Dersimliler açısından 1937–38, yalnızca geçmişte yaşanmış askerî bir harekât değildir. “Tertele”; öldürülen canların, dağıtılan ailelerin, sürgün edilenlerin, susturulan dilin ve kuşaktan kuşağa aktarılan büyük bir toplumsal travmanın adıdır.
Dersim 1937–38 Tertelesi: Bir Halkın Hafızasında Dinmeyen Yara
Dersim 1937–38’i anlamak için yalnızca devlet arşivlerine, resmî raporlara veya dönemin siyasi söylemlerine bakmak yeterli değildir. Dersimlilerin kendi hafızasına, anlatılarına, ağıtlarına ve kuşaktan kuşağa taşıdıkları tanıklıklara da kulak vermek gerekir.
Çünkü Dersimlilerin hafızasında bu dönem çoğunlukla “Tertele” olarak anılır. Kırmancki/Zazaki sözlü hafızasında kullanılan bu sözcük; büyük kırımı, dağıtılmayı ve felaketi anlatan ağır bir anlam taşır.
Dersimliler 1937–38’i Nasıl Hatırlıyor?
Dersimlilerin önemli bir bölümü yaşananları yalnızca bir “isyanın bastırılması” şeklindeki resmî tarih anlatısıyla açıklamaz.
Onların hafızasında mesele; Dersim’in kendine özgü Kızılbaş-Alevi inanç dünyasının, aşiret ve ocak yapısının, Kırmancki/Zazaki ve Kurmanci dillerinin, geleneklerinin ve toplumsal yaşam biçiminin devletin merkezileştirme ve iskân politikalarıyla karşı karşıya gelmesiyle birlikte düşünülür.
1935 tarihli Tunceli Kanunu ile bölgenin idari ve askerî yapısı yeniden düzenlendi. 1937 ve özellikle 1938’de gerçekleştirilen askerî operasyonlar sırasında çok sayıda insan yaşamını yitirdi; köyler boşaltıldı ve binlerce Dersimli batı illerine sürgün edildi.
Kayıpların kesin sayısı bugün dahi tartışmalıdır. Bu nedenle Dersim’i yalnızca rakamlarla anlatmak da yaşananları anlamaya yetmez.
Çünkü her rakamın ardında bir can vardı.
Pir Seyit Rıza ve Dersim’in Hafızası

Dersim denildiğinde hafızanın en güçlü simgelerinden biri Pir Seyit Rıza‚dır.
Seyit Rıza ve beraberindeki isimler 1937 yılında Elazığ’da yargılandı ve idam edildi. Yargılama sürecinin koşulları ve infazların gerçekleştirilme biçimi daha sonraki yıllarda ciddi tarihsel ve hukuki tartışmaların konusu oldu.
Dersimlilerin toplumsal hafızasında Seyit Rıza yalnızca tarihsel bir şahsiyet değildir. Birçok Dersimli için onurun, teslim olmamanın ve kendi toplumuna sahip çıkmanın sembolüne dönüşmüştür.
Ona atfedilen ve Dersim hafızasında kuşaktan kuşağa aktarılan şu söz de bu nedenle güçlü bir yer edinmiştir:
“Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu; ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun!”
Bu sözün bugün hâlâ hatırlanması, Dersimlilerin yaşananları yalnızca mağduriyet üzerinden anlatmadığını da gösterir. Hafızanın içinde acı kadar direnç, yas kadar onur da vardır.
Sürgün: Tertelenin Başka Bir Yüzü
Dersim 1938’in en ağır sonuçlarından biri de sürgünlerdi.
Aileler parçalandı. İnsanlar doğdukları köylerden çıkarılarak Türkiye’nin farklı bölgelerine gönderildi. Bazı çocukların ailelerinden koparıldığına ilişkin tanıklıklar ve araştırmalar da Dersim hafızasının en acılı başlıklarından birini oluşturdu.
Bu nedenle yaşlı Dersimlilerin anlattığı hikâyelerde yalnızca ölüm yoktur.
Kaybolan kardeşler vardır.
Bir daha dönülemeyen köyler vardır.
Dağlarda bırakılan mezarlar vardır.
Çocuklarını yıllarca arayan analar vardır.
Ve konuşmaya korkulan uzun yıllar vardır.
Tertele böylece yalnızca 1937–38 yıllarında yaşananlarla sınırlı kalmadı. Sonraki kuşakların yaşamına da taşındı.

