Grup Yorum 2

Grup Yorum’un hikâyesi yalnızca bir müzik grubunun kırk yıl boyunca ayakta kalma hikâyesi değildir. Aynı zamanda 12 Eylül sonrasından bugüne Türkiye’nin siyasal, toplumsal ve kültürel çatışmalarının içinde şekillenmiş; emekten, bağımsızlıktan ve sosyalizmden yana tavrını müziğinin merkezine koymuş bir kolektifin hikâyesidir.

GRUP YORUM: TÜRKÜDEN DİRENİŞE, KIRK YILLIK BİR KOLEKTİF HAFIZA

Türkiye’de protest müzik denildiğinde en uzun soluklu ve en tartışmalı örneklerden biri kuşkusuz Grup Yorumdur.

Grup, 1985 yılında, 12 Eylül 1980 askerî darbesinin ağır toplumsal ve siyasal etkilerinin devam ettiği bir dönemde; üniversiteli Ayşegül Yordam, Metin Kahraman, Tuncay Akdoğan ve Kemal Sahir Gürel tarafından kuruldu. İlk albümü Sıyrılıp Gelen, 1987’de yayımlandı. Ardından onlarca albüm, yüzlerce beste ve farklı kuşaklardan çok sayıda müzisyenin katıldığı uzun bir kolektif yolculuk geldi. Cumhuriyet

Grup Yorum’u anlamak için yalnızca müziğine bakmak yetmez.

Çünkü onlar kendilerini hiçbir zaman yalnızca sahnede türkü söyleyen bir müzik topluluğu olarak tanımlamadılar.

İşçi direnişlerine gittiler.

Grevlerde söylediler.

Üniversite eylemlerinde yer aldılar.

Mitinglerde, cenazelerde, mahallelerde ve büyük konser alanlarında şarkı söylediler.

Bu nedenle onların müziği ile siyasal duruşu birbirinden ayrılmaz hale geldi. Bianet

12 Eylül’ün ardından doğan bir ses

Grup Yorum’un ortaya çıktığı yılları hatırlamak gerekir.

12 Eylül darbesi Türkiye’de yalnızca siyasi partileri, sendikaları ve örgütleri dağıtmadı.

Toplumun kültürel hayatında da büyük bir sessizlik yaratmaya çalıştı.

Binlerce insan gözaltına alındı.

İşkence gördü.

Cezaevine girdi.

Siyasi faaliyetler ağır biçimde sınırlandırıldı.

Tam da böyle bir ortamda Grup Yorum ortaya çıktı.

İlk dönem şarkılarındaki dilin sertliği ve mücadele duygusu biraz da bu ortamdan gelir.

Sıyrılıp Gelen adı bile kendi başına bir dönemin ruhunu taşır.

Bir baskı döneminin içinden yeniden söz söylemeye çalışmak…

Ses çıkarmak…

Ve toplumun susturulan kesimlerine müzikle alan açmak.

Müziklerinin temelinde ne vardı?

Grup Yorum’un müzikal dünyası çok geniştir.

Anadolu halk müziği…

Bağlama…

Koro geleneği…

Marş…

Rock…

Latin Amerika devrimci müziği…

Akdeniz ezgileri…

Zaman zaman rap…

Bunların hepsi grubun tarihinde yer buldu.

Grup kendi müziğini çoğunlukla “çağdaş halk müziği” olarak tanımladı. Şarkılarında anti-emperyalizm, sınıfsal eşitsizlik, hapishaneler, işçi mücadeleleri, savaşlar, yoksulluk, aşk, dayanışma ve özgür bir dünya özlemi öne çıktı. Cumhuriyet

Ama Grup Yorum’un önemli özelliklerinden biri yalnızca Türkçe söylememesidir.

Yıllar içerisinde Kürtçe, Lazca, Zazaca, Arapça ve Çerkesçe eserler de seslendirdiler. Böylece Anadolu’nun farklı halklarının dillerini ve müzikal geleneklerini repertuvarlarına taşıdılar. Bianet

Bu yönüyle Grup Yorum’un müziği tek renkli bir kültürel anlayıştan çok, Anadolu’nun çok dilli ve çok kültürlü yapısıyla ilişki kurmaya çalıştı.

Grup Yorum 01

Kolektif olmak

Grup Yorum’un alışılmış müzik gruplarından en büyük farklarından biri kolektif yapısıdır.

