Makineler Calisirken Insan Nasil Yasayacak 10 12

İnsan yalnız geçimini sağlamak için yaşamaz. Fakat hayatının anlamını da başkalarının onun adına belirlemesi gerekmez. Teknolojinin açabileceği en değerli alanlardan biri, insanın zamanını ve yeteneklerini nasıl değerlendireceğine daha özgürce karar verebilmesidir.

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Geçinmenin Ötesinde: İnsan Ne İçin Yaşayacak?

Makineler Çalışırken İnsan Nasıl Yaşayacak?
Yapay Zekâ, Mülkiyet, Yönetim ve Ortak Gelecek
Onuncu Bölüm | 10/12

Sabah Kalkınca Nereye Gideceğiz?

Bir gelecek ihtimali düşünelim.

Bazı işler makinelerle daha kısa sürede yapılabiliyor. İnsanların çalışma süresi azalmış; geçim güvencesini koruyan düzenlemeler de kurulmuş olsun.

Bu, gerçekleşeceği kesin bir gelecek değil. Teknik gelişmenin yanında ekonomik ve siyasal tercihler gerektiren bir düşünce senaryosu.

Böyle bir toplumda sabah kalktığımızda ne yapacağız?

Birimiz öğrenmek istediği bir konuya zaman ayırabilir. Birimiz torunuyla vakit geçirmek, bir başkası müzik yapmak veya ortak bir bahçede çalışmak isteyebilir.

Birimiz de önce dinlenmek isteyebilir. Yıllarca yetişmeye çalıştığı hayatın ardından, kendi isteğinin ne olduğunu anlamak için zamana ihtiyaç duyabilir.

Bu soruya hemen “İnsan boş duramaz” diye cevap vermeyelim.

Belki de önce, neden insanın değerini sürekli bir şey yetiştirmesine bağladığımızı sormalıyız.

Önceki bölümde geleceğe katılmanın eşitsiz koşullarını tartıştık. Şimdi o katılımın insanın hayatında nasıl bir anlam bulabileceğine bakalım.

İş Azalırken Neler Değişebilir?

Ücretli iş yalnız gelir sağlamaz. Günün düzenini, insanlarla ilişkilerimizi ve kendimizi anlatma biçimimizi de etkileyebilir.

Dünya Sağlık Örgütü, insana yakışır işin geçimin yanında amaç ve başarı duygusunu, olumlu ilişkileri ve günlük düzeni destekleyebildiğini belirtiyor. Aynı açıklama; aşırı iş yükü, ayrımcılık, güvencesizlik ve düşük kontrolün ruh sağlığı açısından risk oluşturabildiğini de vurguluyor. DSÖ — İşyerinde ruh sağlığı

Dolayısıyla buradan “Her iş insanı iyi hissettirir” veya “İşi olmayan insan anlamlı yaşayamaz” sonucu çıkmaz.

Ancak çalışma hayatı değişirken yalnız ücret kaybını konuşmak da eksik kalabilir. Bir kişinin yıllardır içinde bulunduğu çevre, öğrendiği beceriler ve kendisini gerekli hissettiği ilişkiler de değişebilir.

“İş Azalırsa İnsanın Toplumdaki Yeri Ne Olacak?” yazımızdaki soru burada başka bir boyut kazanıyor:

Geçimi korurken insanın ilişkilerini, sözünü ve kendi hayatına yön verme gücünü de nasıl koruyacağız?

Herkesin Büyük Bir Amacı mı Olmalı?

Geleceği konuşurken bazen çok güzel görünen başka bir beklenti kuruyoruz:

İnsanlar zorunlu işlerden kurtulunca bilimle, sanatla ve araştırmayla uğraşacak.

Bunlar değerli ihtimaller. Fakat herkesin aynı şeyi istemesi gerekmiyor.

Bir insan yeni bir buluş yapmak isteyebilir. Bir başkası çocuklarla ilgilenmeyi, eski bir eşyayı onarmayı veya arkadaşlarıyla sohbet etmeyi tercih edebilir.

