Muharrem Ertaş, yalnızca büyük bir bozlak ustası değil; Orta Anadolu’nun Abdal müzik geleneğini sesiyle, sazıyla ve yaşamıyla taşıyan en önemli kültür aktarıcılarından biridir. Onun sanatında gurbet, yoksulluk, sevda, ölüm, ayrılık ve insanın iç dünyası; kuru bir folklor malzemesi değil, doğrudan yaşanmış hayatın kendisidir.
MUHARREM ERTAŞ: BOZLAĞIN, ABDAL GELENEĞİNİN VE ANADOLU HAFIZASININ USTASI
Muharrem Ertaş, Kırşehir ve çevresinde gelişen Abdal müzik geleneğinin en güçlü temsilcilerinden biri olarak kabul edilir. Özellikle Avşar ve Türkmen bozlaklarını “Abdal ağzı” ile yorumlama biçimi, sonraki kuşaklar üzerinde derin iz bırakmıştır. Kültür ve Turizm Bakanlığı kaynakları da onu bu yorum geleneğinin en önemli ustalarından biri olarak tanımlar. (YAKAGEM)
Muharrem Ertaş’ın önemi yalnızca iyi saz çalması ya da güçlü bir sese sahip olması değildir.
Asıl önemi, yüzyıllar boyunca sözlü olarak aktarılan bir kültürü kendi sesiyle geleceğe taşımasıdır.
Abdal geleneğinin içinden gelen bir usta
Muharrem Ertaş’ın sanatını anlamak için önce Abdallık geleneğini anlamak gerekir.
Bu gelenek yalnızca müzik icra etmekten ibaret değildir.
Düğünler, köy eğlenceleri, ağıtlar, halaylar, semahlar, uzun havalar, bozlaklar ve gündelik hayatın pek çok ritüeli bu kültürün içinde yaşatılmıştır. Akademik çalışmalar, Abdal topluluklarının Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan saz-söz kültürünün ve âşıklık geleneğinin önemli taşıyıcılarından biri olduğunu ortaya koyuyor. (DergiPark)
Muharrem Ertaş da bu kültürün içinde yetişti.
Onun için müzik bir meslekten önce bir yaşam biçimiydi.
Saz düğünde çalınırdı.
Ağıtta çalınırdı.
Sevinçte çalınırdı.
Yasta çalınırdı.
Ve insanın söyleyemediği şeyleri bazen bozlak söylerdi.
Bozlak nedir?
Bozlak, Orta Anadolu’nun en güçlü uzun hava biçimlerinden biridir.
Kırşehir Kültür ve Turizm Müdürlüğü, bozlakların yiğitleme, güzelleme, yanık, ağıtlama ve kerem bozlağı gibi türlere ayrıldığını; çoğunlukla tiz seslerden başlayıp karar sesine doğru inen güçlü bir icra yapısına sahip olduğunu belirtir. Muharrem Ertaş da bu türün önde gelen ustaları arasında gösterilir. (Kırşehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü)
Ama bozlağı yalnızca teknik terimlerle anlatmak yeterli değildir.
Bozlak biraz da insanın içinden kopan uzun bir çığlıktır.
Gurbetin…
Sevdanın…
Kaybın…
Yalnızlığın…
Yoksulluğun…
Ve bozkır insanının içine attığı acının sesidir.
Muharrem Ertaş bu sesi olağanüstü bir tavırla yorumladı.
Sözü değil, duyguyu taşıyan bir icra
Muharrem Ertaş’ın sanatında yalnızca söz önemli değildir.
Sesin kırılması…
Uzayan nefes…
Bağlamanın beklemesi…
Bir kelimenin üstünde uzun süre durması…
Bütün bunlar anlatının parçasıdır.
Bu nedenle onun bozlakları yalnızca “dinlenen türkü” değildir.
Yaşanmışlık hissi taşır.
Akademik araştırmalar da Muharrem Ertaş’ı bozlak türünün en önemli icracılarından biri olarak değerlendiriyor; hatta bazı araştırmacılar onu “bozlağın gelmiş geçmiş en usta icracılarından” biri olarak tanımlıyor. (DergiPark)
Anadolu insanının hayatı sazına nasıl yansıdı?
Muharrem Ertaş’ın sanatında büyük siyasi sloganlar veya doğrudan ideolojik söylemler aramak yanlış olur.
Onun toplumsal duruşu başka bir yerde durur.
