Makineler Calisirken Insan Nasil Yasayacak 5 12

Bir makinenin daha çok üretmesi, o üretimden herkesin daha çok yararlanacağı anlamına gelmez. Geleceğin paylaşımını konuşurken yalnız dağıtılacak geliri değil, üretimin sahipliğini ve karar hakkını da sorgulamalıyız.

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Robot Kimin, Ürettiği Zenginlik Kimin?

Makineler Çalışırken İnsan Nasıl Yaşayacak?
Yapay Zekâ, Mülkiyet, Yönetim ve Ortak Gelecek
Beşinci Bölüm | 5/12

Aynı Makine, Farklı Paylaşım

Bir düşünce örneğiyle başlayalım.

İki işletme benzer bir üretim sistemi kuruyor. Yeni makineler bazı işleri kolaylaştırıyor, aynı üretim için gereken emek zamanını azaltıyor.

Bir işletmede bu kazancın bir bölümü çalışanların süresini kısaltmak ve becerilerini geliştirmek için kullanılıyor. Diğerinde öncelik çalışan sayısını azaltmaya ve sahiplerin gelirini artırmaya veriliyor.

Bu iki örnek bütün işletmeleri anlatmaz. Ancak önemli bir ayrımı görünür kılar: Teknik imkân benzer olsa da paylaşım kararı farklı olabilir.

Üstelik kazanımın tamamı hemen dağıtılabilir para değildir. Yatırımın maliyeti, bakım, borç, enerji ve yenileme ihtiyacı da vardır.

Bütün bunları hesaba kattığımızda yine aynı soruya geliriz: Ortaya çıkan değerden kim, hangi hakla pay alacak?

Önceki bölümde geçim güvencesini ve temel hizmetleri tartıştık. Şimdi kaynağın dağıtılmasından önceki yere, üretimin sahipliğine bakalım.

Makine Tek Başına Bir Dünya Kurmaz

Bir üretim sisteminin çalışması yalnız robot koluna bağlı değildir. Yazılım, enerji, bakım, veri, altyapı ve farklı insanların bilgisi de gerekir.

Bu nedenle “Robot üretti” dediğimizde, arka plandaki ilişkileri de görmeliyiz.

Makineye kim yatırım yaptı? Yazılımın kullanım koşullarını kim belirliyor? Bakımı kim yapıyor? Verinin toplanmasına ve kullanılmasına ilişkin kurallar nasıl kuruluyor? Üretim durduğunda kim hangi riski üstleniyor?

Yatırım yapanın ve risk üstlenenin karşılığını tartışmak meşrudur. Ancak karşılığı konuşurken çalışanların katkısını, ortak altyapıyı ve toplumsal maliyetleri görünmez bırakamayız.

Mülkiyet sorusu bu yüzden yalnız bir cihazın kime ait olduğuyla sınırlı değildir. Üretimi mümkün kılan ilişkilerin nasıl düzenlendiğiyle de ilgilidir.

Ücret Geliriyle Mülkiyet Geliri Aynı Değildir

Bir insan çalışmasının karşılığında ücret alabilir. Bir başkası, sahip olduğu şirket payından gelir elde edebilir. Aynı kişi her iki gelire de sahip olabilir.

Teknoloji bazı işleri azaltırken sermayenin getirisini artırırsa, mülkiyetin kimlerde toplandığı daha fazla önem kazanabilir.

IMF bünyesinde 2025’te yayımlanan bir çalışma, yapay zekânın ücret ve servet eşitsizliğini farklı kanallardan etkileyebileceğini modelleyerek inceliyor. Bazı koşullarda ücret farkları daralsa bile, sermaye getirilerinden daha fazla yararlanabilenlerin servetinin büyüyebileceğini gösteriyor. Bu bir model çalışmasıdır; gelecekte mutlaka gerçekleşecek sonucun veya IMF’nin bütün kurum adına benimsediği tek görüşün açıklaması değildir. AI Adoption and Inequality

Buradaki ayrım önemlidir: Ücretler arasındaki farkın azalması, üretim varlıklarının daha adil paylaşıldığını tek başına göstermez.