Herkesi araştırmacı yapamayız. Herkesin kendisini bir sanat eseriyle kanıtlamasını da bekleyemeyiz.

İnsanları ücretli üretim üzerinden sıralamayı bırakıp bu kez “Kim daha yaratıcı, daha etkin, daha faydalı?” diye sıralarsak, eski baskıyı başka bir adla sürdürebiliriz.

Yaşamak için değerimizi sürekli kanıtlamak zorunda olmadığımız bir anlayışa ihtiyacımız var.

Dinlenmek de Hayatın İçinde

Her boş saat doldurulması gereken bir eksiklik değildir.

Yürümek, düşünmek, bir ağacın altında oturmak veya hiçbir hedef koymadan müzik dinlemek de hayatın parçasıdır.

Burada sorumluluklardan bütünüyle çekilmeyi önermiyorum. Birlikte yaşamak karşılıklı özen gerektirir. Fakat bu sorumluluk, insanın bütün zamanının başkaları tarafından planlanmasını haklı çıkarmaz.

Bir kişinin kısa süre yalnız kalmayı seçmesiyle, istemediği hâlde ilişkilerden kopmuş olması da aynı şey değildir.

İhtiyacımız, herkes için tek bir günlük program hazırlamak değil; insanların kendi ritimlerini kurabilecekleri güvenceleri ve imkânları geliştirmektir.

Aidiyet Kendiliğinden Oluşur mu?

Geliri güvenceye alınmış bir insan yine de kendisini yalnız veya dışlanmış hissedebilir.

OECD’nin 2025 tarihli sosyal ilişkiler raporu, insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerin miktarı ve niteliğini birlikte ele alıyor. Yüz yüze görüşme, sosyal destek ve yalnızlık gibi farklı boyutları inceliyor; ilişkilerin geliştiği fiziksel ve dijital ortamların önemini de tartışıyor. OECD — Sosyal ilişkiler ve yalnızlık

Buradan çıkarabileceğimiz öneri, geleceğin politikasını yalnız gelir aktarımıyla sınırlamamaktır.

Kütüphaneler, parklar, kültür merkezleri, ortak atölyeler ve erişilebilir buluşma yerleri için de alan açılabilir. Böyle yerlerin kurulması kadar, insanlar tarafından nasıl yönetildiği de önemlidir.

Bir topluluğa katılmak, kişinin kendisinden vazgeçmesini gerektirmemelidir. Farklı düşünenin de yer bulabildiği bir ortam, aidiyeti itaate dönüştürmeden güçlendirebilir.

Gönüllülük Yeni Bir Mecburiyet Olmasın

Ücretli çalışma azalırsa, insanların ortak işlere daha çok zaman ayırması mümkün olabilir.

Bir köyün arşivini düzenlemek, gençlerle birlikte öğrenmek veya mahallede bir etkinlik hazırlamak değerli katkılardır.

Fakat “Artık boş zamanınız var, bunları ücretsiz yapmalısınız” denildiğinde dikkatli olmalıyız.

Bir hizmet sürekli sorumluluk, uzmanlık ve düzenli emek gerektiriyorsa, onu gönüllülük adı altında karşılıksız çalışmaya dönüştürmemeliyiz. Bakımın ve toplumsal hizmetlerin yükünü yine aynı insanların omzuna bırakmamalıyız.

Gönüllü katkı seçilebilir olmalı; sınırları, sorumlulukları ve ayrılma imkânı açık tutulmalıdır.

Ortak hayata katılım, insanın geçim güvencesini hak etmek için yerine getirmesi gereken bir sınava dönüşmemelidir.

Bir Filmin Sorduğu Soru

Pixar’ın Soul filminde Joe Gardner, profesyonel caz müzisyeni olma isteğini hayatının merkezine koyan bir öğretmendir. Hikâye, onu hayatının ne hakkında olduğunu yeniden düşünmeye götürür. Pixar — Soul

Bu bir kurgu; geleceğin çalışma düzenine ilişkin bir araştırma veya tahmin değildir. Fakat bize şu soruyu sordurabilir:

Hayatı yalnız ulaşmak istediğimiz büyük bir başarıyla tanımlarsak, o başarıya giderken yaşadıklarımızı görebiliyor muyuz?

