Makineler Calisirken Insan Nasil Yasayacak 7 12

Bir toplumun geleceği, yalnız hangi teknolojiyi kullandığına bağlı değildir. O teknolojinin koşullarını kimin belirlediği, bağımlılıkların nasıl yönetildiği ve insanların karar süreçlerinde ne kadar söz sahibi olduğu da geleceğin yönünü belirler.

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Devletler ve Şirketler: Teknolojik Güç Kimin Elinde?

Makineler Çalışırken İnsan Nasıl Yaşayacak?
Yapay Zekâ, Mülkiyet, Yönetim ve Ortak Gelecek
Yedinci Bölüm | 7/12

Bir Hizmetin Fiyatı Değiştiğinde

Bir düşünce örneğiyle başlayalım.

Bir belediye, yurttaşların başvurularını düzenlemek için dijital bir hizmet kullanıyor. Çalışanlar sistemi öğrenmiş, kayıtlar birikmiş, başka hizmetlerle bağlantılar kurulmuş.

Bir süre sonra sağlayıcı fiyatını artırıyor. Belediye başka bir sisteme geçmek istiyor. Ancak kayıtları taşımak, bağlantıları yeniden kurmak ve çalışanları eğitmek zaman ve para gerektiriyor.

Kâğıt üzerinde seçim hakkı var. Peki bu seçimi kullanabilecek imkân da var mı?

Bu örnek, belirli bir belediye hakkında ileri sürülen bir iddia değildir. Teknolojik bağımlılığın nasıl oluşabileceğini düşünmek içindir.

Önceki bölümde insanın algoritmalar karşısındaki karar yetkisini tartıştık. Şimdi daha geniş bir soruya bakalım: Karar verirken kullandığımız altyapının koşullarını kim belirliyor?

Ekranın Arkasındaki Güç

Yapay zekâ çoğumuza bir ekran üzerinden ulaşıyor. Soruyoruz, yanıt alıyoruz; bir metin hazırlıyor, bir görüntüyü inceliyor veya bir üretim sürecini yönetiyoruz.

Fakat bu görünür hizmetin arkasında çipler, sunucular, veri merkezleri, enerji, ağlar, yazılım ve insan emeği bulunuyor.

Dünya Bankası’nın 2025 tarihli Strengthening AI Foundations raporu, yapay zekâdan yararlanmanın dört temelini vurguluyor: enerji ve dijital bağlantı altyapısı; hesaplama kapasitesi; yerel ihtiyaçlarla ilgili veri; bilgi ve beceriler. Dünya Bankası — Yapay zekânın temelleri

Buradan çıkarabileceğimiz sonuç şudur: Bir ülkede yapay zekâ kullananların sayısının artması, o ülkenin bütün bu alanlarda aynı ölçüde güçlendiğini göstermez.

Çok sayıda kullanıcıya sahip olabiliriz. Ancak hizmetin fiyatını, erişim koşullarını veya teknik sınırlarını belirleyen kararların önemli bir bölümü başka kurumlarda alınabilir.

Teknolojiyi kullanabilmek, onun devamlılığını ve kurallarını belirleyebilmekle aynı güç değildir.

Birbirine Bağlı Bir Dünya

Bütün gücün tek bir ülkede veya tek bir şirkette toplandığını söylemek de gerçeği basitleştirir.

OECD’nin 2025 tarihli yarı iletken değer zinciri araştırması, üretimin farklı aşamalarının dünya çapında birbirine bağlı olduğunu; kritik girdilerin belirli bölgelerde yoğunlaştığını ve ülkelerin farklı aşamalarda uzmanlaştığını gösteriyor. Çalışma, kırılganlıkları azaltmak için tedarikin çeşitlendirilmesini ve uluslararası işbirliğini vurguluyor. OECD — Yarı iletken değer zinciri

Dolayısıyla “Her şeyi kendimiz üretirsek hiçbir sorun kalmaz” demek kolay, bunu gerçekleştirmek çok daha güçtür.

