklukla buluşturmaktır.
Çocukların Oyun Hakkı
Oyun bazen gereksiz bir zaman geçirme biçimi gibi görülür.
Oysa çocuk için oyun öğrenmenin yollarından biridir.
Paylaşmayı öğrenir.
Sınırlarını fark eder.
Hayal kurar.
Sorun çözer.
Başka çocuklarla ilişki kurar.
Kendisini ifade eder.
Bu nedenle bir çocuğun oyun hakkından mahrum kalması yalnızca eğlencesini kaybetmesi değildir.
Gelişiminin bir bölümünden de mahrum kalmasıdır.
Çocukların hayatında kitap kadar oyun,
okul kadar arkadaşlık,
bilgi kadar hayal kurmak da olmalıdır.
Savaşların ve Göçün Çocukları
Dünyada milyonlarca çocuk kendi iradesi dışında yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalıyor.
Savaşlar,
çatışmalar,
doğal afetler,
yoksulluk
ve zorunlu göç en ağır etkisini çoğu zaman çocuklarda gösteriyor.
Bir yetişkin yaşadığı felaketi geçmiş deneyimleriyle anlamlandırmaya çalışabilir.
Çocuk ise çoğu zaman ne olduğunu bile tam olarak anlayamadan güven duygusunu kaybeder.
Göçmen ve mülteci çocukların çalışma ve sömürü riskinin daha yüksek olabildiğini UNICEF de özellikle vurguluyor. UNICEF
Burada çocuğun dili, ülkesi, inancı veya kimliği önemli olmamalıdır.
Çocuk çocuktur.
Dünyanın hangi tarafında doğmuş olursa olsun, aynı insanlık sorumluluğunun parçasıdır.
Çocukların Acısını Kimliklere Ayırmayalım
Kendi toplumumuzun çocuklarını sevmek kolaydır.
Asıl insanlık sınavı, tanımadığımız bir çocuğun acısına da duyarlı olabilmektir.
Bir çocuğun gözyaşı;
Alevi,
Sünni,
Hristiyan,
Yahudi,
Êzidî,
Kürt,
Türk,
Arap,
Afrikalı,
Avrupalı
diye ayrılmaz.
Çocuğun ihtiyacı güvenliktir.
Sevgidir.
Eğitimdir.
Beslenmedir.
Oyundur.
Gelecektir.
DDP72’nin benimsediği evrensel insanlık perspektifinin çocuklar konusunda en açık karşılığı belki de budur:
Kendi çocuklarımız için istediğimiz yaşamı, başka toplumların çocukları için de isteyebilmek.
Alevi Yolunda Çocuğa Bakmak
Alevi düşüncesinde insanı “can” olarak görmek önemli bir yere sahiptir.
Bu bakış yalnızca yetişkinler için geçerli olmamalıdır.
Çocuk da bir candır.
Dinlenmesi gereken sözü vardır.
Kendisine ait kişiliği vardır.
Merakı vardır.
İtirazı vardır.
Ve korunması gereken onuru vardır.
Çocuğu yalnızca yetişkinlerin şekillendireceği boş bir alan olarak görmek yerine, onun da kendi gelişim süreci içerisinde bir insan olduğunu kabul etmek gerekir.
Bir çocuğa Yol’u öğretmenin en güçlü biçimi de belki yalnızca sözler değildir.
Evde gördüğü davranışlardır.
Paylaşmayı anlatıp paylaşmıyorsak,
eşitlikten söz edip çocuğun düşüncesini dinlemiyorsak,
şiddete karşı olduğumuzu söyleyip onu korkuyla yetiştiriyorsak,
sözümüz ile davranışımız arasında büyük bir boşluk oluşur.
Çocuklar çoğu zaman söylediklerimizden önce yaptıklarımızı öğrenir.
Çocuğun Sorusu Değerlidir
Çocuk sorar.
“Neden?”
Bu küçücük kelime bazen yetişkin dünyasının en zor sorusudur.
Neden bazı insanlar aç?
Neden bazı çocuklar çalışıyor?
Neden insanlar birbirleriyle savaşıyor?
Neden birileri diğerlerinden daha zengin?
Neden insanlar farklı oldukları için dışlanıyor?
Çocuğun sorusunu susturmak kolaydır.
Fakat düşünmesini öğretmek daha değerlidir.
Bir toplum sorgulayan çocuklardan korkmamalıdır.
Çünkü soru soran çocuk, geleceğin düşünen insanıdır.
Çocuklara Bırakacağımız Dünya
Çocuklara sürekli:
“Gelecek sizindir.”
diyoruz.
Peki nasıl bir gelecek bırakıyoruz?
Yaşanabilir bir doğa mı?