Çalışarak elde edilen gelir değişirken, sahiplikten doğan gelir aynı yönde değişmeyebilir.

Kârdan Pay Almakla Ortak Olmak Aynı Şey mi?

Bir işletme çalışanlarına kârdan pay verebilir. Bu, ücretin yanında başka bir gelir sağlayabilir.

Fakat kârdan pay almak her zaman mülkiyet hakkı vermez. Mülkiyet payına sahip olmak da her zaman yönetimde etkili söz hakkı sağlamaz.

Bu nedenle önerileri adlarıyla değil, içerikleriyle değerlendirmeliyiz.

Payın nasıl hesaplandığı görülebiliyor mu? Kural tek taraflı değiştirilebiliyor mu? Çalışan, önemli kararlara katılabiliyor mu? İşyerinden ayrıldığında payına ne oluyor? Zarar ve borç hangi koşullarda paylaşılacak?

Ortaklık, yalnız iyi günlerde gösterilen bir belge olmamalıdır. Hakların yanında yükümlülüklerin de açık olması gerekir.

Çalışanın ücretini, işini ve birikiminin tamamını aynı işletmenin başarısına bağlayan düzenlerin taşıyabileceği riskler de ayrıca değerlendirilmelidir.

Kooperatif Deneyimi Ne Açıyor?

İspanya’nın Bask bölgesindeki MONDRAGON, çalışanların mülkiyet ve yönetime katılımını tartışırken bakılabilecek örneklerden biridir. Kuruluşun açıkladığı kooperatif ilkelerinde, yönetim organlarının seçimi ve önemli kararlar için kişi başına bir oy yaklaşımı yer alır; sermayenin tek başına oy hakkı yaratmadığı belirtilir. MONDRAGON — Kooperatif ilkeleri

Bu, kuruluşun kendi açıkladığı ilke ve yapıdır. Bütün uygulamalarının sorunsuz işlediğinin bağımsız kanıtı değildir.

Bir kooperatifi değerlendirirken de kimlerin üye olduğunu, üye olmayan çalışanların durumunu, bilgiye erişimi ve gerçek katılımı sormalıyız. Her çalışanın otomatik olarak aynı haklara sahip olduğunu varsayamayız.

Bu örnek bize hazır bir modelin aynen kopyalanmasını söylemez. Üretimin sahipliğiyle çalışanların söz hakkının birlikte düzenlenebileceğini düşünmemize yardımcı olur.

Toplumun Ortak Birikimi Olabilir mi?

Paylaşımı yalnız bir işletmenin çalışanlarıyla sınırlamak da yeterli olmayabilir. Ücretli işin dışında kalanlar, bakım verenler ve gelecek kuşaklar ortak yaşamın parçasıdır.

Bu nedenle kamusal birikim ve toplumsal pay seçeneklerini de tartışmalıyız.

Norveç’in Government Pension Fund Global fonu, petrol ve gaz gelirlerinin bir bölümünü uzun vadeli birikime dönüştüren bir örnektir. Fon yöneticisinin açıklamasına göre amaç, bu servetten bugünkü ve gelecek kuşakların yararlanmasıdır; harcama düzeni de uzun vadeli kullanım ilkesine bağlanır. Norges Bank Investment Management — Fonun yapısı

Bu fon bir robot geliri veya herkese temel gelir uygulaması değildir. Norveç’in kaynaklarını ve tarihini Türkiye’ye aynen taşıyamayız.

Ancak bir soruyu açabiliriz: Ortak kaynaklardan doğan gelirin bir bölümü, kısa vadeli dağıtımın yanında uzun vadeli toplumsal birikime de dönüşebilir mi?