Bu, amaçlarımızdan vazgeçmek demek değildir. Hayatın değerini yalnız hedefin gerçekleşeceği güne ertelememek demektir.

Bir sohbetin, merakın veya birlikte geçirilen sıradan bir günün değerini, kariyer başarısıyla ölçmek zorunda değiliz.

Yapay Zekâ Yapsa da Ben Yapmak İstiyorum

Bir yapay zekâ kısa sürede güzel bir görüntü üretebilir. Fakat bir insanın resim yapma isteği yalnız ortaya çıkacak görüntüyle açıklanabilir mi?

Çizgiyi kendisi aramak, öğrenmek, yanılmak ve yeniden denemek de deneyimin parçası olabilir.

Benzer biçimde hazır bir özet almak yararlı olabilir. Ancak bir konuyu anlamaya çalışmak, soru sormak ve başkalarıyla tartışmak başka bir süreçtir.

Bu yüzden makinelerin bir işi yapabilmesi, insanın o işle kurduğu ilişkinin değersizleşmesini gerektirmez.

Bazen sonuç için araç kullanırız. Bazen yapmanın kendisini isteriz. İnsan bu tercihi de yapabilmelidir.

Teknolojinin kolaylaştırdığı hayatın içinde, öğrenmeye ve kendi emeğimizle denemeye yer kalmalıdır.

Türkiye’de Nasıl Bir Alan Açabiliriz?

Türkiye için de geleceği yalnız yeni iş alanları listesiyle konuşmamalıyız.

İnsanların çalışma dışındaki yaşamlarına erişilebilir kültür, spor, öğrenme ve buluşma imkânları nasıl eklenebilir?

Bir belediye atölyesinde katılımcılar yalnız hazır etkinlikleri tüketmek yerine programı birlikte belirleyebilir mi? Bir köy topluluğu, yaşlıların deneyimiyle gençlerin teknik bilgisini karşılıklı öğrenmede buluşturabilir mi?

Bunlar uygulanmış genel modellerin anlatımı değil, geliştirebileceğimiz önerilerdir. Zaman, bütçe, ulaşım ve bakım ihtiyaçları hesaba katılmadan herkese ulaşmaları beklenemez.

“Özgür Toplum Nasıl Kurulur?” yazımızda tartıştığımız gibi, katılımın yalnız izin verilen değil, gerçekten kullanılabilen bir imkân olması gerekir.

Anlamı Kim Belirleyecek?

Bir devlet, şirket veya topluluk insanlara tek bir doğru hayat biçimi sunmamalıdır.

Ortak yaşamın kuralları ve başkalarının hakları gözetilirken, kişinin kendi hayatını arama alanı da korunmalıdır.

Birimiz anlamı araştırmada bulabilir. Birimiz dostlukta, doğada, inançta veya bakım vermekte. Zaman içinde tercihlerimiz de değişebilir.

Geçim güvencesi bu arayışın yerini tutmaz; fakat onu korku ve zorunluluğun baskısından bir ölçüde kurtarabilir.

Makinelerin daha çok iş yapabildiği bir gelecekte asıl kazanım, insanın sürekli daha fazla şey yapmak zorunda kalması olmayabilir. Kendi hayatında neye yer vereceğine daha özgürce karar verebilmesi olabilir.

Bir Sonraki Bölüm

11/12 — Bolluğun Sınırları: Doğa, Enerji ve Uzaya Açılan Ufuk

Bir sonraki bölümde bu ihtimallerin maddi koşullarını sorgulayacağız: Daha fazla üretimin enerji ve doğa üzerindeki yükü nedir? Uzaya açılmak yeni imkânlar sunarken, yeryüzündeki sorumluluklarımızı nasıl düşünmeliyiz?

Yol bir, sürek binbir.

Àşk ile…

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Hazırlanma tarihi: Kasım 2026