Makineler Calisirken Insan Nasil Yasayacak 11 12

Makinelerin daha fazla üretebilmesi, dünyanın kaynaklarının sınırsız olduğu anlamına gelmez. Geleceği yalnız neler yapabileceğimizle değil; neye ihtiyaç duyduğumuz, bedelini kimin taşıdığı ve hangi yaşamı korumak istediğimizle birlikte düşünmeliyiz.

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Bolluğun Sınırları: Doğa, Enerji ve Uzaya Açılan Ufuk

Makineler Çalışırken İnsan Nasıl Yaşayacak?
Yapay Zekâ, Mülkiyet, Yönetim ve Ortak Gelecek
On Birinci Bölüm | 11/12

Makineler Çalışırken Kaynaklar Nereden Gelecek?

Bir gelecek ihtimali düşünelim.

Makineler gıda üretiminden ulaşıma kadar birçok işi daha az insan emeğiyle yapabiliyor. Bazı ürünler ucuzluyor, bazı hizmetlere ulaşmak kolaylaşıyor.

Fakat makineler çalışırken enerji gerekiyor. Üretim için malzeme, bakım için parça, altyapı için yer gerekiyor.

İnsanın bir işi yapma zorunluluğu azalabilir. O işin maddi ihtiyaçları ise kendiliğinden ortadan kalkmaz.

Bu yüzden “Makineler çalışacak, herkes bolluk içinde yaşayacak” cümlesinin arkasını doldurmalıyız.

Hangi bolluk? Hangi kaynaklarla? Kimin erişebileceği bir yaşam?

Önceki bölümde insanın geçinmenin ötesindeki anlam arayışını tartıştık. Şimdi bu ihtimallerin üzerinde durduğu maddi dünyaya bakalım.

Dijital Olanın Fiziksel Temeli

Bir yapay zekâ yanıtı ekranda beliriyor. Kullanıcı olarak işlem birkaç saniyede tamamlanmış gibi görünüyor.

Oysa bunun arkasında çalışan bilgisayarlar ve elektrik altyapısı var.

Uluslararası Enerji Ajansının Nisan 2026 tarihli güncellemesindeki merkezi öngörü, veri merkezlerinin küresel elektrik tüketiminin 2025’teki yaklaşık 485 teravatsaatten 2030’da yaklaşık 950 teravatsaate çıkması yönünde. Bu, bütün veri merkezlerini kapsayan bir öngörüdür; yalnız yapay zekânın bugünkü tüketimi değildir. Gerçekleşmiş bir 2030 sonucu olarak da okunmamalıdır. IEA — Enerji ve yapay zekâ, 2026

Bu bilgiden çıkaracağımız sonuç, dijital hizmetleri bütünüyle reddetmek değildir.

Asıl soru, hangi hizmetin ne yarar sağladığı ve bu yararın hangi kaynak kullanımıyla elde edildiğidir.

Bir uygulamanın hızlı ve ucuz görünmesi, bütün maliyetlerinin ekranda görüldüğü anlamına gelmez.

Verimli Olmak, Daha Az Tüketmek midir?

Bir makinenin aynı işi daha az enerjiyle yapması gerçek bir kazanımdır. Fakat bu kazanımın toplam sonuca nasıl yansıdığına da bakmalıyız.

Bir düşünce örneği kuralım: Bir işlemin enerji ihtiyacı yarıya insin. Ancak o işlem eskisine göre dört kat fazla yapılsın. Bu durumda işlem başına verimlilik artarken toplam tüketim artabilir.

IEA’nın aynı 2026 değerlendirmesi de yapay zekânın enerji ihtiyacını; verimlilikteki iyileşmeler, kullanımın yayılması ve daha yoğun hesaplama gerektiren yeni uygulamalarla birlikte ele alıyor. Enerji sistemlerinin işletilmesinde yapay zekânın sağlayabileceği yararlara da dikkat çekiyor. IEA — Verimlilik, kullanım ve enerji talebi

Dolayısıyla yalnız teknolojinin tüketimine veya yalnız tasarruf ihtimaline bakarak sonuca varamayız.