Kırk yılda onlarca müzisyen geldi ve gitti.

Ama grup devam etti.

Bir solist etrafında kurulmadı.

Bir yıldız yaratmayı amaçlamadı.

Grubun geçmiş üyeleri bu yapıyı açık biçimde “kolektif üretim” anlayışıyla açıklamıştır. Bir dönem eserlerde bireysel besteci ve söz yazarlarının adlarının geri plana çekilmesi de bu anlayışın sonucu olarak savunuldu. Bianet

Bu nedenle Grup Yorum’un hikâyesi aynı zamanda kişilerin değişmesine rağmen bir kültürel ve siyasi çizginin devam ettirilebilmesinin hikâyesidir.

Belki de onların kırk yıllık varlığındaki en dikkat çekici başarı tam olarak budur:

Grup Yorum bir kişiden ibaret olmadığı için bir kişinin ayrılmasıyla sona ermedi.

Sahneden çıkan büyük kitle

Grup Yorum’un yalnızca küçük politik çevrelere hitap ettiği düşüncesi tarihsel olarak doğru değildir.

Grup yıllar içerisinde çok büyük kitlelere ulaştı.

2010 yılında İstanbul İnönü Stadyumu’nda düzenlenen 25. yıl konserinde on binlerce kişi bir araya geldi; dönemin haberlerinde yaklaşık 55 bin kişilik bir kalabalıktan söz edildi. Bianet

2011 ve 2012’de düzenlenen “Bağımsız Türkiye” konserleri ise Bakırköy’de çok geniş kitleleri buluşturdu. Cumhuriyet’in haberlerinde 2012 konseri “yüz binlerce kişinin” katıldığı bir etkinlik olarak yer aldı. Cumhuriyet

Bu konserlerde çocuklar…

Gençler…

İşçiler…

Öğrenciler…

Yaşlı insanlar…

Birlikte türküler söylediler.

Bu, Grup Yorum’un yalnızca bir müzik grubu olarak değil, belirli bir toplumsal çevrenin kültürel buluşma alanına dönüştüğünü gösteriyordu.

Bir başarı hikâyesi olarak Grup Yorum

Grup Yorum’un başarısını yalnızca albüm satışıyla ölçmek eksik kalır.

Kaynaklarda grubun milyonlarca albüm sattığı ve onlarca albüm yayımladığı belirtiliyor. Cumhuriyet

Ama daha önemli başarı başka bir yerdeydi.

Bir müzik grubunun:

1985’ten 2026’ya kadar, kırk yılı aşan bir süre boyunca,

üyeleri defalarca değişmesine rağmen,

aynı isimle,

aynı kolektif anlayışla,

ve büyük ölçüde aynı politik yönelimle

varlığını sürdürebilmesi Türkiye müzik tarihinde çok ender görülen bir durumdur.

Grup Yorum’dan geçen isimler arasında daha sonra kendi müzik kariyerlerinde önemli yer edinen İlkay Akkaya, Hilmi Yarayıcı, Efkan Şeşen ve Metin Kahraman gibi sanatçılar da bulunuyor. Bianet

Bu anlamda Grup Yorum aynı zamanda bir müzisyen yetiştirme okulu gibi çalıştı.

Emekten yana duruş

Grubun toplumsal bakışının merkezinde sınıfsal meseleler vardır.

İşçiler…

Memurlar…

Gecekondular…

Yoksullar…

Mahpuslar…

Maden işçileri…

Direnen işçiler…

Onların şarkılarında sıklıkla yer buldu.

Grup Yorum işçi grevlerine ve direnişlerine yalnızca uzaktan şarkı yazmadı; birçok eyleme fiilen katılıp konserler verdi. Bianet

Bu nedenle onların “halk” kavramı soyut değildi.

Müziklerini kim için yaptıkları konusunda açık bir siyasi tercihte bulundular.

Emekten yana olduklarını söylediler.

Anti-emperyalizm

Grup Yorum’un düşünsel çizgisinde en belirgin kavramlardan biri anti-emperyalizmdir.

ABD politikalarını…

NATO’yu…

Ortadoğu savaşlarını…

Uluslararası ekonomik bağımlılığı…

Ve Türkiye’nin dış politikadaki ilişkilerini eleştirdiler.

