Makineler Calisirken Insan Nasil Yasayacak 8 12

Bir ülkenin teknolojik geleceği, yalnız ürettiği makinelerle ölçülmez. O makineleri geliştiren insanların hangi koşullarda yaşadığı, dönüşümün yükünü kimlerin taşıdığı ve kazanımların toplumla nasıl paylaşıldığı da bu geleceğin parçasıdır.

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Türkiye Bu Geleceğin Neresinde?

Makineler Çalışırken İnsan Nasıl Yaşayacak?
Yapay Zekâ, Mülkiyet, Yönetim ve Ortak Gelecek
Sekizinci Bölüm | 8/12

Aynı Ülkede İki Ayrı Gelecek

Bir düşünce sahnesi kuralım.

Bir işletmede üretim hatları yenileniyor. Çalışanlar yeni sistemi öğrenmek için çalışma saatleri içinde eğitim alıyor. Hatalar birlikte inceleniyor, kazanılan zamanın nasıl kullanılacağı konuşuluyor.

Başka bir işletmede de benzer bir sistem kuruluyor. Ancak çalışanlara yalnızca “Bundan sonra daha az kişiyle daha fazla iş yapacağız” deniliyor.

İki yerde de teknoloji ilerlemiş olabilir. Peki insanın hayatı aynı yönde mi değişmiştir?

Bu sahne belirli işletmeler hakkında bir iddia değildir. Türkiye’nin geleceğini değerlendirirken neye bakmamız gerektiğini düşünmek içindir.

Önceki bölümde devletler ile şirketlerin teknolojik altyapı üzerindeki gücünü tartıştık. Şimdi soruyu yaşadığımız topluma taşıyalım: Türkiye bu dönüşüme nasıl katılacak, insanların hayatına ne katacak?

Kullanım Artıyor; Peki Ne Değişiyor?

TÜİK’in 2 Ekim 2026’da yayımladığı verilere göre, araştırma kapsamındaki girişimlerde herhangi bir yapay zekâ teknolojisi kullandığını belirtenlerin oranı 2025’te yüzde 7,5 iken 2026’da yüzde 14’e çıktı.

2026’da bu oran, 10–49 çalışanı bulunan girişimlerde yüzde 12,8; 250 ve üzeri çalışanı bulunanlarda yüzde 37,1 oldu. Girişimlere ilişkin araştırmanın kapsamı 10 ve daha fazla çalışanı olan girişimlerdir; bu oranlar bütün esnafa ve işletmelere genellenemez. TÜİK — Yapay Zekâ İstatistikleri, 2026

Bu veriler kullanımın yaygınlaştığını ve işletme büyüklüğüne göre farklılaştığını gösteriyor. Ancak tek başına üretkenliğin ne kadar arttığını, kaç işin değiştiğini veya çalışanların yaşamının iyileşip iyileşmediğini söylemiyor.

Bir işletmenin yapay zekâ kullandığını belirtmesi, bütün üretimini otomatikleştirdiği anlamına da gelmez.

Kullanım oranı başlangıç bilgisidir. Toplumsal sonuçları anlamak için başka sorular da gerekir.

Bir Başarı ile Bütün Ülkeyi Ölçebilir miyiz?

Bir alanda geliştirilen başarılı bir ürün değerlidir. Mühendisliğin, araştırmanın ve üretim emeğinin hakkını teslim etmeliyiz.

Fakat tek bir ürünün başarısından, bütün işletmelerin aynı kapasiteye ulaştığı sonucunu çıkaramayız. Aynı şekilde eksikliklerden hareketle ülkede hiçbir birikim bulunmadığını söylemek de doğru olmaz.

OECD’nin 2025 Türkiye incelemesi, daha ileri üretime geçişte kaydedilen ilerlemeye dikkat çekerken verimlilik, yenilik ve beceriler alanındaki eksiklikleri de ele alıyor. Dijital dönüşüm için gereken uzmanlık ve yetişkin eğitiminin güçlendirilmesini önemli görüyor. OECD — Türkiye’de yenilikçi ekonomiye geçiş

Bize düşen, başarıyı küçültmeden kapsamını doğru değerlendirmektir.