Yaşamın içinde.
Yoksulun hayatında.
Göçte.
Düğünde.
Ölümde.
Ayrılıkta.
Gurbet yolunda.
Abdal topluluklarının tarihsel olarak yaşadığı ekonomik ve toplumsal dışlanma da bu sanatın arka planında bulunur.
Dolayısıyla Muharrem Ertaş’ın müziği, doğrudan siyasi manifesto değildir.
Ama Anadolu’nun alt sınıflarının ve kırsal hayatın yaşanmışlığını taşıdığı için güçlü biçimde toplumsaldır.
Sınıfsal ve kültürel görünmezlik
Abdal toplulukları yüzyıllar boyunca müzik ve düğün kültürünün önemli taşıyıcıları oldular.
Ama aynı zamanda çoğu zaman toplumun kenarında yaşadılar.
Müziklerinden yararlanıldı.
Düğünlere çağrıldılar.
İnsanların sevincine ve yasına ses verdiler.
Fakat kendileri her zaman eşit toplumsal statüye sahip olmadılar.
Bu çelişki Muharrem Ertaş’ın yaşamının anlaşılması açısından önemlidir.
Çünkü onun temsil ettiği kültür, uzun yıllar boyunca akademilerin ve konservatuarların merkezinde değil, köylerde ve düğün meydanlarında yaşadı.
Bugün üniversitelerde incelenen birçok tavır, aslında bu insanların kuşaktan kuşağa taşıdığı sözlü kültürün ürünüdür.
Kaybolmaya yüz tutan bir kültürü taşıdı
Kırşehir Kültür ve Turizm Müdürlüğü, bozlak ve Abdal kültürünün zamanla unutulma tehlikesi yaşadığını ve bu kültürün korunması amacıyla kurumsal çalışmalar yapıldığını açıkça belirtir. Muharrem Ertaş da bu geleneğin geçmişi bugüne bağlayan temel isimlerinden biri olarak değerlendirilir. (Kırşehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü)
Bu nedenle Muharrem Ertaş’ın bıraktığı miras yalnızca ses kayıtlarından ibaret değildir.
O bir kültürel aktarım halkasıdır.
Kendisinden önceki âşıkların şiirlerini aldı.
Onları kendi üslubuyla havalandırdı.
Kendinden sonraki kuşaklara aktardı.
Böylece şiir, saz ve ses birbirine bağlandı.
Âşık Said ve Dadaloğlu gibi ozanların şiirlerini yaşattı
Muharrem Ertaş’ın önemli yönlerinden biri de başka âşıkların şiirlerini bozlak formunda yeniden seslendirmesidir.
Yakın dönem akademik araştırmalar, Âşık Said ve Dadaloğlu gibi halk ozanlarının şiirlerinin Muharrem Ertaş ve diğer Abdal sanatçılar tarafından havalandırılarak bozlağa dönüştürüldüğünü ortaya koyuyor. (DergiPark)
Bu kültürde sanatçı yalnızca “eser sahibi” değildir.
Aynı zamanda taşıyıcıdır.
Başkasının şiirini alır.
Kendi sesiyle yeniden kurar.
Ve toplumun hafızasına bırakır.
Bu nedenle sözlü kültürde eser sahipliği modern müzik endüstrisindeki kadar keskin değildir.
Muharrem Ertaş ve Neşet Ertaş
Muharrem Ertaş’ın adı bugün çoğu zaman oğlu Neşet Ertaş ile birlikte anılır.
Ama bu ilişki yalnızca baba-oğul ilişkisi değildir.
Aynı zamanda çok önemli bir usta-çırak ilişkisidir.
Neşet Ertaş çocuk yaşta babasıyla birlikte düğünlere gitmiş, sazı ve bozlak geleneğini büyük ölçüde ondan öğrenmiştir. Kültür Bakanlığı kaynakları Neşet Ertaş’ı, babası Muharrem Ertaş’ın taşıdığı Türkmen/Abdal müzik birikiminin yeni kuşak yorumcusu olarak değerlendirir. (Kırşehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü)
Ama burada çok önemli bir ayrım vardır.
Neşet Ertaş yalnızca babasını taklit etmedi.
Kendi sesini geliştirdi.