“Bağımsız Türkiye” adıyla düzenledikleri büyük konserler de bu düşünsel çizginin kamusal ifadesiydi. Cumhuriyet

Bu konuda grubun siyasi dili oldukça nettir.

Grup kendisini devrimci ve sosyalist bir çizgide konumlandırır.

Dolayısıyla onların müziğini politik bağlamından koparıp yalnızca “özgün müzik” olarak değerlendirmek mümkün değildir.

Halkların kardeşliği

Grup Yorum’un repertuvarının önemli taraflarından biri, farklı halkların dillerini kullanması ve Türkiye’deki kimlik meselelerine müdahil olmasıdır.

Kürtçe…

Zazaca…

Lazca…

Arapça…

Çerkesçe…

Eserler seslendirdiler. Bianet

Bu, özellikle 1980 ve 1990’ların Türkiye’sinde sembolik açıdan önemliydi.

Dillerin ve kimliklerin yoğun biçimde tartışıldığı yıllarda bu repertuvar tercihi başlı başına politik bir tavırdı.

Grup Yorum’un halkların kardeşliği anlayışı, kültürel farklılıkları yok etmek yerine birlikte yaşama düşüncesine dayandı.

Baskı, davalar ve yasaklar

Grup Yorum’un kırk yıllık hikâyesi aynı zamanda uzun bir hukuk ve baskı hikâyesidir.

Albüm toplatmaları…

Konser yasakları…

Gözaltılar…

Tutuklamalar…

Kültür merkezi baskınları…

Grubun tarihi boyunca tekrarlandı.

2015’te İstanbul ve Ankara’da planlanan 30. yıl konserlerinin valiliklerce yasaklanması buna örneklerden biriydi. Cumhuriyet

Okmeydanı’ndaki İdil Kültür Merkezi çeşitli dönemlerde polis operasyonlarına uğradı; enstrümanların ve nota arşivlerinin zarar gördüğü de basına yansıdı. Bianet

Öte yandan devlet makamları ve savcılıklar yıllar boyunca bazı Grup Yorum üyeleri hakkında DHKP-C ile örgütsel ilişki iddiaları ileri sürdüler. Grup üyeleri ve avukatları ise birçok dosyada bu suçlamaları reddetti; özellikle gizli tanık beyanlarına, konser ve kültürel faaliyetlerin kriminalize edilmesine itiraz ettiler. Bu tartışma, Grup Yorum’un tarihinin en ihtilaflı hukuki ve siyasi başlıklarından biri olmaya devam etmektedir. Bianet

Bir kültür hareketinin tarihini anlatırken bu iki tarafı da görmek gerekir.

Helin Bölek ve İbrahim Gökçek

Grup Yorum tarihinin en ağır dönemeçlerinden biri 2019–2020 yıllarında yaşandı.

Grup üyeleri Helin Bölek ve İbrahim Gökçek, konser yasaklarının kaldırılması, İdil Kültür Merkezi baskınlarının son bulması ve tutuklu grup üyelerinin serbest bırakılması gibi taleplerle açlık grevine, ardından ölüm orucuna başladılar. Bianet

Helin Bölek, 3 Nisan 2020’de, ölüm orucunun 288. gününde yaşamını yitirdi.

İbrahim Gökçek ise 323 günün ardından eylemini sonlandırdı; ancak kısa süre sonra, 7 Mayıs 2020’de yaşamını yitirdi. Bianet

Bu ölümler Türkiye’de hem siyasi baskılar hem de ölüm orucu yönteminin ağır insani sonuçları üzerine büyük tartışmalar yarattı.

Onların ölümünü romantikleştirmek doğru olmaz.

İki genç insan yaşamını kaybetti.

Bu nedenle bu dönem hem devletin ifade ve sanat özgürlüğüne yaklaşımı hem de siyasi mücadelede bedenin ölüm sınırına kadar sürülmesinin etik sonuçları açısından eleştirel biçimde değerlendirilmelidir.

Sanatın bedeli bu kadar ağır olmak zorunda mı?

Grup Yorum’un hikâyesi burada önemli bir soru çıkarıyor:

Bir sanatçı neden sahneye çıkabilmek için mücadele etmek zorunda kalır?

Bir konser neden devlet için güvenlik meselesine dönüşür?