Bir teknolojik kazanım başka işletmelere bilgi aktarabiliyor mu? Üniversitelerde yeni araştırmalara alan açıyor mu? Küçük üreticinin sorununa çözüm olabiliyor mu?

Başarının değeri, çevresinde oluşturduğu öğrenme ve üretme imkânıyla da büyür.

Eğitim Kimin Zamanında Yapılacak?

Yeni teknoloji konuşulurken sıkça “İnsanlar kendilerini geliştirmeli” deniliyor.

Peki nasıl?

Gün boyu çalışan, ulaşımda zaman kaybeden ve evde bakım sorumluluğu üstlenen bir kişiye yalnızca internetten kurs önermek yeterli olabilir mi?

TÜİK’in aynı 2026 bülteninde, yapay zekâ kullanmayan ancak kullanmayı düşünen girişimlerin yüzde 72,3’ü ilgili uzmanlığın eksikliğini kullanmama nedenleri arasında belirtiyor. Bu oran bütün girişimleri değil, söz konusu grubu anlatıyor. TÜİK — Kullanımın önündeki nedenler

Buradan çıkaracağımız öneri, eğitimi yalnız bireysel gayrete bırakmamaktır.

Çalışma saatleri içinde öğrenme imkânı, gelir kaybı yaratmayan eğitim, erişilebilir araçlar ve gerçek ihtiyaçlara uygun programlar birlikte düşünülmelidir.

Yeni beceri kazanmak önemlidir. Fakat her çalışanın başka bir mesleğe kolayca geçebileceğini varsayamayız.

Geçiş döneminin yükü, “Uyum sağlayamadın” denilerek tek başına insanın omzuna bırakılamaz.

Bir Atölyenin İhtiyacı Nedir?

Bir başka düşünce örneği ele alalım.

Küçük bir üretici, ürünlerdeki hataları daha erken fark etmek istiyor. Ona doğrudan pahalı ve kapsamlı bir sistem satmak yerine önce sorunun kaynağına bakılabilir.

Sorun görüntü kontrolüyle çözülebilir mi? Üretim kayıtları düzenli mi? Mevcut makinelerin bakımı yeterli mi? Çalışanların deneyimi tasarıma katılıyor mu?

Bazen öncelik yeni bir yapay zekâ uygulaması olmayabilir. Bazen de sınırlı bir iş için geliştirilen sade bir araç yeterli olabilir.

Türkiye için üniversiteler, meslek kuruluşları, kooperatifler ve yerel işletmeler arasında ortak deneme alanları kurulmasını bu nedenle tartışmaya değer buluyorum.

Bu, hazır ve her yerde işleyen bir modelin anlatımı değil, bir öneridir. Finansmanı, yönetimi ve başarısızlık ihtimali açıkça düşünülmelidir.

Teknolojik dönüşüm, önce ihtiyacı doğru anlamakla başlamalıdır.

Araştırmacıya Yalnız Cihaz Yetmez

Bir laboratuvar kurulması önemlidir. Ancak o laboratuvarı yaşatan insanın koşulları da araştırmanın parçasıdır.

Bir genç araştırmacı, çalışmasını sürdürebileceğine güveniyor mu? Bir projede görev dağılımı yetkinliğe göre mi yapılıyor? Hata bulan kişi sorunu söyleyebiliyor mu?

Burada savunduğumuz ölçü; bilimsel özgürlük, öngörülebilir destek ve açık değerlendirmedir. Bunlar yalnız araştırmacının kişisel rahatlığı için değil, yapılan işin niteliği için de gereklidir.

Türkiye dışında yaşayan araştırmacılarla ortak çalışmalar da geliştirilebilir. Fakat dışarıdaki insanı ülkeye katkı vermeye çağırırken, içeride çalışanların koşullarını iyileştirme sorumluluğunu unutmamalıyız.

İnsanı yalnız bir yatırım kalemi olarak görmek, onun düşünme ve üretme gücünü anlamaya yetmez.

Kamunun Başarısı Hangi Sonuçla Ölçülecek?