İnanç, Dil ve Kültür
Dersim’i Dersim yapan yalnızca coğrafyası değildir.
Dersim aynı zamanda ocakları, pirleri, rayberleri, ziyaretleri, kutsal mekânları, dağları, suları, ağaçları, dilleri, deyişleri ve Kızılbaş-Alevi inanç dünyasıyla kendine özgü bir kültürel coğrafyadır.
Dersimlilerin hafızasında doğa ile insan arasında keskin bir ayrım yoktur. Dağ, su, ağaç ve ziyaret yalnızca coğrafi birer unsur değil; toplumsal ve inançsal hafızanın da taşıyıcılarıdır.
Bu nedenle Tertele anlatılarında kaybedilen yalnızca insanlar değildir.
Bir yaşam biçiminin parçalanması, toplumsal bağların dağıtılması ve kültürel hafızanın yaralanması da anlatılır.
Uzun Yıllar Süren Sessizlik
Dersim Tertelesi uzun yıllar ailelerin kendi içinde, çoğu zaman fısıltıyla anlatıldı.
Bazı insanlar çocuklarına bile yaşadıklarını anlatamadı. Korku, yas ve suskunluk birbirine karıştı.
Ama hafıza tamamen yok olmadı.
Bir annenin ağıdında, bir dedenin anlattığı hikâyede, bir ziyaret yerinde, bir mezarın başında, bir deyişte veya sürgündeki bir ailenin memleket özleminde yaşamaya devam etti.
Bugün Dersim üzerine konuşmak bu nedenle yalnızca tarih tartışması yapmak değildir.
Susmak zorunda bırakılmış kuşakların sözünü yeniden duyabilmektir.
Hakikatle Yüzleşmek
Dersimlilerin önemli taleplerinden biri yıllardır hakikatle yüzleşilmesi olmuştur.
2011 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, devlet adına Dersim nedeniyle özür diledi. Bu açıklama Türkiye tarihinde önemli bir dönemeç olsa da Dersim çevrelerinde tartışmalar sona ermedi. Arşivlerin bütünüyle açılması, sürgünlerin ve kayıpların araştırılması, mezar yerlerinin açıklanması ve toplumsal hafızanın tanınması gibi talepler devam etti.
Çünkü yüzleşme yalnızca “üzgünüz” demek değildir.
Yüzleşmek; ne olduğunu anlamak, mağdurların ve onların torunlarının sözünü dinlemek, hakikati ortaya çıkarmak ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için toplumsal bir irade geliştirmektir.
Unutmadık – Unutturmayacağız
DDP72 – Dijital Dergi Platformu olarak Dersim 1937–38’e bakarken Dersimlilerin kendi sözünü ve hafızasını merkeze almanın önemli olduğuna inanıyoruz.
Tertele’yi hatırlamak halkları birbirine düşman etmek değildir.
Tam tersine; geçmişin yaralarıyla yüzleşerek adaletin, eşit yurttaşlığın, inanç özgürlüğünün, kültürel çoğulculuğun ve birlikte yaşamın değerini yeniden hatırlamaktır.
Dersim’in dağlarında susturulan sesler bugün çocuklarının ve torunlarının hafızasında yaşamaya devam ediyor.
Unutmadık.
Unutturmayacağız.
Hakk’a yürüyen canların hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.
Dersim’in acısını da, dilini de, kültürünü de, inancını da, onurunu da hafızamızda yaşatacağız.
Çünkü bir toplumun yarası ancak hakikat konuşulduğunda iyileşmeye başlayabilir.

-
AHMED ARİF
Ahmed Arif’in şiiri yalnızca sevdayı ve hasreti anlatmaz. Onun dizelerinde Anadolu’nun yoksulluğu, mahpusların yalnızlığı, emekçinin alın teri, halkların acısı ve bütün baskılara rağmen insanın başını…
-
Hıdırellez
Hıdırellez; baharın yalnızca toprağa değil, insanın gönlüne de değdiği; umudun, bereketin ve yeni başlangıçların yeniden filizlendiği kadim bir buluşmadır. Hıdırellez: Doğa Uyanır, Gönüller Buluşur (5-6…
-
12 MART 1971
12 Mart 1971 yalnızca hükümete verilmiş bir askerî muhtıra değildi. Seçilmiş siyasetin askerî vesayet altına alınması, parlamenter düzenin baskı altına sokulması, temel hak ve özgürlüklerin…