Ve diğer taraftan:

Sanatsal ve siyasi mücadele neden insanların kendi bedenlerini ölüm sınırına götürmek zorunda kaldıkları bir noktaya gelir?

Bu sorular yalnızca Grup Yorum’a ait değildir.

Demokrasiye ilişkindir.

İfade özgürlüğüne ilişkindir.

Ve siyasi mücadele kültürüne ilişkindir.

2025: dijital alanda yeni bir yasak

Baskının biçimi yıllar içinde değişti.

2025 yılında Grup Yorum’un 2006–2024 arasında YouTube’da yayımlanmış en az 454 videosuna, “millî güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gerekçesiyle Türkiye’den erişim engeli getirildi. Bu içeriklerin toplam izlenme sayısının yaklaşık 205 milyon olduğu bildirildi; Spotify’daki bazı içerikler de engellemelerden etkilendi. Bianet

Bu olay Grup Yorum’un hikâyesinde yeni bir dönemi simgeliyor.

Eskiden kaset toplatılıyordu.

Bugün dijital platformlarda içerik görünmez hale getiriliyor.

Teknoloji değişti.

Sansür tartışması ise devam ediyor.

2026’da Grup Yorum nerede?

Bugün, 2026 itibarıyla Grup Yorum hâlâ varlığını sürdürüyor.

Fakat normal bir müzik grubunun çalışma koşullarından oldukça uzak bir tablo bulunuyor.

Bianet’in Ağustos 2026 tarihli haberlerinde Grup Yorum çevresindeki tutuklamalar ve cezaevi koşulları hâlâ gündemde. 2025’te yayımlanan haberlerde de grup üyeleri ve “Grup Yorum emekçileri”nin farklı cezaevlerinde bulunduğu aktarılıyordu. Bianet

2025’te grubun kuruluşunun 40. yılı kutlandı. Aynı dönemde hem dijital erişim engelleri hem tutuklamalar hem de konser yasakları tartışılmaya devam etti. Cumhuriyet

2026’da da Grup Yorum kendi eserlerinin siyasi aktörler tarafından izinsiz propaganda amacıyla kullanılmasına müdahale etti; örneğin “Haklıyız Kazanacağız” eserinin bir CHP etkinliğinde kullanılmasına açıkça itiraz etti. Bu da grubun herhangi bir ana akım siyasi partinin kültürel uzantısı olarak görülmek istemediğini gösteriyor. Cumhuriyet

Grup Yorum 3

Onları yalnızca mağduriyet üzerinden anlatmak da eksik olur

Grup Yorum’a ilişkin anlatılarda bazen yalnızca baskılar öne çıkar.

Ama kırk yıllık hikâyenin tamamı bundan ibaret değildir.

Milyonlarca dinleyici…

Onlarca albüm…

On binleri ve zaman zaman yüz binleri bulan konserler…

Yeni kuşak müzisyenler…

Türkiye’den Avrupa’ya uzanan dinleyici ağı…

Ve birçok insanın hayatında yer etmiş yüzlerce şarkı…

Bunların hepsi de hikâyenin parçasıdır.

Bu nedenle Grup Yorum bir başarı hikâyesidir.

Ama klasik anlamda bir müzik endüstrisi başarı hikâyesi değildir.

Şirketler tarafından yaratılmış bir marka değildir.

Tek bir yıldız solistin kariyeri değildir.

Bir kolektifin kırk yıl boyunca kendisini yeniden üretebilmesinin hikâyesidir.

Neden bu kadar uzun yaşayabildiler?

Çünkü bir şarkıcıya bağlı değillerdi.

Bir insan ayrıldı.

Başka biri geldi.

Bir dönem kadın sesi öne çıktı.

Başka bir dönem erkek vokaller.

Kimi zaman büyük bir orkestra oldular.

Kimi zaman birkaç müzisyen kaldılar.

Ama şarkılar yaşamaya devam etti.

Bu nedenle Grup Yorum’un gerçek “solisti” belki de hiçbir zaman tek bir kişi olmadı.

Grubun hafızasıydı.

Ve o hafızanın merkezinde de kolektiflik vardı.

Toplumsal hafızadaki yerleri

Türkiye’nin yakın tarihini yalnızca ders kitaplarından okumayan bir kuşak vardır.