UNDP Türkiye’nin 30 Ekim 2026 tarihli ulusal yapay zekâ kapasitesi raporunun tanıtımı, değerlendirmeyi teknik altyapı, hesaplama kapasitesi, insan kaynağı ve sektörel ihtiyaçlarla birlikte kuruyor. Kamu, özel sektör ve akademi temsilcilerinden toplanan verilere dayandığını belirtiyor. UNDP Türkiye — Yapay zekâ kapasitesi ve ihtiyaç analizi

Bu kapsamdan hareketle, kendi değerlendirmemize insanın günlük yaşamını da eklemeliyiz.

Bir kamu hizmetine ayrılan teknoloji bütçesi hangi sorunu çözüyor? Başvuru süresi kısalıyor mu? Yanlış işlem azalıyor mu? Hizmete ulaşamayan yurttaş için başka bir yol korunuyor mu?

Bu yazıda önerdiğimiz yaklaşım, yatırımları yalnız satın alınan sistem sayısıyla değerlendirmemektir.

Önceden belirlenmiş amaçlar, sınırlı denemeler ve sonuçların kamuoyuna açıklanması daha sağlam bir yol olabilir. İşe yaramayan projeyi düzeltmek veya durdurmak da hesap verebilirliğin parçası sayılmalıdır.

Kamusal kaynakların karşılığını sormak, gelişmeye karşı çıkmak değildir.

Kazanılan Zamanın Sahibi Kim?

Bir üretim süreci daha kısa sürmeye başladığında, kazanım farklı biçimlerde paylaşılabilir.

Daha fazla üretim yapılabilir. Çalışma süresi azaltılabilir. Ücretler iyileştirilebilir. İş güvenliğine ve eğitime kaynak ayrılabilir.

Bunların hiçbiri yalnız makinenin kurulmasıyla kendiliğinden gerçekleşmez.

Türkiye’de teknolojik dönüşüm tartışmasına çalışanların ve onların temsilcilerinin katılması bu nedenle önemlidir. İnsanlar yalnız yeni sistemi kullanmayı öğrenen kişiler olarak görülmemelidir. Değişen işin koşulları üzerinde de söz sahibi olabilmelidir.

“İş Azalırsa İnsanın Toplumdaki Yeri Ne Olacak?” yazımızda vurguladığımız gibi, insanın değeri piyasada kendisine ne kadar ihtiyaç duyulduğuyla sınırlanamaz.

Üretim kapasitesi artarken insanın güvencesi azalmak zorunda değildir. Fakat bunun için bölüşüm hakkında karar vermek gerekir.

Geleceğe Katılmak Ne Demektir?

Türkiye’nin önünde yalnız “Yetişecek miyiz, geride mi kalacağız?” sorusu bulunmuyor.

Nereye yetişmek istediğimizi de sormalıyız.

İnsanların sürekli daha fazla çalıştığı, fakat hayatları üzerinde daha az söz sahibi olduğu bir düzene mi? Yoksa üretilen bilginin daha güvenli yaşamaya, öğrenmeye ve ortak sorunları çözmeye katkı sağladığı bir topluma mı?

Teknoloji politikası bu tercihlerden ayrı kurulamaz.

Bir ülkenin geleceğine katılmak, yalnız ürününü satın almak veya başarısını alkışlamak değildir. O geleceğin önceliklerini tartışabilmek ve sonuçları üzerinde söz söyleyebilmektir.

Türkiye’nin bu gelecekteki yerini, teknolojik kapasitesi kadar insanına açtığı yaşam ve karar alanı da belirleyecek.

Bir Sonraki Bölüm

9/12 — Eşit Haklar, Eşitsiz İmkânlar: Gelecek Kimlere Açık?

Bir sonraki bölümde aynı haklara sahip olmanın neden her zaman aynı imkânlara sahip olmak anlamına gelmediğini tartışacağız. Gelir, yaş, engellilik, bakım sorumlulukları ve yaşanılan yer, teknolojinin sunduğu fırsatlardan yararlanmayı nasıl etkileyebilir?

Yol bir, sürek binbir.

Àşk ile…

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Hazırlanma tarihi: Kasım 2026