Bir aracın ne kadar verimli olduğu kadar, ne için ve ne ölçüde kullanıldığı da önemlidir.

Bolluk Her Şeyin Daha Fazlası mı?

Bolluğu sürekli daha çok eşya üretmek olarak tanımlarsak, ihtiyaç ile tüketimi birbirine karıştırabiliriz.

Bir evde aynı iş için sürekli yeni cihaz alınmasıyla, bir köyde güvenilir suya erişimin sağlanması aynı toplumsal ihtiyacı karşılamaz.

UNEP ve Uluslararası Kaynak Panelinin Küresel Kaynaklar Görünümü 2024 raporu, kaynak kullanımındaki artışın çevresel etkilerini ve dağılımını birlikte inceliyor. Yeterli önlem alınmaması durumunda kaynak çıkarımının 2060’ta 2020 düzeyinin yaklaşık yüzde 60 üzerine çıkabileceğini belirtiyor. Bu, değiştirilemez bir gelecek değil, politika tercihlerine bağlı bir senaryodur. UNEP — Küresel Kaynaklar Görünümü 2024

Buradan hareketle başka bir bolluk anlayışı önerebiliriz:

Daha çok kullanılabilir eşya, daha az atık. Daha uzun ömürlü araçlar, daha kolay onarım. Daha çok tüketim baskısı yerine daha güvenli yaşam.

Bolluk, herkesin her şeyi sınırsız tüketmesi olarak değil; temel ihtiyaçların doğayı ve geleceği aşındırmadan karşılanabilmesi olarak düşünülebilir.

Tasarrufun Yükü Kimin Omzunda?

Kaynakların sınırlı olduğunu söylemek, herkese aynı fedakârlığı önermek için kullanılmamalıdır.

Temel ihtiyaçlarına güçlükle ulaşan bir insandan daha az tüketmesini istemekle, yüksek tüketimden yararlananların sorumluluğunu tartışmak aynı şey değildir.

Bu nedenle çevre politikasıyla sosyal adaleti birlikte kurmalıyız.

Kimler kaynak kullanımından kazanç sağlıyor? Kimler üretimin yakınında yaşıyor? Yatırım için gereken altyapının maliyetini kim karşılıyor?

Bu sorular belirli bir tesis hakkındaki iddialar değil, projeleri değerlendirmek için önerdiğimiz ölçülerdir.

Dizimizin teknolojik güç bölümünde tartıştığımız sahiplik ve yönetim meselesi burada da karşımıza çıkıyor.

Kazanç bir yerde toplanırken bedelin başka insanların hayatına yüklenip yüklenmediğini sormadan, yalnız toplam üretim rakamıyla yetinemeyiz.

Uzaya Bakmak, Dünyadan Vazgeçmek mi?

İnsanın uzayı merak etmesi değerlidir. Yeni bilgiler edinmek, yaşamın koşullarını araştırmak ve teknik sınırları aşmaya çalışmak insanın ufkunu genişletebilir.

Fakat bu merakı, yeryüzündeki sorumluluklarımızı ertelemenin gerekçesi yapmamalıyız.

“Burada kaynaklar azalırsa başka yere gideriz” demek, sorunun çözülmüş olduğunu göstermez.

Başka bir yerde yaşamak için gereken hava, su, gıda, enerji ve bakım düzenini kurmak ayrıca düşünülmelidir. Araştırmadaki bir başarıyla geniş ölçekli yaşamın bütün koşullarının sağlanması aynı şey değildir.

Uzaya açılmayı, sınırların ortadan kalkması olarak değil; yeni sınırlarla karşılaşırken öğrenme çabası olarak değerlendirmek daha anlamlı olabilir.