Bütün ihtiyaçları aynı anda ülke içinde üretmeye çalışmak, sınırlı kaynakların yanlış kullanılmasına da yol açabilir. Fakat bütün önemli işlevleri tek bir dış sağlayıcıya bırakmak da savunmasızlık yaratabilir.

Tartışılması gereken; hangi kapasitenin içeride geliştirilmesinin gerekli olduğu, hangi alanlarda işbirliği yapılacağı ve bir bağlantı kesildiğinde hizmetlerin nasıl süreceğidir.

Bağımlılıkların varlığı kadar, onların ne ölçüde karşılıklı olduğu ve alternatiflerinin bulunup bulunmadığı önemlidir.

Devlet ile Şirket Aynı Şey Değildir

Bir teknoloji şirketinin yatırım yapması, yenilik geliştirmesi ve kazanç elde etmesi anlaşılabilir. Fakat şirketin ticari öncelikleriyle toplumun bütün ihtiyaçlarının kendiliğinden örtüşeceğini varsayamayız.

Bir hizmet şirket açısından yeterince kârlı olmayabilir. Oysa aynı hizmet, küçük bir yerleşimde yaşayan insanlar için vazgeçilmez olabilir.

Devletin sorumluluğu da yalnız büyük bir teknoloji şirketi ortaya çıkarmakla tamamlanmış sayılmaz. Eğitim, erişim, hakların korunması ve kamusal kaynakların kullanımı birlikte değerlendirilmelidir.

Burada devlet ile hükümeti de birbirine karıştırmamalıyız. Kamu kurumlarının uzun vadeli sorumluluğu, o gün yönetimde bulunanların siyasal çıkarlarından daha geniştir.

Bu nedenle bir altyapının kamuya ait olması önem taşıyabilir; fakat onun nasıl yönetildiğini ayrıca sormalıyız.

Kim denetliyor? Harcamalar açıklanıyor mu? Yurttaşın verisi nasıl korunuyor? Yanlış kullanıma itiraz edilebiliyor mu?

Kamusal mülkiyet, demokratik yönetimle desteklendiğinde ortak yarara daha güçlü bir zemin oluşturabilir.

Seçenek Varmış Gibi Görünmek

Bir hizmetten ayrılma hakkının bulunması, ayrılmanın kolay olduğu anlamına gelmez.

Birleşik Krallık Rekabet ve Piyasalar Kurumunun, 31 Temmuz 2025 tarihli bulut hizmetleri incelemesi bu konuda somut bir örnek sunuyor. Kurum, incelediği pazarda rekabetin iyi işlemediği sonucuna vardı. Müşterilerin sağlayıcı değiştirmesini veya birden fazla sağlayıcı kullanmasını zorlaştıran teknik ve ticari engeller belirledi. CMA — Nihai karar özeti

Bu bulguyu Türkiye’deki bütün hizmetlerin durumu olarak sunamayız. Ancak sorulması gereken soruyu açıkça gösteriyor:

Bir kuruma “İstersen başka yere geçebilirsin” denildiğinde, geçişin gerçek maliyeti nedir?

Kayıtların kullanılabilir biçimde taşınabilmesi, yeni sistemle bağlantı kurulabilmesi ve hizmetin kesilmemesi baştan düşünülmelidir.

Ucuz başlayan bir sözleşme, zaman içinde çıkılması pahalı bir ilişkiye dönüşebilir. Bu yüzden yalnız ilk satın alma fiyatına bakmak yeterli değildir.

Veriyi Toplayan, Her Şeye Karar Verebilir mi?

Veri olmadan birçok dijital hizmet çalışamaz. Fakat veri toplamak, insan hayatı üzerinde sınırsız yetki kazanmak anlamına gelmemelidir.

Bir sağlık kaydının tedaviye yardımcı olması başka; kişinin bilgisi ve uygun güvenceler olmadan farklı amaçlarla değerlendirilmesi başkadır.

Bir topluluğun dilini veya kültürel arşivini dijitalleştirmek değerlidir. Ancak o topluluğun, kendi birikiminin nasıl kullanılacağı konusunda söz sahibi olması da önemlidir.