Yoksa tüketilmiş topraklar mı?
Barış içinde toplumlar mı?
Yoksa geçmişin düşmanlıklarını taşıyan yeni kuşaklar mı?
Eğitime erişebilecekleri bir düzen mi?
Yoksa ekonomik koşullarına göre geleceklerinin belirlendiği bir dünya mı?
Çocuklardan geleceği düzeltmelerini istemeden önce, yetişkinler olarak bugünün sorumluluğunu üstlenmeliyiz.
Çünkü yarının çocuklarının yaşayacağı dünya, bugünkü kararlarımızın sonucudur.
Çocukların Yeri Sokak Tezgâhı Değil, Hayatın Kendisi Olmalıdır
Bir çocuğun elinde boya sandığı yerine boya kalemi olmalıdır.
Simit tezgâhı yerine kitap olabilir.
Ağır iş araçları yerine oyuncak olabilir.
Ama bundan da önemlisi:
Seçme şansı olmalıdır.
Çünkü bütün çocukların aynı şeyleri sevmesi gerekmez.
Kimi resim yapmak ister.
Kimi müzik.
Kimi spor.
Kimi matematik.
Kimi toprağa dokunmak ister.
Kimi kitapların arasında yaşamak.
Görevimiz onların ne olacağına karar vermek değil, ne olabileceklerini keşfedebilecekleri alanı açmaktır.
Çocuklarımıza
Çocuklarımız erken büyümek zorunda kalmasın.
Bir yetişkinin ekonomik kaygılarını küçücük omuzlarında taşımasın.
Savaşın dilini öğrenmeden önce arkadaşlığın dilini öğrensin.
Kimliklerin birbirine karşı nasıl kullanılacağını değil, farklı insanların nasıl birlikte yaşayabileceğini görsün.
Doğayı tüketilecek bir kaynak olarak değil, yaşamın ortak evi olarak tanısın.
Soru sorsun.
Koşsun.
Düşsün.
Yeniden kalksın.
Okusun.
Oynasın.
Gülsün.
Ve en önemlisi, çocuk olduğunu unutmak zorunda kalmasın.
Çünkü çocukların bizden istediği dünya belki sanıldığı kadar karmaşık değildir.
Güvende olmak isterler.
Sevilmek isterler.
Görülmek isterler.
Ve geleceklerini korkmadan hayal etmek isterler.
Bir toplumun gerçek zenginliği, çocuklarının ne kadar erken çalışmaya başladığı değil;
ne kadar özgür öğrenebildiği, oynayabildiği ve hayal kurabildiğidir.
Çocuklarımızın ellerine yaşamın ağır yükünü değil, geleceğin olanaklarını bırakalım.
✍️ Hasret Anıl
27.09.2026
Kaynak ve Yayın Bilgisi
Özgün Yazar: Hasret Anıl
Özgün Yazı: Çocuklarımıza
İlk Yayın Tarihi: 18 Mayıs 2026
İlk Yayın / Kaynak: Alevi Haber Ağı (AHA)
Kaynak Site: alevihaberagi.org
DDP72 Yayını: Dijital Dergi Platformu
Editoryal Düzenleme ve Kaynak Kontrolü: DDP72 – Dijital Dergi Platformu
Bu çalışma, Hasret Anıl’ın Alevi Haber Ağı’nda yayımlanan “Çocuklarımıza” yazısında doğrulanabilen temel düşünce ve duyarlılık korunarak Dijital Dergi Platformu (DDP72) yayın formatına göre editoryal olarak genişletilmiştir.
-
Yazmak: Kendini Bilmenin Sessiz Yolu
Okumak Dünyayı, Yazmak Kendimizi Anlatır Kitap okumak bize dünyayı anlatır; yazmak ise o dünyanın içindeki yerimizi. Okumak başkalarının düşüncesini zihnimize taşırken, yazmak o düşüncenin içinden…
-
Yapay Zekâ Kapımızda: Dünya ve İnsan Bu Yarışın Neresinde?
Yapay zekâ yarışında herkes kimin öne geçeceğini konuşuyor. Oysa insanlığın sorması gereken daha büyük bir soru var: Yarış hızlanırken insan, toplum ve dünya geride mi…
-
Alevi Alevidir: Neden Birbirimizi Ötekileştiriyoruz?
“72 millete bir nazarla bakmak” ilkesinin Alevilerin kendi iç farklılıklarına nasıl uygulanacağı; sürek, ocak, dil, coğrafya ve düşünsel farklılıkların dışlama nedeni olmaması gerektiğidir.
