Makineler Calisirken Insan Nasil Yasayacak 3 12

Bir insanın yaptığı işe duyulan ihtiyaç değişebilir. Fakat onun saygınlığı, hakları ve toplumdaki yeri iş ilanlarının sayısına bağlı olmamalıdır. Teknolojik dönüşümü, insanın nasıl yaşayacağı ve ne kadar söz sahibi olacağı sorularıyla birlikte düşünmeliyiz.

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

İş Azalırsa İnsanın Toplumdaki Yeri Ne Olacak?

Makineler Çalışırken İnsan Nasıl Yaşayacak?
Yapay Zekâ, Mülkiyet, Yönetim ve Ortak Gelecek
Üçüncü Bölüm | 3/12

“Artık Bana İhtiyaç Yok mu?”

Bir düşünce örneğiyle başlayalım.

Yıllardır aynı işyerinde çalışan bir insan düşünelim. İşini biliyor. Yeni gelenlere yol gösteriyor, sorun çıktığında kendisine danışılıyor.

Bir gün kullanılan sistem değişiyor. Yaptığı işlerin bir bölümü yazılıma aktarılıyor. Kendisinden artık daha az işlem yapması, sistemin ürettiklerini kontrol etmesi isteniyor.

Ücreti o gün değişmemiş olabilir. Fakat aklında başka sorular oluşuyor:

“Yıllardır öğrendiğim şeylerin değeri kalmadı mı? Yeni düzende bana nasıl bir yer verilecek? Kararlar alınırken benim deneyimim soruldu mu?”

Bu yalnız işini kaybetme korkusu değildir. Bildiği bir dünyanın değişmesi, tanındığı yerin belirsizleşmesi ve kendi geleceği üzerinde sözünün azaldığını hissetmesi de olabilir.

Önceki bölümde teknik beceriyle gerçek kullanım arasındaki farkı sorguladık. Şimdi dönüşümün insanın hayatındaki karşılığına bakalım.

Bir işin değişmesiyle, o işi yapan insanın toplumdaki yerinin değişmesi aynı hızda ve aynı kolaylıkla gerçekleşmeyebilir.

Görev Değişince Meslek Biter mi?

Bir meslek, tek bir hareketten veya tek bir bilgiden oluşmaz.

Bir işin içinde kayıt tutmak, insanlarla anlaşmak, beklenmedik bir durumu değerlendirmek, sorumluluk üstlenmek ve başkasının işini tamamlamak gibi farklı görevler bulunabilir.

Bunlardan bazılarının otomatikleşmesi, mesleğin bütününün aynı anda ortadan kalktığını göstermez. Ancak değişim önemsiz de değildir. Bazı görevler azalırken başka görevler büyüyebilir; bir iş daha az çalışanla yürütülebilir veya yeni iş alanları açılabilir.

Buradan bütün toplum için kesin bir sonuç çıkaramayız.

“Yeni işler mutlaka herkese yeter” demek de, “Yakında kimseye iş kalmaz” demek de ayrıca kanıt ister. Gelecekte bir alanda açılabilecek iş, bugün gelirini kaybeden insanın o işe hemen ulaşabileceği anlamına gelmez.

Toplamdaki bir imkân ile belirli bir insanın erişebildiği imkân aynı şey değildir.

İş, Maaştan Fazlasını Taşıyabilir

Bir iş bize gelir sağlayabilir. Aynı zamanda günümüzü düzenleyebilir, insanlarla ilişki kurmamıza ve bir işin parçası olduğumuzu hissetmemize yardımcı olabilir.

Dünya Sağlık Örgütü, insana yakışır işin geçim, güven, amaç duygusu, olumlu ilişkiler ve günlük düzen sağlayabildiğini belirtiyor. Ancak güvencesizlik, aşırı iş yükü, ayrımcılık ve iş üzerinde düşük kontrol gibi koşulların ruh sağlığı için risk oluşturduğunu da vurguluyor. DSÖ — İşyerinde ruh sağlığı

Bu iki yönü birlikte düşünmeliyiz.