Uzay İstasyonundan Bir Su Dersi

NASA, Haziran 2023’te Uluslararası Uzay İstasyonu’ndaki yaşam destek sisteminin yüzde 98 su geri kazanımı hedefini gösterebildiğini açıkladı. Sistem, toplanan atık sudan ve kabin havasındaki nemden suyun geri kazanılmasını sağlayan farklı donanımları birlikte kullanıyor. NASA — Uzay istasyonunda su geri kazanımı

Bu önemli bir teknik başarıdır. Ancak bütün kaynakların eksiksiz döndürülebildiği veya bağımsız bir uzay yerleşiminin hazır olduğu anlamına gelmez. Açıklanan başarı belirli bir sistemin su geri kazanımına ilişkindir.

Benim bu örnekten çıkardığım düşünce şudur:

Uzay araştırması, yalnız yeni kaynaklara ulaşmayı değil, elimizdeki kaynağı dikkatle kullanmayı da düşündürebilir.

Dünyada sıradan gördüğümüz bir bardak su, başka koşullarda karmaşık bir yaşam destek zincirinin sonucu olabilir.

Geleceğin Kaynaklarını Kim Yönetecek?

Uzayda kalıcı üretim veya yaşam alanları gelişirse, sahiplik ve karar yetkisi soruları da gündemde olacaktır.

Yatırım yapanların kazancı nasıl ele alınacak? Araştırma bilgisine kimler erişebilecek? Orada çalışan insanların güvenliği ve söz hakkı nasıl korunacak?

Bunlar bu yazıda yanıtlanmış hukuki meseleler olarak sunulmuyor. Gelecek ihtimallerini tartışırken şimdiden sormamız gereken yönetim ve adalet sorularıdır.

Yeryüzünde sorguladığımız güç ilişkilerini başka bir yere taşımak, onları kendiliğinden çözmez.

Yeni bir yere ulaşmakla, orada adil bir yaşam kurmak ayrı başarılardır.

Türkiye İçin Hangi Öncelikler?

Türkiye açısından bilimsel araştırma ile günlük ihtiyaçları birbirine rakipmiş gibi sunmak zorunda değiliz. Fakat bütçe ve kaynak tercihlerinin hesabını da sormalıyız.

Bir yatırım hangi bilgiyi geliştirecek? Eğitim ve üretime katkısı nasıl izlenecek? Yerel yaşamın ihtiyaçlarıyla nasıl ilişki kurulacak?

Bir veri merkezi veya otomasyon projesi değerlendirilirken enerji ihtiyacı, yer seçimi, kullanılacak soğutma yöntemi, bakım ve kullanım ömrü birlikte incelenmelidir.

Bunları bütün projeler için aynı sonuç varmış gibi değil, her projenin kendi koşullarında yanıtlaması gereken sorular olarak öneriyorum.

Teknik kapasite geliştirmek kadar, o kapasiteyi değerlendirecek bağımsız bilgiye ve açık tartışmaya da ihtiyaç var.

Ufkumuzu Genişletirken

Geleceği yalnız sınırlarla anlatırsak umudu daraltabiliriz. Yalnız imkânlarla anlatırsak sorumluluğu görünmez kılabiliriz.

İkisini birlikte düşünmeliyiz.

Daha akıllı makineler, daha iyi yaşam için yeni yollar açabilir. Fakat bu yolların nereye çıkacağı; kullanım amaçlarına, kaynak tercihlerine ve kararların nasıl alındığına bağlıdır.

İnsanın ufku uzaya kadar genişleyebilir. Bu genişleme, üzerinde yaşadığı dünyaya ve birlikte yaşadığı insanlara karşı sorumluluğunu azaltmaz.

Bir Sonraki Bölüm

12/12 — Kapanış: Gelecek Kendiliğinden Adil Olur mu?

Son bölümde dizinin sorularını bir araya getireceğiz. Teknik kapasite, mülkiyet, geçim, katılım, anlam ve doğa arasındaki bağları değerlendirerek insanı merkezde tutan bir gelecek için hangi ortak ölçülere ihtiyaç duyduğumuzu tartışacağız.

Yol bir, sürek binbir.

Àşk ile…

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Hazırlanma tarihi: Kasım 2026