-
Pir Sultan’dan Nâzım’a: Hasan Yükselir’in Sesinde Anadolu’nun Bitmeyen Yolculuğu
Hasan Yükselir’in müziğinde Pir Sultan’ın nefesi, Nâzım Hikmet’in şiiri ve Anadolu’nun çok sesli kültürel hafızası çağdaş müzikle buluşuyor. Türkan Doğan, gelenekten geleceğe uzanan bu sanat yolculuğunu ele alıyor.
-
Ortaca: Ormanın Kalbine Düşen Ateş
1966 Ortaca olayları, Tahtacı Alevilerinin toplumsal hafızasında derin bir iz bıraktı. Türkan Doğan, Ortaca’yı yalnızca acının değil; doğa, hafıza, yüzleşme ve birlikte yaşama sorumluluğunun hikâyesi olarak ele alıyor.
-
Alevilikte Talip–Pir–Ana–Mürşit İlişkisi
Alevilikte Talip–Pir–Ana–Mürşit İlişkisi “Yol makamı ayrıcalık değil, sorumluluktur. Talip de Pir de Ana da Mürşit de taşıdığı sıfattan önce Yol’a verdiği ikrarın sorumluluğunu taşır.” Hasan…
-
Kaç Kişiyiz Değil, Nasıl İnsanlarız?
Bir inancın gücü kaç kişiye ulaştığıyla mı, yoksa nasıl insanlar yetiştirdiğiyle mi ölçülür? Roj Arslan-Gülçehre, Aleviliğin yayılmadan çok insanı, rızalığı, vicdanı, doğayı ve toplumsal sorumluluğu merkeze alan yapısını sorguluyor.
-
Yolunu Sürersen Hünkâr’ı Anarsın
Hacı Bektaş Veli’yi anmak yalnızca adını yaşatmak değildir. Türkan Doğan, Hünkâr’ın insan, emek, eşitlik ve mazlumdan yana olma anlayışını bugünün yaşamında sürdürmenin anlamını ele alıyor.
-
Yapay Zekâ ve Yaratıcılık: Eser Kimin?
Bir makineyle birlikte yarattığımız eserde, insanlığımızın imzası nerede başlıyor ve nerede bitiyor?
-
Hakikatin Sesi
Hakikatin Sesi: Alevilikte Bellek, Gelenek ve Anlam Alevilikte hakikat yalnızca anlatılan bir miras değil; sözle, bedenle, muhabbetle ve erkânla her kuşakta yeniden yaşanan bir pratiktir….
-
Ekmek ve Dostluk
Hasret Anıl, insan emeğiyle dostluk arasındaki bağı; paylaşma, dayanışma, rızalık ve giderek bireyselleşen toplumsal ilişkiler üzerinden ele alıyor.
-
Alevilikte Dört Pir ve Dar Kavramı
Alevilikte Dar nedir? Dar-ı Mansur, Dar-ı Fazlı, Dar-ı Nesîmî ve Dar-ı Fatıma üzerinden rızalık, hesap verme ve Yol uğruna bedelin anlamı.
-
Ekmek ve Adalet
Adalet yalnızca mahkemelerde aranan bir hak değildir. Hasret Anıl; ekmek, emek, ekonomik yaşam, insan onuru, rızalık ve doğayla ilişkimiz üzerinden adaletin günlük yaşamdaki karşılığını sorguluyor.
-
Kadir Kıymet Bilmek Üzerine
Kadir kıymet bilmek yalnızca teşekkür etmek değildir. Türkan Doğan; emeği görmek, gönlü gözetmek, vefayı korumak ve insanı taşıdığı can üzerinden değerlendirmek üzerine düşünüyor.
-
Bir Cana Şahidim: Sami Kılıç’ın Türküsünde Yolun Nefesi
Türkan Doğan, Sami Kılıç’ı yalnızca türkü söyleyen bir sanatçı olarak değil; Pir Sultan’ın sözünü, tevazuyu ve Yol’un nefesini yaşamında taşıyan bir can olarak anlatıyor.
-
Kadının Özgürlüğü
Hasret Anıl, kadın özgürlüğünü sosyalist kadın hareketinin emek ve sınıf perspektifinden ele alırken; ekonomik bağımsızlık, kadın-erkek eşitliği ve Alevi toplumunda “canların eşitliği” üzerine düşünmeye çağırıyor.
-
Alevilikte “Can” Olmak: Eşitlik, Kadın Mücadelesi ve Örgütlü İrade
Alevilikte “Can” Olmak: Eşitlik, Kadın Mücadelesi ve Örgütlü İrade “Can” olmak, farklılıklarımızı ortadan kaldırmak değil; hiçbir farklılığı diğer insan üzerinde üstünlük ve egemenlik gerekçesine dönüştürmemektir….