Maraş’ı…

12 Eylül’ü…

Cezaevlerini…

İşçi direnişlerini…

Madencileri…

Öldürülen devrimcileri…

Filistin’i…

Latin Amerika’yı…

Ve birçok toplumsal olayı şarkılar aracılığıyla da öğrendiler.

Grup Yorum’un Türkiye’deki kültürel etkisi biraz da buradadır.

Şarkılar bazen bir tarih anlatısına dönüştü.

Bazen ağıda.

Bazen marşa.

Bazen halaya.

Bazen de bir aşk türküsüne.

Alevi toplumsal hafızasıyla kesiştikleri yer

Grup Yorum doğrudan bir Alevi müzik grubu değildir.

Bunu ayırmak gerekir.

Ancak Alevi toplumsal hafızasının önemli temalarıyla onların müziğinin kesiştiği çok alan vardır:

Adalet.

Mazlumdan yana olmak.

Katliamlarla yüzleşmek.

Halkların kardeşliği.

Emek.

Muhalif söz.

Pir Sultan geleneğindeki baş eğmeme.

Bu nedenle Grup Yorum’un eserleri Alevi toplumunun önemli bir bölümünde de güçlü bir karşılık bulmuştur.

Çünkü Pir Sultan’ın yüzyıllar önce söylediği itiraz ile modern protest müziğin itirazı arasında biçim değişse de ortak bir damar bulunabilir:

Haksızlık karşısında söz söylemek.

Eleştiriden muaf değiller

Bir grubu sevmek, onu eleştirinin dışında bırakmak anlamına gelmez.

Grup Yorum’un siyasal dili zaman zaman sert ve kutuplaştırıcı bulunmuştur.

Silahlı devrimci hareketlere yaklaşımı, bazı siyasi olaylardaki tavırları ve özellikle DHKP-C bağlamındaki iddialar uzun yıllardır ciddi tartışmalara konu olmaktadır.

Aynı şekilde ölüm orucu gibi yöntemler de etik ve siyasi açıdan eleştirilmiştir.

Bunların tartışılması gerekir.

Çünkü gerçek bir toplumsal hafıza yalnızca sevdiğimiz tarafları hatırlamaz.

Çelişkileri de görür.

Yanlışları da tartışır.

Ama bir başka ilke de aynı derecede önemlidir:

Bir sanatçının görüşlerine katılmamak, onun sanat yapma, konser verme ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılması anlamına gelmemelidir.

Grup Yorum’un kırk yıllık hikâyesinin özü

1985’te dört üniversite öğrencisi bir araya geldi.

Bir grup kurdular.

İlk albüm çıktı.

Sonra üyeler değişti.

Yeni kuşaklar geldi.

Albüm yasaklandı.

Başka albüm çıktı.

Konser yasaklandı.

Başka yerde konser yapıldı.

Kaset toplatıldı.

Şarkılar elden ele dolaştı.

İnternet geldi.

Şarkılar milyonlarca kez izlendi.

Bu kez videolara erişim engeli geldi.

İnsanlar tutuklandı.

Bazıları yıllar sonra çıktı.

Bazıları yaşamını yitirdi.

Ama kırk yıl sonra adı hâlâ aynı:

Grup Yorum.

Bunu yalnızca siyasi örgütlülükle açıklamak yetmez.

Ortada çok güçlü bir kültürel üretim de vardır.

İnsanlar yalnızca siyasi görüşleri için bir şarkıyı kırk yıl dinlemez.

O şarkıda kendilerinden bir şey buldukları için dinlerler.

Bir ana ağıdını…

Bir işçinin öfkesini…

Bir gencin umudunu…

Bir mahpusun özlemini…

Bir halkın halayını…

Ve bazen yalnızca güzel bir melodiyi…

Başarılarının gerçek ölçüsü

Müzik piyasasında başarı çoğu zaman satış rakamıyla ölçülür.

Grup Yorum’un başarı ölçüsü biraz farklıdır.

Bir şarkının kaç milyon sattığından çok;

kaç kuşağın o şarkıyı hâlâ birlikte söyleyebildiğidir.

1980’lerde genç olan bir insan bugün altmışlı yaşlarında.

Onun çocuğu da Grup Yorum dinleyebiliyor.

Bazen torunu da.

İşte kültürel devamlılık tam olarak budur.

Bugün geriye ne kalıyor?

Grup Yorum’un kırk yıllık tarihinden geriye yalnızca albümler kalmıyor.