Her fon yatırım riski taşır. Kaynağın nasıl oluştuğu, kayıpların kim tarafından üstlenildiği, yöneticilerin nasıl denetlendiği ve getirinin kimlere yaradığı açık olmalıdır. “Kamu adına” kurulmak, denetim ihtiyacını ortadan kaldırmaz.

Vergi ile Mülkiyetin Farkını Koruyalım

Bir şirketin kazancının vergilendirilmesi, toplumun o şirkete ortak olmasıyla aynı şey değildir.

Vergi, ortak hizmetleri ve gelir aktarımını finanse edebilir. Mülkiyet ise düzenlemesine göre getiriye, riske ve bazı karar haklarına katılım sağlayabilir. Bu yollar birbirini tamamlayabilir; birbirinin bütün işlevlerini otomatik olarak üstlenmez.

Türkiye’de bir teknoloji yatırımı kamu desteği alıyorsa, desteğin koşullarını sormak gerekir. Destek hangi amacı taşıyor? Toplumsal karşılığı nasıl ölçülüyor? Yükümlülükler yerine getirilmediğinde ne oluyor?

Bunlar belirli bir mevcut programa yöneltilmiş suçlamalar değil; kamu kaynağını değerlendirirken savunabileceğimiz sorulardır.

Riskin topluma, kazancın dar bir çevreye bırakıldığı bir düzeni sorgulamak; yatırımın kendisine karşı olmak değildir.

Kullanıcı Olmak, Sahip Olmak Değildir

DDP72’deki “Bilgi Herkese Açılırken Güç Kimde Toplanıyor?” yazısında erişimle karar gücünü ayırmıştık.

Bir üretici, kullandığı dijital sisteme bağımlı hâle gelebilir. Sistemi kullanıyor olması; fiyatını, erişim koşullarını veya geleceğini belirleyebildiği anlamına gelmez.

Bu nedenle yalnız görünen makinenin sahibini sormak yetmeyebilir. Onun çalışmasını mümkün kılan yazılımı ve hizmeti kimin kontrol ettiği de önemlidir.

Ortaklık önerilerinde de aynı açıklık gerekir. İnsanlara hangi varlıkta, hangi gelirde ve hangi kararda pay verildiği anlaşılabilir olmalıdır.

Elysium’un Gösterdiği Ayrım

Elysium filminde zengin bir kesim ayrıcalıklı bir uzay yerleşiminde yaşarken, diğer insanlar yıpranmış bir dünyada kalır. Hikâyenin kurduğu ayrım, ileri imkânların varlığıyla bunlara herkesin ulaşabilmesinin aynı şey olmadığını düşündürür. Sony Pictures — Elysium

Bu kurgu geleceğin kanıtı değildir. Bizim tartışmamıza taşıdığı soru şudur:

Bir toplum teknik olarak ilerlerken, imkânların kapısı kimlere açılıyor?

Paylaşımı Üretimin Başında da Düşünmek

İnsanı merkeze alan bir gelecek, yalnız üretimden sonra yapılacak yardımlarla değerlendirilemez. Üretimin sahipliğini, gelirini, riskini ve kararlarını da konuşmalıyız.

Tek bir modelin her yerde aynı sonucu vereceğini söylemiyoruz. Ancak bütün modeller için sorabileceğimiz ortak sorular var: Kim katkı sunuyor, kim risk taşıyor, kim pay alıyor ve kim hesap verebiliyor?

Makinenin verimliliği insanın yerine karar vermemelidir. Üretilen imkânların nasıl paylaşılacağı, insanların birlikte tartışabileceği ve etkileyebileceği bir mesele olarak kalmalıdır.

Bir Sonraki Bölüm | 6/12

Kararı Kim Verecek: İnsan mı, Algoritma mı?

Mülkiyetin yanında yönetimi ele alacağız. İnsan denetiminin hangi koşullarda gerçek olduğunu; bilgiye erişimi, itirazı, durdurma yetkisini ve sorumluluğu sorgulayacağız.

Yol bir, sürek binbir.

Àşk ile…

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Hazırlanma tarihi: Kasım 2026