Bu yazıda önerdiğimiz ölçü açıktır: Veri toplama, belirli ve açıklanabilir bir amaçla sınırlanmalı; güvenlik, denetim ve itiraz imkânları birlikte düşünülmelidir.

Bunlar, her yerde gerçekleşmiş güvenceler olarak değil, savunulması gereken ilkeler olarak ele alınmalıdır.

“Bilgi Herkese Açılırken Güç Kimde Toplanıyor?” yazımızda da tartıştığımız gibi, erişimin genişlemesiyle yönetim yetkisinin paylaşılması ayrı meselelerdir.

Her İhtiyaç İçin En Büyük Sistem mi?

Bir ülkenin teknolojik geleceğini yalnız dünyanın en büyük modelini kurup kuramayacağı üzerinden değerlendirmek dar bir bakıştır.

Dünya Bankası’nın aynı raporu, gündelik cihazlarda çalışabilecek, daha düşük maliyetli ve belirli ihtiyaçlara yönelik küçük yapay zekâ uygulamalarının sunduğu imkânlara da dikkat çekiyor. Dünya Bankası — Yerel ihtiyaçlara uygun uygulamalar

Buradan hareketle şunu sorabiliriz: Bir tarım kooperatifinin, okulun veya küçük işletmenin ihtiyacı için hangi çözüm yeterlidir?

Bazı işlerde daha küçük, yerel koşullara uyarlanmış bir sistem uygun olabilir. Bazılarında dışarıdan hizmet almak daha verimli olabilir. Karar; gösterişe göre değil, ihtiyaç, güvenilirlik, toplam maliyet ve denetlenebilirlik üzerinden verilmelidir.

Açık kaynaklı çözümler de seçenekler arasında değerlendirilebilir. Ancak açıklık, bakımın, güvenliğin ve teknik bilginin ücretsiz olduğu anlamına gelmez. Bir aracı kullanıma açmakla, onu sürdürebilecek toplumsal kapasiteyi kurmak ayrı emek ister.

Teknolojik Güç Kimin Hayatını İyileştiriyor?

Bir ülkenin güçlü olmasıyla o ülkede yaşayan herkesin güçlenmesi arasında otomatik bir bağ kuramayız.

Teknolojik başarı, daha iyi sağlık hizmetine, erişilebilir eğitime, güvenli çalışmaya ve insanların karar süreçlerine katılmasına katkı sağlıyorsa toplumsal anlam kazanır.

Kamunun parasıyla desteklenen yatırımlar için de şu soruları sorabilmeliyiz:

Kimler yararlanacak? Küçük işletmeler ve araştırmacılar erişebilecek mi? Hizmetler engelli yurttaşlara ve farklı dil ihtiyaçlarına uygun olacak mı? Başarısızlığın yükünü kim, kazancını kim taşıyacak?

Bunlar gelişmenin önüne konulan engeller değildir. Gelişmenin kime hizmet edeceğini belirleyen sorulardır.

Türkiye açısından da hedefi yalnız “teknolojiyi tüketen ülke olmamak” diye kurmak yeterli değildir. Geliştirilen kapasitenin toplum içinde nasıl paylaşılacağını da konuşmalıyız.

Geleceğin gücü yalnız makinelerin ne kadar iş yaptığıyla ölçülmemeli. İnsanların o geleceği ne kadar etkileyebildiğiyle de ölçülmeli.

Bir Sonraki Bölüm

8/12 — Türkiye Bu Geleceğin Neresinde?

Bir sonraki bölümde bu çerçeveyi Türkiye’ye taşıyacağız. Eğitimden üretime, kamusal yatırımlardan çalışma hayatına kadar hangi soruların öncelikli olduğunu ve teknolojik gelişmenin toplumun daha geniş kesimlerine nasıl yarar sağlayabileceğini tartışacağız.

Yol bir, sürek binbir.

Àşk ile…

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Hazırlanma tarihi: Kasım 2026