Bir soru kalıyor:

Sanat toplumdan bağımsız olabilir mi?

Grup Yorum bu soruya kırk yıldır aynı cevabı veriyor:

Hayır.

Onlara göre sanat yaşanan hayattan ayrı değildir.

İnsan açsa…

İşçi sömürülüyorsa…

Bir halkın dili yasaklanıyorsa…

Savaş varsa…

Cezaevleri varsa…

Sanatçı bunlara sırtını dönemez.

Bu görüşe katılabilirsiniz.

Eleştirebilirsiniz.

Ama Grup Yorum’un kendi tarihi boyunca bu çizgiyi büyük ölçüde değiştirmediğini teslim etmek gerekir.

Ve belki de onların en büyük başarısı tam olarak budur:

Kırk yıl boyunca, bütün üye değişimlerine, yasaklara, tutuklamalara, ağır kayıplara ve tartışmalara rağmen kendi sözlerini söylemeye devam etmeleri.

Bir grup başladı.

Sonra bir kuşak oldu.

Bir kuşak geçti.

Başka kuşak geldi.

Ama türküler kaldı.

Bu nedenle Grup Yorum’un hikâyesi yalnızca bir müzik grubunun hikâyesi değildir.

Türkiye’nin son kırk yıllık toplumsal ve siyasal tarihine düşülmüş uzun, tartışmalı ama silinmesi mümkün olmayan bir müzik notudur.

Grup Yorum’u anlamak; ne onları yalnızca kahramanlaştırmakla ne de yalnızca kriminalize etmekle mümkündür.

Onları müzikleriyle, sosyalist dünya görüşleriyle, emek ve bağımsızlık vurgularıyla, halkların kardeşliği anlayışlarıyla, karşılaştıkları ağır baskılarla, tartışmalı siyasi tercihleriyle ve kırk yıldır süren kolektif üretimleriyle birlikte değerlendirmek gerekir.

Çünkü tarih de kültür de ancak bütün çelişkileriyle okunduğunda anlamlıdır.

Grup Yorum, bugün de bütün tartışmaların, yasakların ve ağır bedellerin ortasında şarkılarını söylemeye çalışan bir kolektif olarak yoluna devam ediyor.

Ve onların kırk yıllık hikâyesinden geriye en güçlü cümle belki de şudur:

Bir türkü bazen yalnızca türkü değildir; bir kuşağın hafızasıdır.

Grup Yorum 1

  • | |

    ELİF ANA

    Elif Ana’yı yalnızca bir ziyaretgâhın adı ya da halk arasında kerametleri anlatılan bir inanç kişiliği olarak görmek eksik kalır. Onun asıl toplumsal gücü; yoksulun, darda…

  • HRANT DİNK

    Hrant Dink’i yalnızca öldürülen bir gazeteci olarak anmak eksik kalır. Onu asıl anlatan; geçmişin acılarıyla yüzleşirken yeni düşmanlıklar üretmemeye çalışan dili, Ermeni toplumunun sesi olma…

  • TAHİR ELÇİ

    Tahir Elçi’yi yalnızca öldürülen bir baro başkanı olarak anmak eksik kalır. Onu asıl anlatan; hukuk karşısında herkesin eşit olması gerektiğine duyduğu inanç, Kürt meselesinde barışçıl…

  • ORHAN KEMAL

    Orhan Kemal, yoksulluğu uzaktan seyrederek değil, onun içinde yaşayarak yazdı. Fabrikanın gürültüsünü, işçinin nasırlı ellerini, ırgatın güneş altında geçen gününü, işsizliği ve ekmek kavgasını edebiyatın…

  • AHMED ARİF

    Ahmed Arif’in şiiri yalnızca sevdayı ve hasreti anlatmaz. Onun dizelerinde Anadolu’nun yoksulluğu, mahpusların yalnızlığı, emekçinin alın teri, halkların acısı ve bütün baskılara rağmen insanın başını…

  • |

    HACI BEKTAŞ VELİ’Yİ ANMA – 16–18 AĞUSTOS

    “İncinsen de incitme.” HACI BEKTAŞ VELİ: Sevginin, Eşitliğin ve İnsanlığın Yolunda Anadolu’nun kadim düşünce ve inanç dünyasında derin izler bırakan Hünkâr Hacı Bektaş Veli, yüzyıllar…