Her iş insana anlam vermez. Bazı insanlar çalışırken yıpranır; bazıları işyerinde kendisini değersiz hisseder. Bu nedenle insanın toplumdaki yerini korumayı, mevcut her çalışma koşulunu korumakla eşitleyemeyiz.

Savunmamız gereken, insanın gelirini ve ilişkilerini sürdürebildiği, haklarını kullanabildiği ve yaptığı iş üzerinde söz sahibi olabildiği koşullardır.

Daha Az Çalışmakla İşsiz Kalmak Aynı Deneyim Değildir

İki insan düşünelim.

Birinin çalışma süresi kısalıyor. Geliri ve güvencesi korunuyor. Açılan zamanı dinlenmek, öğrenmek ve yakınlarıyla geçirmek için kullanabiliyor.

Diğeri istemeden işini kaybediyor. Ne kadar süre gelir elde edemeyeceğini bilmiyor. Önündeki seçenekler giderek daralıyor.

İkisinin de ücretli çalışmaya ayırdığı zaman azalmış olabilir. Fakat yaşadıkları aynı değildir.

Birinde güvence ve tercih alanı vardır. Diğerinde belirsizlik ve zorunluluk ağır basar.

Bu yüzden geleceği “İnsanların daha çok boş zamanı olacak” cümlesiyle anlatmak yetmez. O zamanın hangi koşullarda açıldığını da sormalıyız.

Geçim kaygısı içindeki işsizlik, kendiliğinden özgür zamana dönüşmez.

Ücret Almayan İnsan Emek Vermiyor mu?

Çalışmayı yalnız maaşla ölçersek, bugün de büyük bir emeği görünmez bırakırız.

Çocuğuna bakan, yaşlı bir yakınının ihtiyaçlarını karşılayan, evin günlük işlerini sürdüren veya topluluğunun ortak işine katkı veren insanlar düşünelim.

Bu faaliyetlerin karşılığında her zaman ücret ödenmez. Fakat yapılmadıklarında ortaya çıkan boşluğu hemen hissederiz.

ILO’nun 2024’te yayımladığı, 2023 verilerine dayanan tahmininde dünya genelinde 708 milyon kadının bakım sorumlulukları nedeniyle işgücünün dışında olduğu belirtiliyor. Bu, işsizlik sayısı değildir; ücretli işgücüne katılımı sınırlayan eşitsiz bakım yükünü gösterir. ILO — Bakım sorumlulukları ve işgücüne katılım

Gelecekte bazı ücretli işlere ihtiyaç azalırsa, bakım emeği kendiliğinden adil paylaşılmış olmayacak. Aynı insanların üzerine daha fazla ücretsiz sorumluluk yüklenmesi de mümkün olabilir.

Bu nedenle “İnsanlar artık birbirine bakar” demekle yetinemeyiz. Kimin, hangi koşullarda, ne kadar sorumluluk üstleneceğini ve nasıl destekleneceğini de konuşmalıyız.

Saygınlığı Yalnız Mesleğe Bağlarsak

DDP72’deki “Bilmek Neden Güç ve Saygınlık Sağladı?” yazısında bilginin yarar üretmesinin yanında toplumsal konum da kazandırabildiğini tartışmıştık.

Meslek için de benzer bir soru sorabiliriz. Bir insana yalnız işyerindeki unvanı nedeniyle değer veriyorsak, o unvan değiştiğinde ona nasıl davranacağız?

İşini kaybeden kişi aynı deneyime, ilişkilere ve haklara sahip olduğu hâlde neden daha az dinlensin?

Saygınlığı yalnız piyasanın talebine bağladığımızda, teknolojik değişimin bedeline toplumsal dışlanmayı da ekleyebiliriz.

Burada başka bir tuzağa da düşmeyelim: Ücretli işi olmayan insandan, saygı görebilmek için sürekli gönüllü bir iş yapmasını veya yeni başarılar göstermesini beklemek de adil değildir.

İnsan, varlığını hak etmek için her gün yeniden yararlılık sınavına girmemelidir.

“Kendini Geliştir” Demek Ne Zaman Yeterli Olmaz?