Muharrem Ertaş daha çok bozlağın büyük ustası olarak anılırken, Neşet Ertaş özellikle türkü üretimi ve kendi özgün eserleriyle farklı bir alan oluşturdu. Bu baba-oğul ilişkisi akademik çalışmalarda da özgünlük ve sanatsal etkilenme açısından incelenmektedir. (DergiPark)
Bir ustanın büyüklüğü: Oğlunun bile yanında çekinmesi
Muharrem Ertaş’ın sanatındaki otoriteyi gösteren en güçlü örneklerden biri Neşet Ertaş’ın kendi anlatımıdır.
Neşet Ertaş, Türkiye çapında tanınmış bir sanatçı olduğu dönemlerde bile babasının yanında özellikle bozlak söylemekten çekindiğini anlatmıştır. Akademik kaynaklar bu anlatıyı Muharrem Ertaş’ın bozlak üzerindeki olağanüstü ustalığının göstergelerinden biri olarak değerlendirir. (DergiPark)
Bu, yalnızca aile içi saygı değildir.
Bir ustalık hiyerarşisidir.
Çünkü geleneksel sanatlarda usta yalnızca öğreten kişi değildir.
Ölçüdür.

Muharrem Ertaş’ın toplumsal yeri
Muharrem Ertaş’ın toplumsal önemini birkaç başlık altında değerlendirmek mümkündür.
O, Abdal kültürünün görünürleşmesine katkı sundu.
Bozlak geleneğini gelecek kuşaklara aktardı.
Orta Anadolu’nun sözlü kültürünü yaşattı.
Köy hayatını ve Anadolu insanının duygularını müziğe taşıdı.
Âşık şiirini ses ve saz yoluyla yeniden üretti.
Ve yetiştirdiği Neşet Ertaş aracılığıyla bu mirasın Türkiye sınırlarını aşmasına zemin hazırladı.
Bu nedenle onu yalnızca “Neşet Ertaş’ın babası” olarak tanımlamak ciddi bir eksiklik olur.
Muharrem Ertaş kendi başına büyük bir kültür insanıdır.
Onun mücadelesi neydi?
Muharrem Ertaş’ın mücadelesi modern anlamda siyasi bir örgütlenme mücadelesi değildi.
Onun mücadelesi daha sessizdi.
Geçimini sanatla sağlamak.
Abdal kültürünün içinde var olmak.
Kendi sesini korumak.
Köyden köye, düğünden düğüne dolaşırken sazını yaşatmak.
Bir sonraki kuşağa bildiklerini aktarmak.
Unutulmaya yüz tutan bir müzik dilini korumak.
Bazen kültürel mücadele tam da budur.
Bir geleneği kitaplarda değil, yaşayarak korumak.
Yoksulluk, gurbet ve insanlık hâli
Bozlakların büyük bölümünün keder, ayrılık ve gurbet temalarıyla ilişkili olması tesadüf değildir. TRT repertuarındaki bozlaklar üzerine yapılan güncel bir araştırma da keder temalı şiirlerin ağırlığına ve Muharrem Ertaş’ın bu repertuarın önemli kaynak kişilerinden biri olduğuna dikkat çekiyor. (DergiPark)
Bu yüzden Muharrem Ertaş’ın sesi dinlendiğinde yalnızca bireysel bir acı duyulmaz.
Bir coğrafyanın duygusu duyulur.
Bir halkın yüzyıllar boyunca yaşadığı göçler…
Geçim sıkıntıları…
Ayrılıklar…
Ve kader karşısındaki sabır.
Duruşunun özü: Gösterişsiz ama köklü
Muharrem Ertaş’ın sanatında gösteriş yoktur.
Sade bir saz.
Güçlü bir ses.
Ve söz.
Onun temsil ettiği ustalık biraz da burada yatar.
Sanatı süslemekten çok özüne ulaşmak.
Kendi kültürünü küçümsememek.
Popüler olmak için tavrını değiştirmemek.
Kendi yöresinin ağzını ve müzik dilini korumak.
Bu yüzden onun mirası bugün dahi sahicilik duygusu taşır.
Kültürel hafıza açısından önemi
Muharrem Ertaş gibi sanatçılar olmasaydı Anadolu’nun sözlü kültürünün önemli bir bölümü bugüne ulaşamayabilirdi.
Çünkü bu gelenekte nota ikinci plandadır.
Kayıt ikinci plandadır.
Asıl arşiv insanın kendisidir.
Ustanın hafızasıdır.
Parmaklarıdır.
Sesidir.
Muharrem Ertaş tam anlamıyla böyle bir canlı arşivdi.