Yeni şeyler öğrenmek değerlidir. Ancak bir insana yalnız “Çağa uyum sağla” demek, öğrenmenin koşullarını sağlamaz.

Eğitime ayırabileceği zamanı var mı? Geçimi sürüyor mu? İnternete ve gerekli araçlara ulaşabiliyor mu? Bakım sorumluluğunu paylaşacak destek bulunuyor mu? Eğitimin sonunda erişebileceği bir iş veya kullanım alanı var mı?

Türkiye’de de dönüşümü bu sorularla değerlendirmeliyiz. Bir büyük işletmenin eğitim programına ulaşabilen çalışanla, küçük bir işyerinde kendi başına çözüm arayan insanın imkânlarını aynı kabul edemeyiz.

Yaş, gelir, engellilik, yaşanılan yer ve bakım yükü gibi koşullar hesaba katılmadan verilen uyum çağrısı, ortak sorumluluğu kişisel eksiklik gibi gösterebilir.

Eğitim, belirsiz bir geleceğe hazırlanmanın bütün yükünü çalışana aktaran bir görev olmamalıdır. Erişilebilir, desteklenen ve gerçek ihtiyaçlarla bağlantılı bir hak olarak düşünülmelidir.

İnsanlar Dönüşümün Yalnız Muhatabı Olmasın

İşin nasıl değişeceğine ilişkin kararlar alınırken, o işi yapan insanlar sürecin neresinde olacak?

Yalnız yeni sistemi öğrenmeleri mi istenecek? Yoksa hangi görevin değişeceği, iş yükünün nasıl paylaşılacağı ve kazanılan zamanın neye ayrılacağı konusunda da sözleri olacak mı?

ILO’nun 2025 tarihli vaka çalışmaları, farklı bölgelerde çalışan temsilcilerinin yapay zekâ ve algoritmik yönetim kararlarına katılma yollarını inceliyor. Çalışma, istihdam ve becerilerin yanında çalışma koşullarını ve hakları da ele alıyor. Bu örnekler her yerde aynı sonuç alınacağını göstermez; dönüşümün yalnız teknik bir karar olarak görülmek zorunda olmadığını gösterir. ILO — Yapay zekâ ve sosyal diyalog

Bize düşen soru açıktır: İnsanlardan değişime uyum beklerken, değişimin yönünü belirlemelerine de imkân tanıyor muyuz?

Toplumdaki Yerimiz Bir İş Sözleşmesinden Büyük

İnsanların bir arada yaşayabildiği, birbirini dinleyebildiği ve ortak sorunlara katılabildiği alanlar önemlidir. Mahalle, kütüphane, kültür alanı, dernek veya ortak atölye bu alanlardan biri olabilir.

Ancak bunları işini kaybeden insanın gelir sorununa verilmiş yeterli bir cevap gibi sunamayız. Bir etkinliğe katılabilmek kirasını ödemez. Gelir desteği almak da tek başına yalnızlığını veya söz hakkı kaybını gidermez.

Geçimi, aidiyeti ve katılımı birbirinin yerine koymadan birlikte düşünmeliyiz.

Teknoloji gerçekten daha az insan emeğiyle ihtiyaçları karşılamayı mümkün kılarsa, bu imkânı hayatı iyileştirmek için kullanabiliriz. Fakat bunun yolu, bazı insanları üretimden uzaklaştırıp toplumun da kenarında bırakmak olmamalıdır.

İşin değiştiği bir dünyada insanın yerini korumak, yalnız ona yeni bir görev bulmak değildir. Haklarını, ilişkilerini ve ortak gelecekteki sözünü de güvenceye almaktır.

Bir Sonraki Bölüm | 4/12

Ücretin Ötesinde Geçim: Gelir ve Temel Hizmetler

Ücretli işin azaldığı veya dönüştüğü koşullarda geçimin nasıl sağlanabileceğini tartışacağız. Gelir güvencesini, temel hizmetleri ve çalışma süresinin paylaşılmasını; maliyetleri ve sınırlarıyla birlikte inceleyeceğiz.

Yol bir, sürek binbir.

Àşk ile…

✍️ Roj Arslan-Gülçehre

Hazırlanma tarihi: Kasım 2026