Bugün elimizdeki kayıtlar yalnızca müzik kaydı değildir.
Geçmiş bir dünyanın ses kayıtlarıdır.
Bugünden Muharrem Ertaş’a bakmak
Bugün dijital ortamda dünyanın herhangi bir yerindeki müziğe saniyeler içinde ulaşabiliyoruz.
Ama kültürün yaygınlaşması her zaman kültürün korunması anlamına gelmez.
Yerel ağızlar kaybolabilir.
İcra biçimleri standartlaşabilir.
Usta-çırak ilişkisi kopabilir.
Ezgi yaşayabilir ama ruhu kaybolabilir.
Muharrem Ertaş’ın mirası bu nedenle bugün daha da değerlidir.
Bize şunu hatırlatır:
Bir kültürü yaşatmak, yalnızca eserlerini saklamak değildir; o kültürün nasıl üretildiğini, kimler tarafından taşındığını ve hangi toplumsal hayatın içinden doğduğunu da bilmektir.
Bizim bakışımız
Muharrem Ertaş’ı anmak, yalnızca geçmişte yaşamış büyük bir saz ustasını anmak değildir.
Abdal kültürünü hatırlamaktır.
Sözlü geleneğin değerini bilmektir.
Köylerde yaşayan kültürün şehir kültüründen daha değersiz olmadığını kabul etmektir.
Sanatın akademiden önce halkın yaşamında var olduğunu hatırlamaktır.
Ve kültürün taşıyıcısı olan insanlara hak ettikleri değeri vermektir.
Muharrem Ertaş sazıyla büyük nutuklar atmadı.
Ama sesi bozkırın üzerinden geçti.
Neşet Ertaş’a ulaştı.
Yeni kuşaklara ulaştı.
Bugün hâlâ dinleniyor.
Çünkü bazı sesler yalnızca bir insanın sesi değildir.
Bir coğrafyanın, bir geleneğin ve bir halk hafızasının sesidir.
MUHARREM ERTAŞ’I SAYGI VE ÖZLEMLE ANIYORUZ.
Bozlağın yanık sesiyle,
Abdal geleneğine bıraktığı mirasla,
sazı ve sözüyle Anadolu’nun kültürel belleğinde yaşamaya devam ediyor.
Geçmişten bugüne, ustadan çırağa, sazdan söze…

-
12 MART 1971
12 Mart 1971 yalnızca hükümete verilmiş bir askerî muhtıra değildi. Seçilmiş siyasetin askerî vesayet altına alınması, parlamenter düzenin baskı altına sokulması, temel hak ve özgürlüklerin…
-
Kirtim Kirt: Enver Gökçe’nin Şiirinde Madde, Emek ve Direniş
Enver Gökçe’nin “Kirtim Kirt” şiiri; maddenin dönüşümünden insanın ortaya çıkışına, emekten mülkiyete ve iktidara uzanan çok katmanlı bir düşünce dünyası kuruyor. Şiirin dokuma tezgâhını andıran ritmi, Enver Gökçe’nin hapishane deneyimiyle birleşerek emeğin, direnişin ve toplumsal tarihin güçlü bir metaforuna dönüşüyor.
-
Pir Sultan Abdal’ı Anma Günleri
“Pir Sultan’ın mirası yalnızca geçmişte kalmış bir ozanın mirası değildir. Onun sözü, farklı dönemlerde hak arayanların ve haksızlığa karşı ses yükseltenlerin diliyle yeniden buluşmuştur.” Pir…
-
Hızır Orucu
“Dersim’de Hızır yalnızca çağrılan değil; dara düşenin yanında olduğuna inanılan, lokmada, suda, yolda ve insanın insana uzattığı elde yaşatılan kadim bir umuttur.” Hızır Orucu: Dersim’de…
-
ELİF ANA
Elif Ana’yı yalnızca bir ziyaretgâhın adı ya da halk arasında kerametleri anlatılan bir inanç kişiliği olarak görmek eksik kalır. Onun asıl toplumsal gücü; yoksulun, darda…
-
HACI BEKTAŞ VELİ’Yİ ANMA – 16–18 AĞUSTOS
“İncinsen de incitme.” HACI BEKTAŞ VELİ: Sevginin, Eşitliğin ve İnsanlığın Yolunda Anadolu’nun kadim düşünce ve inanç dünyasında derin izler bırakan Hünkâr Hacı Bektaş Veli, yüzyıllar…
